Tren garları…

Tren garları…

0
PAYLAŞ

Hani çok yaz-çok kış-çok sonbahar görmüş tren raylarının uzaklaştıkça birbirine kavuşuyormuş gibi görünen, ama asla bir araya gelemeyen o özlem kokusu… 


Bilmiyorum ki yakın bir tren istasyonu var mı bulunduğun yerde.. Varsa eğer seyret inenleri binenleri…Sevdiklerini karşılayan uğurlayan o çocuklaşan yüzleri seyret… Nasıl da sıkıca sararlar birbirlerini. Tren istasyonlarının bir kavuşturma hali vardır çok sevenleri… Hani yine de bilir insan sevdiğinin geri dönebileceğini. Ne de olsa yakındır mesafe, ne de olsa dönecektir giden geri… Öyleymiş hani… Öyleymiş gibi… Öyle mi?… 


Ya havalimanları? .. Bir morg’dan daha soğuktur kimileri. Uzak memleketlerin ve özellikle ismi söylenmesi zor gurbet şehirlerinin o büyük durakları… Orada milliyeti gözlerinden okunan insanlar bulunur. … Hepsi kaderlerine söz geçirmiş gibi sopsoğuk bakar gözünün yuvarlağına, hani birbirimizden farklıymışız gibi. Hani etten kemikten değilmişiz, hani her bayrağın altında farklı suçlardan aranan sabıkalılarmışız gibi… Hani aynı şeylere üzülüp gülmezmişiz gibi… Hani hayatları boyunca bir sıcacık özlemle hiç sarılmamışlar gibi boş bakarlar. Nebileyim belki sevdikleri insanlardan ayrılanların bir perde iner gözlerine. Bir daha kavuşamayacak olmalarının hüznü çöker… Belki sırf o yüzdendir o bakışların seyrelmesi ve o seyrelmenin o buz gibi mermere vuran aksi.


Ama tren garları öyle mi?. Özlediğinde çok özlediğinde insan, tren raylarının kokusu gelir burnunun ucuna. illaki bir kavuşmanın ve bu ayrılma anının çok uzun sürmeyeceğini bildiği bir rahatlama hissi… Dibinde ot biten, çiçek açan bir acayip kokan o rayları… Güneş altında kızgın ve kurşuni o demir yığınlarını bu kadar özleyebileceğin gelir mi hiç aklına?  O köy kokan, yurdumun en ücra köşelerine ilerleyen katarları bir gün seveceğin gelir mi hiç?…


İnsan yüreğine bir asma kilit takıyor çok uzaklara gitmeyi göze alınca.  Telefon ziline ürpertiyle uzanıyor eli, posta kutularını hallaç pamuğu gibi karıştırıp karıştırıp, hani aslında çok bulmak da istemediği bir mektubun izini sürüyor. Bir selam filan da beklemiyor hani, muhtemelen o selamın neler getireceğini bildiğinden… İstemiyor bir ses gelsin uzaklardan… o tanıdık kokuyu, -belki bir gözyaşı kokusudur bu, belki parmaklarına değen bir terin bulaşığı- belki sevmelere geç kalınmışlığın yaralı şarkısı-… duymak istemiyor insan … Hele de gördükçe selamı götürecek kişinin özlemini çalma mücadelesini.. İstemiyor.. hiç istemiyor bir selam göndermek dahi …


Uzun, zor, ağır beklemelere düşüyor insan, uzaklara gitti mi… hasta mı, mutsuz mu, yorgun mu hayattan bilinmez ki… tanıdık ama bir gün değişecek gözlerin – kırışacak gözlerin ve kimbilir sensiz ağlayacak gözlerin sahibi olan o isim…o isimler… İnsan unutma hevesiyle siliyor hafızasındaki bütün kelimeleri… 


