Türkçe iletişime darbeler

Türkçe iletişime darbeler / Bir kez daha Köln radyosu

Batı Alman Radyo ve Televizyon Kurumu (WDR) yönetimi, Almanya’daki Türklerin “Köln Radyosu”nun tırpanlanacağına dair kararını duyurmak için tam bu yayınların 45’nci yıldönümü gününü seçti. WDR’in Türkçe yayınları, Türkler arasında yayın olarak söylendiği biçimiyle “Kölün Radyosu”, 2 Kasım 1964’te başlamıştı. 45 yıldır Türkler için anavatanlarına bir köprü oluyor, onları Almanya ve bu ülkedeki yaşam hakkında bilgilendiriyor, eğlendiriyordu… Karar kesin. Almanya’daki Türk toplumunun tarihinde çok büyük yeri olan “Köln Radyosu” yayınları, önümüzdeki dönemde büyük ölçüde kısıtlanacak.

WDR’in aslında yaşanan sürecin doğal sonucu olan bu kararı, birçok kişi için şaşırtıcı oldu. Almanya’da kamu yayıncılığı kapsamındaki Türkçe yayınlar 90’lı yıllardan bu yana kısıtlanıyor. Özellikle son iki yılda çok ağır kararlar alındı. Örneğin 2008 ortasında Berlin merkezli “RBB”nin (Berlin Brandenburg Radyo ve Televizyon Kurumu) Türkçe radyo yayınlarına (Multikulti Radyo) son verilmesine karar verildi. Tüm tepkilere rağmen karar uygulandı. Geçen yıl da Frankfurt merkezli “HR”in (Hessen Radyo ve Televizyon Kurumu) Türkçe yayınlarına son verilmesine karar verildi. Bu yayınlar da artık yok.

WDR de kamu yayıncılığından Türkçe’nin uzaklaştırılması ya da daha da sınırlandırılması sürecine katıldı. Ama WDR’den bu beklenmiyordu. Bu nedenle şaşkınlığa neden oldu karar. WDR yönetimi geçmişteki kısıtlama girişimlerine hep karşı çıkmıştı. WDR’in şimdiki yönetiminin de kısıtlamaya karşı olduğu söyleniyordu. Başta Osman Okkan olmak üzere, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği’nin (ATGB) Frankfurt’ta 10 Mayıs 2009’da düzenlediği “WDR Türkçe Yayınları 45. Yılında – Bir Zamanlar Köln Radyosu” başlıklı toplantıya katılan Köln Radyosu çalışanları, emektarları, “WDR var oldukça, Köln Radyosu’nun da var olacağı” yolundaki iyimserliklerini, WDR yönetimine dayanarak dile getirmişlerdi. Artık bu durumun, ya yanlış anlamadan ya da yanıltılmaktan kaynaklandığını söyleyebiliriz.

WDR’in kararı yoğun tepkilere neden oldu.. Sadece ATGB değil, çok sayıda kişi ve kurum, WDR’i bu kararı geri almaya çağırdı. Ancak bunlar çok etkili olmadı. Türkçe iletişim açısından gerileme, geriletilme süreci Köln’de de yaşanıyor artık.

