Toplumsal tercihler ve sosyal sermaye

Toplumsal tercihler ve sosyal sermaye

0
PAYLAŞ

Yıl 1959, yâni bundan 51 yıl önce ve bir yabancı lisede geleneksel bir Pazartesi toplantısı. Bizim okulun büyük bir bahçesi vardı. Bir iki zengin aile çocuklarının arabaları vardı ve onlar araba ile gelirlerdi. Bazılarımız da yatılı okurduk. Sabahları, arabalı gelen bir iki arkadaşın arabasının önünde durarak, aklımıza göre şaka yapardık. Bu durumu gören fizik öğretmenimiz, o haftaki konuşmasını bizim garip şakamıza ayırarak, böyle bir şakanın olamayacağını, arabanın, kütlesine bağlı olarak, belirli mesafeden önce duramayacağını falan anlattı. O yıl fizikte bunları okumuştuk; bir kütlenin kalkış hızı, varış hızı, duruş mesafesi, vs.. Geçen gün Atatürk Havaalanının yeni pistinde meydana gelmiş olan olay (kaza değil, akıllara durgunluk veren bir olay!), hele de bu olayın yaratıcısının (!), sanırım, bir mühendis olması beni 51 yıl geriye götürdü. Demek ki, hiç mesafe almamışız! Yazık!

* **

Geçen hafta sonunda bazı akrabalarım yurt dışından geliyordu. Dış hatlar geliş kısmında, yolcu çıkış kapısının önüne bir bariyer var. Bunun anlamı; “lütfen, yolcularınızı bu bariyerin arkasında bekleyiniz!” Dinleyen kim! Sanırım, biz cahil ataklığını, girişimcilik ya da beceriklilik olarak algılıyoruz. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Kevork Acemoğlu adıyla çok sevimli bir hocamız vardı. Bu hocanın oğlu Daron Acemoğlu şimdi ABD’nin çok ünlü üniversitesi olan MIT’de hocalık yapıyor. Bu zatın yaptığı araştırmalarla vardığı sonuç şu olmuş: ileri toplumlarda çok temel bir ilke var, o da kurallara uymak ve sadık olmak! Yâni, kurallara uymak ilerlemenin çok önemli bir koşulu olarak veriliyor.

* **

Geçen günlerde Beşiktaş iskele meydanındaki ATM’den para çekiyordum. Bir delikanlı yan tarafta durmuş, yaptığım işlemleri izliyordu. İşim bittikten sonra, delikanlıya döndüm ve yaptığının usulsüz olduğunu ve kendisine yakışmadığını söylediğimde, aman efendim bir atılgan, bir lafazan insanla karşılaştım ki, dayak yemediğime şükrediyorum! Bu genç, tabii ki ilk ve orta eğitimini bitirmiş, hatta yüksek öğrenim adayı ya da talebesi gibi bir görüntüde idi. Genç tabii ki özür dilemedi, zira, Atatürk’ün dediği gibi bu millete herşey öğretilir, ama özür dileme (bu benim yorumum!) öğretilemez! Gençten ayrıldıktan sonra uzun uzun düşündüm. Biz eğitim sistemimizde belki (o da, belki!) beşerî sermaye üretiyoruz, ama kesinlikle sosyal sermaye üretemiyoruz. Sizler kaç defa birinin hatasından sonra sizden özür dilediğini gördünüz! Sizler kaç defa, bir kuyrukta herkesin birbirinin hakkına rıza göstererek, saygılı beklediğini gördünüz! “Sosyal sermaye” konusu Daron Acemoğlu’nun temas ettiği konu ile çok yakından ilgidir. Fırsat olursa, gelecek sefer bu konuyu tartışalım.

* **

Batı ülkelerinde uçağa binerken, içeride fazla karambol olmadan ve fazla zaman kaybetmeden doldurma işlemi yapılabilsin diye genellikle oturuş sırasına göre yolcular uçağa alınır. Bu sistem uygulanırken, mutlaka ve mutlaka şaşıran ya da uyanık geçinmeye çalışanlar çıktığında, lütfen bu insanların nereli olduğuna bir dikkat edelim. İşte bir sosyal sermaye konusu ve Daron Acemoğlu’nu rahatsız edecek bir konu daha! Niçin ileri toplumlar herkesin asgarî olarak kendisi kadar akıllı olduğunu düşünür de, geri toplum bireyleri en akıllının kendisi olduğuna vehmeder! Sanırım, gerilik dışında, bu tür davranışı açıklayıcı bir kural henüz bulunmamıştır.

* **

Bu konularla ilgili bir sürü başka örnek bulunabilir olmakla beraber, son olarak sigara yasağı ve Anayasa Mahkemesi’ne kadar giden dava üzerinde bir cümle yazmak istiyorum. Aslında bu mesele, bir insan hakkı konusudur, ama sigara içmek isteyenler lehinde değil, hem içmek hem de içmek istemeyenler lehinde bir insan hakkı konusudur!