‘bak  önümüz yaz’ diyor biri, gittiği yerde yağmur var belli ki…’ Özlediğinde… çok özlediğinde mesela…’ diyor diğeri… ‘türkçe şarkıları da sevmezsin sen ya… Ama hani nebileyim duymuşsundur orada burada… Tesadüfen denk gelmiştir radyonun bir kanalında, ismi gelmiyor aklıma… neydi, hani hani… boşver.. sırası mı şimdi?’… diyor. iki lafın sonunu getiremiyor, ‘neyse’ diyor… ‘bak önümüz yaz’ diyor biri… Birinin gittiği şehirde yağmurlar yağıyor… diğeri …


İnsan uzaklaştıkça araması lüzumlu insanlardan,  daha çok kaçıyor yüreğine çöken acılardan. Önce çok acıyor ama diri diri dikiyor yüreğinin yırtılan yerlerini. İstiyor ki hiç birşey dökülmesin, hiç birşey düşüp ezilmesin, öylece dursun, öylece sımsıkı dursun istiyor biriktirdiği özlemi. Susuyor insan böyle ayrılık günleri. Bak önümüz yaz, nasıl da güzel kokar ıhlamurlar .. Sus diyor diğeri… Susuyorlar… Havalimanı bir morgdan daha soğuk şimdi.


Ne de olsa bir çırpıda unutulmak, yavaş yavaş azalmaktan çok daha iyi … Nasırlaşmış bir özlemi yaşamaktansa, bir havalimanın kargo bölümünde kaybolmaya, bir bavulun içinde sus pus olmaya razı oluyor insan… ‘Uzun yolların uzun bekleyeni olur’ diyor biri , ama gittiği yer çok uzaksa bekleyişlere de kapatıyor insan kendini…


Gün geliyor o hiç sevmediği şarkıyı bile özlüyor. Tren rayları kokuyor burnunun ucunda.  arama… sorma… yazma… selam gönderme diyor… Programlamaya çalışıyor kendini, sanki kocaman bir harddiskmiş gibi beyni. Uzun yolların uzun bekleyenlenleri olur, beni bekleyen biri yapma diyor…


Beni unutma demiyor, diyemiyor insan… hoşçakal demiyor, diyemiyor … bak önümüz yaz diyor… nasıl da güzel kokar ıhlamurlar… beni ara demiyor, diyemiyor… hani bir şarkı vardı diyor, ismi aklıma gelmiyor… 


