Türkiye sallanıyor sağduyu neredesin?

Türkiye sallanıyor sağduyu neredesin?

0
PAYLAŞ

Ama sallantı hızlanarak devam ediyor…
Şiddeti daha da artar mı bilinmez…
Tahmini zor yıkımlara neden olur mu?
O da bilinmiyor…


Büyük Marmara depremini, Kocaeli’de 8 katlı bir binanın en üst katında yaşadık.
O tarihte evimizde yalnızdık.
Hane halkı yazlık bir mekândaydı…
Gece saat üçe doğru uyandığımızda, her yer zangırdıyordu…
Durmak bilmeyen güçlü bir titreşim bütün binayı sarmıştı.
Bir an durur gibi oldu.
Arkasından müthiş bir savrulma başladı…
Kapı kenarına dayanmış, düşmemek için direniyorduk…
Evde ne kadar dolap varsa devrilmiş, bardak, tabak diye sağlam bir mutfak eşyası kalmamıştı…


Bina sanki yere yatıp yatıp kalkıyordu…
Ölümün burnumuzun dibinde olduğunu hissetik…
Önce iki evladımız aklımıza geldi, sonra anneleri…
Belki beş on saniye sonra göçük altında kalarak ölecek, onları bu acımasız dünyada henüz tahsillerini bitirmemişken, yaşamlarının baharında yapa yalnız bırakacaktık…


Acaba onlar hanemize beş on kilometre uzakta yazlık mekan da nasıllardı?
Yoksa yıkılmış binanın altında kalarak, yavrularım, eşim ölmüş de, ben mi hayatta yapa yalnız kalacaktım?


Saniyeler geçerken bu düşünceler de; binayla birlikte sallanmakta olan  vücudumuzun üst kısmında henüz hasar görmemiş beynimizden geçen acı düşüncelerdi…
Vücudumuzla birlikte içimiz, ruhumuz titredi…


Kocaeli sallanıyordu…
Yuvam sallanıyordu…
Sevgili eşimle birlikte uzun mücadelelerle birlikte kurduğumuz evimiz, mutlu yaşamımız, can parçası evlatlarımızla birlikte acaba hep birlikte mi yok olacaktık?


Kırılmakta olan bardak tabak şangırtıları arasında, umutsuz biçimde dayadığım kapı kenarında hayata tutunmaya çalışıyordum…
Umudumuz iyice tükenmek üzere iken, o korkunç sallantı birden bire duruverdi.
Korkuyorduk, yerimizden kıpırdamaya korkuyorduk.
O meşum sallantı yine başlar mı diye yerimizden hareket edemiyorduk…
On beş yirmi saniye sonra anladık ki, yuvamızı eşya olarak yerle bir eden, korkunç sallantı, artık bizden uzaklaşmıştı… Evimiz yıkılmamıştı…


Alt katlardan, hayatta kalmanın sevinciyle birlikte, felaketin yarattığı korkuyla şoka girmiş insanların bağırtıları, çığlıkları gelmeye başladı…
Hayat, belli olmuştu ki, kaldığı yerden devam edecekti…
Onca yıkıma karşın…


Çok şükür Yüce Yaradan’a, eşimizi ve evlatlarımızı kendi yaşamımızla birlikte bize bağışlamıştı… Ailece “ o korkunç sallantı ve yıkım sonucu” hayatta kalmıştık.
Harap olan sadece ev eşyalarımızdı…
Sabah olup tan yeri ağarmaya başladığında gördük ve öğrendik ki; korkunç sallantı Kocaeli’nin başta Gölcük olmak üzere pek çok yerini yerle bir etmişti…
Bugün kent halkı hâlâ o yıkımın derin ızdırabı içerisindedir!…



Sevgili okurlar
Türkiye, şimdilerde 17 Ağustos 1999 gecesi saatler 03.02 ‘yi gösterdiği dakikalardaki deprem sallantısının başlangıç saniyeleri atmosferini yaşamakta!
Ülke sallanıyor ama sallantı duracak mı yoksa ardından Büyük Marmara depreminde olduğu gibi “korkunç bir yıkım” mı gelecek?


Aylardır, 16 Mayıs 2007’de Türkiye’nin ne durumda olacağının tartışmasını yapıyoruz… Tüm ülke enerjisi, bu yönde harcanıyor…
Ülkenin 11. Cumhurbaşkanı kim olacak?
Bundan ötürü aylardır sarsıntı içerisindeyiz…


Dış basından son gelen mesaj:
Artık iki Türkiye var; laikler ve karşıtları…
Keyifle bunu manşetlerine taşıyorlar…
Yıllardır istedikleri bu değil miydi?
Türkiye’yi önce gruplaşmalar altına sokmak, etnik köken, alt kimlik üst kimlik massallarıyla halkı birbirine zıt kutuplar haline getirerek ayrıştırmak. Sonra da bölüp parçalamak!…


Türkiye sallanıyor!..
Sallantının şiddeti, dış güçlerin ekmeğine yağ sürercesine artıyor…
Kuşkumuz, korkumuz; sallantının sonunun, Marmara depreminde olduğu gibi savrulmaya dönüşmesi!
Kaçınılmaz bir yıkım mı kapımızda?


Ey sağduyu!
Ankara’nın göbeğinde alanları dolduran yüz binlerin haykırışını, hâlâ duymamakta ısrarlı mısın? Her ne olursa olsun ülkeyi kaçınılmaz bir yıkıma daha da açıkçası bir felakete götürmeye kararlı mısın?


Anlaşılan o ki;
17 Ağustos gecesi 8 katlı bir binanın en üst katında saatler 03.02’yi gösterirken, evimizde bir oda kapısı kenarında, çaresizlik duyguları içerisinde savrulup dururken; saniyeler içerisinde aklımızdan geçenleri, bugün de düşünmenin acı kaderini yaşamaya mahkûmuz!


Yuvamızın ve evlatlarımızın geleceği ne olacak?


Ülkemiz nereye gidecek?


burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com
 


 

BİR CEVAP BIRAK