***

Köln Radyosu’nun kuruluşu için bu yayınlara önce muhabir, sonra da yönetici olarak büyük emeği geçen Gazeteci Yüksel Pazarkaya’nın tanıklığına başvuralım. Yayına başlamasından birkaç ay sonra Köln Radyosu Baden Württemberg eyalet muhabiri olarak çalışmaya başlayan ve 1 Ocak 1986 tarihinde radyonun ilk Türk müdürü olarak yönetimini üstlenen Pazarkaya, kuruluş dönemini şöyle anlatıyordu:
“… 1 Aralık 1961 tarihinde Kuzey Ren Vestfalya eyalet radyosu olan ve merkezi Köln’de bulunan Westdeutscher Rundfunk günde 1 dakikalık İtalyanca yayınlara başladı. 1962 yılında buna Yunanlılar ve İspanyollar için yayınlar eklendi. 1964 yılındaysa, Türkler için deneme yayınları başladı, 1970 yılında Yugoslavlar için yayınlarla Gastarbeitersendung diye adlandılan Konuk İşçi Yayınları yerleşmiş oldu. Deneme yayınlarının hemen ardından 1 Kasım 1964 günü, bir anlamda TRT karşılığı olan ARD (Alman Radyolar Birliği) adına, BBC ile birlikte Avrupa’nın bugüne kadar en büyük radyo televizyon kuruluşu olan WDR (Westdeutscher Rundfunk) tarafından günde 45 dakika olmak üzere Köln Radyosu Türkçe yayınları başlatıldı… Yayınları, Alman Radyolar Birliği’nin üye kuruluşları olan bütün eyalet radyoları ya naklen ya da kaydırılmış olarak verdi. Almanya’nın her kentinde, her köyünde çalışıp, yaşayan Türk işçileri ve zamanla aileleri bu yayınları her akşam dört gözle beklemeye başladı. Köln Radyosu başlarken, neredeyse bütün Almanyalı Türkler radyo başında buluşup birleşiyorlardı…” (RadyoVizyon dergisi, Ağustos 2008)

Her akşam Almanya’da yaşayan Türklerin büyük bölümünü en az yarım saat radyo başında toplanmalarına neden olan yayınlar uzun süre insanlarımız için en önemli haber ve bilgi kaynağı oldu. Zamanla yazılı, sözlü ve görüntülü diğer Türkçe yayınlarının yaygınlaşmasıyla Köln Radyosu’nun günlük yaşamdaki ağırlığı azaldı. Ancak onlar da bu arada değişen koşullara uyum göstermiş, yayın içeriklerini Türk toplumunun Almanya’daki kalıcı yaşamına uygun hale getirmişlerdi.

Türkiye’de ve Almanya’da yetişen çok sayıda saygın gazetecinin çalıştığı Köln Radyosu, ilkeli gazetecilik ve gelişkin profesyonellik açısından örnek bir yayın projesi. İlkeli ve iyi gazetecilerin çalıştığı, yönettiği radyo, 45 yıllık yayın sürecinde çok sayıda gazetecinin yetiştiği bir okul işlevi sürdü. Halen öyle.

Köln Radyosu, içerik kalitesinin üstünlüğünün yanısıra, Türkçe’nin güzel kullanımına gösterilen özen açısından da önemli. Son kısıtlama kararlarının karşı çıkıp, bir süredir yürüttüğü Köln Radyosu Müdürlüğü’nden ayrılan Serpil Eryılmaz, kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Biz Türkçe öğretemeyiz, böyle bir görevimiz yok” (Die Gaste dergisi, Eylül-Kasım 2009) hatırlatmasında bulunuyor, haklı olarak. Ama Almanya’daki Türk toplumunu gözleyen bizler, Köln Radyosu’nun “görevi olmamasına rağmen” bu ülkedeki insanlarımıza Türkçe’yi de öğrettiğini biliyoruz. Eryılmaz aynı yerde “Medya olarak tabii ki bizler, Türkçe’yi ancak güzel ve düzgün olarak kullanarak katkıda bulunabiliriz, medyanın en önemli görevi Türkçe’yi bozmamak, bu bir!(…)” diyor. Köln Radyosu, Türkçe’yi güzel ve düzgün kullanarak, bozmayarak, öğretti..

Türkiye merkezli birçok Türkçe medya organı Türkçe’ye özen göstermezken, bir Alman medya kurumu çatısı altındaki “Köln radyosu”nun Türkçesi hep “güzel Türkçe” oldu. Halen de öyle.

Köln Radyosu’nun kısıtlanması Almanya’daki Türk gazeteciliği için işte bu nedenlerle çok ağır bir darbe.

Ve yayınların kısıtlanması kararı, bir süre sonra bu kurum için çalışan Türk kökenli gazetecilerin sayısının da gerilemesine neden olacak. Bu da ağır bir darbe olacak.

***

Türkçe iletişim Almanya’da yaşayan Türklerin hakkı.

Bu bir temel insan hakkı.

“Dil özgürlüğü”nün güçlenmesi, Almanya’da “özgür düşünce”nin gelişmesine de katkısı olacağı için, bu hak tüm Almanya için önemli.

