Topluma doğru bakmak

Topluma doğru bakmak

0
PAYLAŞ

Toplumbilim araştırmalarında şu üç kavramın belli bir ağırlığı olmalıdır: alışkı görenek gelenek. Bu kavramlar toplumbilim araştırmacısının anahtar kavramlarıdır demek istemiyoruz. Ne var ki toplumu bilimsel çerçevede anlamaya çalışan bir kişi her zaman kendini bu kavramlarla sarılmış duyacaktır. Bu üç kavram bir toplumun yaşam koşullarını ya da yaşam biçimlerini açıklamakta başrolü oynar. Onlarsız toplumbilim araştırması verimsiz olur. Bir toplumsal yapının özüne inmek için bu kavramlarla ilgili özelliklerin yakından görülebilmesi zorunludur. İnsan bilimlerinde ve özellikle insan bilimlerinin babası diyebileceğimiz toplumbilimde nesneli yani hepimiz için belirgin ve anlaşılabilir olanı yakalayabilmek yolunda istatistik yöntemlerinin daha belirleyici olduğu düşünülebilir. Böyle düşünenler bir bakıma haklıdırlar.  Ne var ki istatistik bize çok zaman nesnellik adına son derece verimli görünse de zaman zaman bizde bizi öze götürmediği ve kabukta bıraktığı yani yüzeyselde oyaladığı gibi duygular uyandırır. Salt istatistiğe dayalı bir toplumbilim araştırması yüzeysel bir araştırma olacaktır.

İstatistik bir şeyleri içerirken bir şeyleri de zorunlu olarak dışta bırakır. Örneğin yirmi iki milyon kişilik bir toplumsal yapıyı araştırırken bin beş yüz ya da iki bin kişiden görüş almakta sınırlanmak hiçbirimize doyurucu görünmez. Yirmi iki milyon kişiden görüş almak da olacak iş değildir. Biraz da kendimizi ve başkalarını kandırma yöntemidir bu. İstatistik yöntemlerinden uzak duralım diyemeyiz elbette. İnsan bilimleri doğa bilimlerinin ulaştığı nesnelliğe biraz olsun ulaşabilmek için elbette istatistik yöntemlerini kullanacaktır. Ne var ki salt istatistik yöntemleriyle iş gören bir toplumbilim araştırmacısının da şu ya da bu ölçüde deneklerin kurbanı olması kaçınılmaz görünüyor. Üstelik bu deneklerin her koşulda son derece açık yürekli kimseler olduklarını ve araştırmacıyı içtenlikle yanıtladıklarını söyleyebilmek de güçtür. Denek bazen araştırmacının nesnel bilgiye ulaşma kaygısına aldırmayacak, onun sorularını işine geldiği gibi yanıtlayacaktır. Demek ki bu durumda istatistikle yetinmemek, işe gözlemi de katmak gerekecektir. Gözlemin bize sağlayacağı bilgi istatistikçinin elde ettiği bilgiden hiç de aşağı olmayacaktır.  Bunun için bir toplumbilim araştırmacısının bir budunbilim araştırmacısı gibi hatta bir halkbilim araştırmacısı gibi canlı ögelere göz dikmesi, canlı ögelerin peşine gitmesi doğru olacaktır.

Toplumbilimciler “alan çalışması” sözünü çok sevmekle birlikte alandan çok dört duvar arasında görüş üretmeyi yeğlerler. Toplumbilim elbette her bilim gibi kuramıyla da önemlidir ama onda kuramın daha çok uygulamaya bağlı hatta bağımlı olduğu kesindir. Onda kuramla ilgili çalışmaların verimini sağlayacak veriler somut yaşam koşullarında içkindir. O zaman toplumbilimci kendisini alanın çağırdığını duyacak ve alana çıkacaktır, alanda başta sözünü ettiğimiz bu üç kavramla ilgili kaynaklarla yüzyüze gelecektir. Toplumbilimci dünyanın her yerinde masa başı araştırmacısı olmaya daha eğilimli görünüyor. Gene de bunu açık açık söyleyebilmek kolay değil, bunun için elimizde somut veriler yok. Bize gelince, bizim toplumbilimcilerimiz alanın girdisiyle çıktısıyla uğraşmayı sevmezler, bu yüzden çok zaman dünyayı pencereden gözlemek yolunu seçerler. Hatta onlar tarih de biraz toplumbilimdir zaten diyerek biraz yana kayıp tarihçiliğe “soyunma” eğilimi gösterebilirler.

Batı’daki toplumbilimcilerin de toplumsal yapıları ayrıntılarıyla ve köktenci bir anlayışla kavramak konusunda çok istekli olduklarını söyleyebilir miyiz bilmem. Böylesi bir tutum toplumbilimciyi dünyanın her yerinde kurulu düzenler karşısında sıkıntıya düşürebilir. Fincancı katırlarını ürkütmek bugün birçok kolaylıkları yaşayan bilim adamının elbette işine gelmeyecektir. Acem şairinin dediği gibi para denizde de olsa selamet karadadır. Kitaplığımda yıllardır durup duran ve zaman zaman açıp orasını burasını kurcaladığım fransızca iki toplumbilim sözlüğüne bu sabah şöyle bir göz attım. Bunlardan birisi Larousse’un basmış olduğu Dictionnnaire de sociologie (yazarları Joseph Sumph ve Michel Hugues) öbürü gene Larousse’un basmış olduğu Dictionnaire de sociologie (yazarları Raymond Boudon, Philippe Besnard, Mohamed Cherkaoui ve Bernard-Pierre Lécuyer). Birincisinde ne alışkı (fr.coutume) ne görenek (fr.moeurs) ne de gelenek (fr.tradition) var. İkincisinde alışkı yok ama öbür ikisi var. Toplumbilimciler tarihçilik gibi filozofluk gibi sokak istemeyen işlere merak saldıkça toplumsal yapıların araştırılmasıyla ilgili çalışmalar zorunlu olarak evden sürdürülecek gibi görünüyor.

BİR CEVAP BIRAK