Çıtırdayan Dal, Yanan Can Ve Lisa

Çıtırdayan Dal, Yanan Can Ve Lisa

0
PAYLAŞ

Bir yüreğin arkasında halk varsa, umut var demektir; umut varsa yaşam yeniden koparıldığı yerden filizlenir çünkü. Onlarca, yüzlerce yıllık acıların öğrettiğidir bu.

Sizden bir şeyler koparırlar, çevrenizden, sonra topluca koparmaya başlarlar. Sonra hiç bitmez, her anınızdan bir şeyler koparmak ve sindirmek için fırsat kollarlar.

İnşaat temellerine gömülenler, aramızdan aldıklarıdır; alınanlardan bir daha haber alamadığımız yüzler, binlerdir. Yaktıkları köyler, öldürdükleri çocuklar, yuhalattıkları annelerdir.

Bunların önünde devlet hatırası çektirenlerin suratları, dilleri hiç gitmedi tepemizden. Onlardan biri, iftar öncesi kutsal açlığı ile yaptı hesabını! “1’e 5, 1’e 10” diyerek poz verdi katlettiklerinin önünde.

Bir başkası, “devleti bilecekler” diyerek bıraktı tüm ağırlığını iskeletine. Durmadı, “istihbarat bilgileri var” dedi, durmadı “yasal işlem” falan filan dedi…

Roboski diyenin önüne devletin birliğini, koparılan uzuvların karşısına, bölünmez bütünlüğünü çıkarıp her defasında, had bildirdiler. Onlar “Görecekler” dediklerinde, durup düşünüyor insan. Neyi göreceğiz? Görmediğimiz ne kaldı? (Bu soruların arkasına, düz gidişimizi de ekleyin, anlamı bozuluyor yoksa.)

Ölüyorlar işte. Her gün beşer, onar cenazeleri geliyor gençlerin. Konuşmadığınız, gündeminizde olmayan ölümlerden onlarınki. Sınırın bir adım ötesinden taşınıyor cansız bedenleri. Sizin yok saymanız, onların yok olduğu anlamına gelmiyor. Hiç anlamadınız, her toprağa verilen, geriye bilenmiş yüzler bırakıyor.

Siz öldürdükçe ölümü, savaş dedikçe savaşı sıradanlaştırıyor halk. İşte korkmanız gereken budur. Korkmamız gereken de budur. Savaşın kurbanlarına bakarsanız, anlarsınız neden korkmanız gerektiğini. Bir halkın kucağına sürekli uzuvlarını, ölü bedenlerini, parçalanmış çocuklarını verip, sonra “birlik, beraberlik” dediğinizde o halk, arasından çekip aldıklarınıza bakacaktır, bakıp da bulamadıklarına. Uzuvlarını yoklayacaktır, olmayan çocuğunun başını, kaybedilen eşin elini arayacaktır. Siz bilmezsiniz ama dokunamadığınız acı dinmez, yaşar. Helalleşemediğiniz her gidişin acısı, bin olup geri döner. Kapı kapı, ev ev dolaşır. Kaç bin insan helalleşemedi arasından aldıklarınızla, varın siz hesap edin.

AKP, kendi iktidarında bir savaş görmedi. Çatışmalar gördü ama o gördükleri savaş değildi. Ölümler gördü ama gördükleri kendisinden çok uzaklardaydı. Savaş diyerek esereklenenler, savaş sorumluluğu nedir bilmeyenlerdir. Suriye’ye girip, üç gün sonra Şam da kahve içme hayali kadardır algıları. Gencecik ölümler ocaklara düşmeye başladığında, oluk oluk kan akmadan durmayacak bir savaştan bahsediyoruz. Kefen giyip, gösterilere gitmekten değil.

Cudi yanıyor.

Yakılan bir ormandan çıkan çıtırtılar ile yanan insanların çığlıkları arasında bir fark yoktur. Yakanlar, yaktıranlar seyrederler. Tıpkı Madımak gibi… Kıllarını kıpırdatmadan seyrederler. Çıtırtılar ve çığlıklar büyür, dumanlar yükselir, can yandıkça ağıtlar sıkışır göğüs kafesine. Can yandıkça, acı büyür… Börtü böcek susar, biriken nefret, onun yerini alarak sıkar dişlerini. Yanan sadece bir orman, börtü böcek değildir. Bilincini, kültürel ve doğa zenginliğiyle birlikte yoğuranlar için, yakılan kendisidir, zenginliği ve kültürel mirasıdır.

Siz, “yaktınız” dedikçe onlar “milli birlik”, siz “katlettiniz” dedikçe onlar “milli bütünlük” diyerek tekrar ederler devleti. Devlet, kendini tekrar ettikçe, hepimize kefen biçer.

Havva Ana’nın doğası kendisi için neyse, Cudili için de odur ve bu ikisini birbiriyle buluşturmayan her siyaset, her hassasiyet devletin sırtınızı sıvazlamaktan kurtulamaz ve maalesef, kendisinden başka hiç kimseyi görmek istemeyen her direniş zayıflar, parçalanır.

“Gezi’de yoktunuz” diye başlayan cümleler bundandır. Kendisinden başka hiç kimseyi görmek istemeyen bir siyasetsizliğin adı yani.

Ağzınızla kuş tutsanız “tutamadın ki” seyrinde bir seviyesizlik, “yüzde on üç aldılar, ama tehdit ederek aldılar, baskı ile oy aldılar. Bakınız bilmem ne köyünde, bilmem ne isminde biri bana dedi ki -i-i-i-i” inkârcılığının kaç çeşidi var bilinmez. “Ama canım aranıza mesafe koymuyorsunuz silahla. Ama canım sizde yaniii.” Hiç bitmiyor canımlı, cicimli kaş dikmeler, ağız bükmeler, dil kırmalar…

Belki de bu yüzden Demirtaş’ın, Davutoğlu için sosyal medyada paylaştığı “cnm” temalı göndermesi çok anlamlı geldi herkese. Belki de bu acıtıyordur onları en çok. Hep kendilerine hak gördüklerinin ellerinden alınmış olması yani…

Bir halk, dik durmasını öğrenince, onunla savaşmak ve yenmek mümkün değildir.

Dik durmasını bilen halklar, yeniden toparlanıp, yeniden kurarlar hayatı.

Lisa’nın, “Direnen bir halkın çocuğuyum, dik durmasını bilirim” sözlerinin, bütün hayatımızı tarif etmesi gibi. Yaşamın her alanında sınayabilirsiniz bunu. “Sadakasını” canıyla vermiş olanlar, geride bıraktıklarına derman yazarlar. O derman, geride kalanlara yaşama tutunmanın gücünü verir.

Yukardakilerin bilmediği, hissetmediği budur.

Öğrendiklerinde ise, artık oturdukları koltuklarında değillerdir.

Şimdi, ya savaş tehditlerine hep beraber cevap verecek, ya da çocuklarımızı kendi ellerimizle gömeceğiz. Çünkü savaş, gidişlerin sırasını bozar.

Sıralı olmaz ölümler…

BİR CEVAP BIRAK