Ayrıca insanlarımız ödedikleri Radyo ve Televizyon Vergi’yle, WDR gibi kurumları destekliyorlar. Bunun karşılığını beklemeleri de doğal bir hak.

Elbette her medya kuruluşunda olduğu gibi, WDR’de de yöneticiler yayınların kalitesi, izlenirliği, etkinliği konusunda kafa yormak, önlemler almak durumunda. Ancak bu yöneticilerin, kurumlarının kamusal sorumluluklarını unutmamaları gerekiyor. Bu sorumluluk çok dilliliğin korunması ve geliştirilmesini içeriyor. Ama artık kamu yayın kurumlarının karar organlarında daha farklı bir sorumluluk anlayışının egemen olduğu söylenebilir. Nitekim, WDR Radyolar Genel Müdürü Wolfgang Schmitz, Hürriyet’e yaptığı açıklamada “Almanya’da iletişimi sağlamak istiyorsak Almanca dilini kullanmalıyız. Kanımızca çok kültürlü bir toplumun oluşmasında uyumlu bir gelişme elde edilmesini istiyorsak o ülkede yayınların konuşulan anadilde yapılması gerekiyor” (Hürriyet, 5 Kasım 2009) diyerek, kamu kuruluşlarının yönetimlerinde şimdi egemen olan anlayışı da dile getiriyor.

Bu konuyla ilgili tartışmalarda “Son zamanlarda çeşitli kamu yayın kurumlarının Türkçe yayınları durdurma ya da kısıtlama yolunda kararlar almasının bir tesadüf olmadığı” görüşünü savunduk. Bunu söylerken, RBB, HR ve WDR’in kendileri dışında alınmış bir kararın uygulayıcıları olduğunu ileri sürmek değildi amacımız. Elbette her kurumun kendi bağımsız karar organlarının aldığı “bağımsız” kararlar bunlar. Hepsinin ardında ilk bakışta gayet mantıklı görülen gerekçeleri var. Ancak Almanya’da Türkçe ileşimin toplumsal yaşamdaki önemi açısından ciddi gerilemeler yaşanırken, birbirinden bağımsız da olsa çeşitli kamu medya kurumlarının yönetimlerinin de ısrarla aynı doğrultuda davrandığına işaret etmek gerekiyor. Tasarruf denildiğinde akla önce “Türkçe yayınların durdurulması ya da kısıtlanması” geliyorsa, Türkçe açısından ciddi ve genel bir sorunla karşı karşıya olduğumuz kesin.

***

Geçtiğimiz yıl Fransa’da da benzer şeyler oldu. Radio France International (RFI) de 1971’den bu yana gerçekleştirilen Türkçe yayınlara son verme kararı aldı. ATGB’nin RFI’e yönelik çağrısında bu kararın geri alınmasını istenmiş, “Türkçe’nin gerilemesine değil, gelişmesine katkıda bulunun!” denilmişti. Dikkate almayacaklar ama yine de benzer bir çağrıyı RBB, HR ve WDR yönetimlerine yaparak, bu yazıyı noktalayalım:

“Türkçe 75 milyon ülke nüfusu, Avrupa’da yaşayan 5 milyona yakın göçmenleri ve Orta Asya’dan Balkanlar’a toplam 200 milyona yakın Türkofon ile dünyanın en çok konuşulan 7’nci dilidir. Türkçe bunların ötesinde Almanya’da yaşayan 3 milyona yakın göçmen topluluğunun ana dilidir. ATGB olarak bu kararınızı yeniden ele alıp, Türkçe’yi daha da etkinleştirip, yaygınlaştırma yolunda tavır alacağınıza dair umutlarımızı….”

Ya da onlara seslenmekten vazgeçelim şimdilik…
Anadili Türkçe olanlara dönelim…
Ve “Türkçe’yle ilgili olumsuzluklar, Türkçe’nin geleceğini önemseyen bizlerin gayretlerini, inatlarını sadece kamçılayabilir. Kamçılamalı….” diyelim…
Ardından da “İnadına Türkçe!” demeyi sürdürelim…

___________________

* Gürsel Köksal, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Başkanı
www.atgb.info / koksal@atgb.info

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.