Tütün bir kimyasaldır ve biyolojik bir gereksinim değildir. Sigaraya alışmak (belki!) uzun dönemde biyolojik gereksinim oluşturabilir. Ancak, her hastalık gibi, bu illet de tedavi edilebilir, tabii eğer istenirse! Sigara içilen bir ortamda tüm bireyler de pasif içici konumunda olur. Sigara içen bir bireyin bir dizi hastalıklara yakalanma olasılığının diğerlerine göre çok daha yüksek olduğu tıbbî olarak da kanıtlanmış durumdadır. Şimdi, eğer bu savlar doğru ve geçerli ise, sigara içme davranışını (1) insan hakkı açısından; (2) sosyal sermaye açısından irdeleyelim.

İnsan hakkı olgusu ve kavramı, salt bir bireyin kamu organları karşısında ya da diğer bireyler karşısındaki hakkı olarak görülemez. İnsan hakkı, en geniş anlamı ile, bireyin biyolojik, zihinsel ve psikolojik dokularının bir bütünsellik içinde korunması anlamına gelir ve bu amaca yönelik tüm önlemleri içerir. Bu nedenle bireyin intihar hakkı sorgulanır, ötonazi hakkı(!) tartışılmakta; bu nedenle ileri toplumlarda ve sosyalist yönetimlerde bireyin devresel tıbbî kontrole girmesi birey iradesine bırakılmaz; bu nedenle dağcılık ve derin su dalgıçılığı çok sıkı kamusal denetimle gerçekleştirilir, vs.. Bu konularda kamu otoritelerinin bireyin çıkarları doğrultusunda zorlayıcı otoritesi söz konusudur. Bu otorite bireyin özgürlüklerini sınırlamaz, tam tersine onu özgürleştirir.

Sigara olayında devletin sadece aktif içicilerin değil, pasif içicilerin hakkını da koruması da kaçınılmaz bir kamu görevidir. Sigaranın dışsallık etkisi sadece pasif içicilerin gördüğü zarar şeklinde karşımıza çıkmaz. Sigara içiciliğinin, özellikle de bir aile içinde, ailenin diğer fertleri arasında özenti veya heves oluşması, toplumsal ortamlarda ise eğilimli bireylere kolaylaştırıcılık işlevi görmesi de ciddî dışsallık öğeleridir. Bu tür dışsallık öğelerinin önlenmesi de kamusal görevlerdendir.

Sigaranın yol açtığı hastalıklara ve sair tedaviye muhtaç bozukluklara yönelik tıbbî müdahaleler toplumsal maliyettir. Teorik kanıtı zor olmakla beraber, kanıtlandığı takdirde kesinlikle şu ileri sürülebilir ki, sigara içmede ısrarlı bir bireyin tıbbî masrafının topluma yıkılması kesinlikle bir sosyal hak olarak değil, toplumsal istismar olarak görülmelidir.

Bu mülâhazalarla ben sigara konusunu kesinlikle bir insan hakkı olarak göremiyorum. Sigara tiryakiliği, olsa olsa, tütün ve tütün ürünleri tekellerinin halkları metalaştırması ve köleleştirmesi olarak algılanmalı ve devletlerin halkları bu beladan çekip kurtarması bir insan hakkı gereği olarak görülmelidir.

Meseleye sosyal sermaye açısından bakmaya yönelirken, kısaca, sosyal sermaye kavramını tanımlamak gerekir. Disiplinlerarası bir olgu olan sosyal sermaye konusunu iktisadî olarak ele alınca, toplumda bireyler arasındaki iletişim ve davranışların bireylere ve topluma yarar sağlayıcı biçimde şekillenmesi olarak tanımlayabiliriz. Şöyle ki, toplumsal bir maliyete katlanmadan, salt bireylerarası davranışlar yoluyla bireylerin ve toplumun refahı yükseltici davranış kodlarının tezahürü sosyal sermaye olgusunun varlığını işaret eder. Bir basit örnek vermek gerekirse, zarurî ve istisnaî durumlar hariç, otobüse binerken bireylerin akbillerini ya da parayı hazırlamayıp, bindikten sonra çantasını açıp para veya akbil araması bir sosyal sermaye zafiyetidir. Her bir yolcunun böyle davranışı onbeş saniye alsa, beş yolcu aynı işlemi tekrarlasa, otobüsün beş yolcunun binmesi bir dakikanın üzerinde bir zaman alır. Bu durum, kamu hizmetinin aksaması ve diğer yolcuların haklarına tecavüz anlamına gelir. Üstelik, bu durumun diğer bireyler için bir öğrenme yolu olması, zamanla toplumda çok büyük zaman kaybı ve ısrafına yol açabilir. Sosyal sermaye, olumlu ya da olumsuz davranışların kopya yoluyla toplumda yaygınlaşması sonucunda olumlu ya da olumsuz yönde yaygınlaşır. O nedenle, sosyal sermayenin toplumsal olumlu yönde sonuç oluşturması, tüm bireylere davranışlarında ciddî sorumluluk yükler, ki bu durum aynı zamanda ciddÎ bilinç seviyesini gerektirir. Sigara tiryakiliğini insan hakkı olarak görenlerin yanlış bilincine ithaf ediyorum bu yazıyı! Umarım, Anayasa Mahkemesi de bu konuyu “Sosyal Sermaye” açıdan ele alır!

BİR CEVAP BIRAK