Öyle ya… uçakların ayağı yoktur toprağa basmaz… geri dönüşü o kadar kolay olmaz…


ya trenler…tren garları öyle mi?… 



sibelbengu@yahoo.com


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


– Çok sevgili sevgililer günü için…
– Açık reçete…
– Çocuk
– Sen de kimsin?
– Kar yağarken pencerenden…
– Bayramları nasıl bilirdiniz?
– Ne kadar buradasın?
– Bu hayat nasıl geçer?
– Aşık kimdir?
– Aşk ne değildir?
– Aşk nedir?
– Herşeyin bir şeyi vardır…
– İyi insan kimdir?
– Kaygı çok kaygan bir kelimedir…
– Bumerang aşklar…
– İstanbul’da yine yağmur var…
– Kelimeler, kelimeler, kelimeler…
– Bir şairin bildiği sevgi/ Attila İlhan için…
– Nedir, niyedir? Neyse…
– İnsan bazen kendini bırakıp delice gitmek istiyor…
– 3 kadın 1 kritik…
– Hayatın şablonu mu var?
Haydi dostlar buyrun kahveye…
Muhakkak…
Aşk’a herşey dahil…
Bir İstanbul hatırası
Kadın dediğin
‘Adam gibi adam’ dedikleri…
Mantığım intihar, ruhum serseri… 
– Hiç-bir-şey anlamıyorum… 
– Hayal adalar… 
– Kırmızı başlıklı kızın nesi var?  
– İstanbul’a bir günlük firar… 
-Bırak deli desinler… 
-‘Sen benim rüzgar gülümsün…’ 
-Pardon tanışıyor muyuz? 
-İstanbul 
-Kıymık… 
-Siz mağrur musunuz? 
-Ne kadar önemsiyoruz yarınlarımızı? 
-Küçük şeyler… 
-Yürek mahrem bir bölgedir 
-Kiler… 
-Keşke 
-Anne karabiyesi… 
-Tren garları… 
-Yangın yeridir yürek, külleri kelimeler…
-Bir gün… gemiler… geçer… 
-Önsöz 
-O fotoğraf… 
-Durup dururken… 
-İçiyorsam sebebi var…
-Susmak üzerine… 
-Zor…anlatması zor… 
– Ciddi insan… 
-Kalbim Anadolu…
-Aşk niye biter? 
-Oğlum şiir oku…çünkü…
-Ne olmazsa olmasın, içinde sen varsın 
-Ölüm diye bir şey var… 
-Kırmızı başlıklı kızın neyi var?.. 
-Bebek’te gitmek zamanı…
-Kadın…nedir senin aşktan anladığın? 
-Altı üstü bir küre… 
-Aşk seni sordular…
-Atlıkarınca… 
-Dün haberini aldım…
-AY bilmecesi… 
-Karanlıktan korktuğumu nereden bildiniz? 
-Yüreğimin tozunu aldım… 
-Ne zaman yağmur düşse bu şehre… 
-Onlarca onlar...
-Kimsin sen?
-Bir sevgililer günü klasiği…_
-Nakış… 
-Rüya 
-Bilmen gerek… 
-Olgunluk… 
-İlk şiir 
-Kadınlar ne ister? 
-Meraklanınca 
-Sekiz onbeş vapuru 
-Olmayınca bir adamın gözleri 
-Biz İstanbulu sevdik 
-Tatiiil…. gel artık ben delirmeden…
-Ey kalbim…
-Sana yazdığım son şiirin içindesin şimdi…
-Tamiri zor oyuncaklar

Hayat bir köprüdür oğlum… 
-Kim 
-Kol düğmesi 
-Nasıl anlatsam… 
-Gökte yakut, yerde zift karası… 
-Hadisene 
-Gökte yakut, yerde zift karas -3- (adam) 
-Gökte yakut, yerde zift karası -5 (kör olursun) 
-Gökte yakut,yerde zift karası – 6 (Gardiyan) 
-Gökte yakut, yerde zift karası – 8 (ilaç)
-The Fountain…
-En uzun cümlelerim 
-Öyküler
-Birvarmış, bir yokmuş…
-Buluşma 
-En kısa cümlelerim…
-Eyvallah           
-Of the record
-Yaşarız yaşanacak ne varsa bahtımızda…
-Çok insani bir takıntı 
-İki kaşın arasından geçiyordu 
-Adı yok 
-Murtaza, Cavidan ve sardunyalar…. 
-Bir hancı bir de yolcu… 
-Sayın İstanbul
-Bir şarkının çağrıştırdıkları…
-Yağmur ikindisi
-Bir ağustos bakıyorsun ki… 
-Hayat durduk yere bitmez gülüm
-Özgürlük mü yoksa bir kafes mi?
-İstanbul da bir sabah…
-Az şekerli çay 
-Ekvator çizgisi
-Kızmaktan daha marifetli işimiz yok mu şu dünyada?
-İşte bir gün daha bitti
-Yaz
-İstanbl’da yağmur ikindisi…
-Önemli olan neydi?
-İki kelime             
-Bir şiirin içinden geçmek
-Aşk olmasaydı ne olurdu?
-Basit miydi?
 
-İnsan biliyor… 
-Bir fotoğrafın içinden yıldızlar geçiyordu…
-Herşey biraz yalnızlık mıydı?…
-Rüzgar ne anlatır?
-Kader diye bir şey
-Yalnızlığın işaretleri
-Kalbim asi bir atdır, zaptı zor
-Birkaç sıradan hayat enstantanesi…
-Aşk cesarettir
-Dünya yapayalnız bir gezegen… 
-Acil servis cevap ver



 

BİR CEVAP BIRAK

19 − ten =