Türkiye, değişen Suriyeli mülteci sorunuyla nasıl başedecek?

Türkiye, değişen Suriyeli mülteci sorunuyla nasıl başedecek?

0
PAYLAŞ

Türkiye’nin yıllardır başetmeye çalıştığı sorun, son haftalarda Avrupa’nın karabasanı haline gelmiş durumda.

Kamplarda ve kentlerde iki milyondan fazla Suriye ve Irak vatandaşını barındıran Türkiye, dünyada mülteci nüfusunun en yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine göre, 2011 yılı Nisan ayından bu yana Türkiye’de kayıtlara geçirilen Suriyeli sığınmacı sayısı 1 milyon 900 bin.

Dışişleri Bakanlığının rakkamlarına göre Suriyeli mülteciler için 6 milyar dolar harcayan Türkiye’nin kaynakları sınırlı. Bu kadar çok sayıda mülteciyle başedebilecek kurumsal kapasitesi ise giderek azalıyor.

Türkiye’nin sağladığı sığınma ve koruma standartlarındaki düşüş, yasal statünün yokluğu, sınırlı sağlık ve eğitim olanakları ve toplumda mültecilere yönelik hoşnutsuzluğun artması karşısında, giderek daha fazla Suriyeli, çetin bir yolculuk sonucu Avrupa’ya ulaşmakta kararlı görünüyor.

Suriyelilerin sığındıkları ilk ülkeyi terkedip, her türlü tehlikeyi göze alarak daha güvenli bir yaşam için kitlesel olarak Avrupa’ya gitme çabasının Türkiye’yi önemli ölçüde rahatlattığını söylemek kimseyi şaşırtmamalı. Suriye’nin diğer komşuları Ürdün ve Lübnan gibi, Türkiye de uzun süredir Suriye mülteci krizinin ağır yükünü büyük ölçüde yalnız başına taşımaktaydı. Kamplara ek olarak yüzbinlerce mültecinin kentlerdeki varlığı, toplumun önemli bir kesiminde huzursuzluğa neden olmakta. Hükümet açısından da yaklaşan seçimler öncesi sıkıntı yaratmakta.

Suriyelilere yasal olarak mülteci statüsü tanımayı reddedip, misafir muamelesi yapan yetkili makamlar, konuklarının bir kısmını uğurluyor olmaktan dolayı kuşkusuz memnunlar. Ancak ani ve öngörülemeyen bu kitlesel hareketin zamanlaması ve niteliği karşısında şaşkınlığa uğramış görünüyorlar.

Yunanistan sınırındaki Edirne’de kamp kuran yüzlerce mülteciye ilişkin olarak birbiriyle çelişen resmi açıklamalar, yetkililerin ne kadar hazırlıksız yakalandığının bir göstergesi.

Edirne Valisi Dursun Ali Şahin, mültecilere 3 gün süre tanıdıklarını, geri dönmemeleri halinde zor kullanacaklarını açıkladı. Şahin, ‘Memleketlerine ya da kamplara göndermek istiyoruz. Kesin olarak burada kalmayacaklar. Yunanistan ve Bulgaristan sınırına da yaklaştırılmayacaklardır. Mültecilere 15 kilometrelik sınır hattı yasak bölgedir” dedi.

Öte yandan Mülteciler ve İnsani Yardımlardan Sorumlu Başbakan Başdanışmanı Muhammed Murtaza Yetiş, istedikleri kadar kalabileceklerini, yetkililerin de ellerinden gelen yardımı yapmaya devam edeceğini bildirdi.

Avrupa’ya deniz üzerinden ulaşımda tanık olunan yüksek can kaybı, Türkiye’deki Suriyeli mültecileri, Yunanistan ve Bulgaristan sınırı üzerinden kara yoluyla seyahat seçeneğine yöneltti. Yunanistan ve Bulgaristan, Avrupa Birliğinin diğer bazı doğu Avrupalı üyeleri gibi, mültecilere güvenlik ve sığınma yükümlülüklerini yerine getirmek konusunda isteksiz.

Bulgaristan Savunma Bakanı Nikolay Nenchev, mülteci akınına engel olmak amacıyla sınıra asker gönderdiklerini açıkladı.

Macaristan ve Bulgaristan gibi ülkelerin attığı bu sınırlayıcı adımlar ve Edirne Valisinden duyduğumuz türden önlemler, iltica ve sığınma hakkını düzenleyen uluslararası hukuka aykırı.

Türkiye’nin bugün karşı karşıya bulunduğu en önemli görevlerden biri, bir yandan yasadışı geçişlere ve insan kaçakçılığına engel olurken, bir yandan da uluslararası iltica ve insan hakları kurallarına saygı göstermek.

Çünkü, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri António Guterres’in dediği gibi, sığınma başvurusunda bulunmak amacıyla sınır geçmek, suç değil.

Uluslararası hukuk, mültecilerin ve yaşamı tehlikede olan bireylerin ülke sınırlarını herzaman yasal yolllarla ve kurallara uygun olarak geçemeyecekleri gerçeğini gözönünde tutuyor.

Sınır kontrollerinin, gerçek mültecilerin sığınma ve korunma hakkını ve güvenli bir ülkeye ulaşma şansını ihlal etmeyecek şekilde uygulanmasını öngörüyor.

Avrupa ile kara sınırlarında bir yandan artan sayıda mülteciyle başetmek, bir yandan da komşu ülkelerin sınır güvenliğinin korunması taleplerine karşılık vermek zorunda kalan Türkiye’nin, değişen koşullar ışığında Suriye mülteci politikasında en kısa zamanda, uluslararası yükümlülükleri ne uygun olarak, koruma merkezli bir yaklaşım benimsemesi lazım.

Son beş yıldır Suriyeli mültecilere yönelik insancıl tutumundan dolayı takdir kazanan Türkiye, bir yandan da yeterince şeffaf olmayan, gerektiği kadar yasal güvence sağlamayan iltica politikaları yüzünden eleştirilmekteydi.

Halihazırda siyaset ve güvenlik alanlarında ciddi bir krizin yaşandığı Türkiye’de, Suriye mülteci politikası şu sıralar öncelikli konu olarak görülmeyebilir. Ancak kurumsal kapasitedeki yetersizlik ve uluslararası hukuk çerçevesinde varolan yükümlülüklerin yerine getirilememesi, uzun erimde Türkiye’yi ciddi sıkıntıya sokabilecek türden bir sorun. O yüzden de öncelikle açıklığa kavuşturulması, şeffaf ve sürdürülebilir politikaların biran önce benimsenmesi şart.

___________________

* YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
http://www.firdevstalkturkey.com/tr

BİR CEVAP BIRAK