Türkiye-İsrail ilişkilerinin yeniden dizayn edilmesi ve Kürtlar

Türkiye, İsrail ilişkileri yeniden şekillendiriliyor. Aslında stratejik ilişkilerde her hangi bir sorun söz konusu değildi. Ancak İsrail askeri güçlerinin Gazze’ye yardım götüren ‘Mavi Marmara’ gemisine yaptıkları müdahale sonucu 9 kişinin yaşamını yetirmesi kamuoyunda önemli bir tepki yaratı. AKP, bu süreci çok özel olarak iç politika malzemesi olarak kullandı. İsrail’den özür beklendi. İsrail ise uzun süre direndi.
Bu iki yıllık zaman diliminde bölgede önemli politik değişiklikler gündeme geldi. Bunlar hem İsrail’i hem de Türkiye’yi çok ciddi oranda etkiledi. Bölge’nin iki stratejik gücü arasındaki ilişkileri geçici/yapay da olsa bozulması, özellikle ABD’nin bölgesel çıkarlarıyla çelişiyordu.
ABD’nin Türkiye-İsrail İttifakına Zorunlu Bir İhtiyacı Var
Obama, çok özel olarak bu sorun için devreye girdi ve somut bir adım atıldı. İsrail Başbakanı, Obama’nın yanında Erdoğan’ı aradı ve üzüntülerini belirtti. Aslında doğrudan ‘özür’ değil üzüntü veya en fazla sözlü özür olarak söylenebilir. Erdoğan’ın Avusturya’da yaptığı bir konuşmada Anti-Yahudi propagandası yapması, ABD tarafından ciddi olarak eleştirildi ve Yahudi Lobilerince aforoz edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Yıllardır Erdoğan’a destek veren bu lobilerinin desteğini çekmeleri, ABD’nin Erdoğan’ın algısını değiştirebilirdi ve bunun Türkiye’ye ciddi yansımaları söz konusu olacaktı. Bu Erdoğan için son derece önemli sorunlar yaratacak bir gelişme olabilirdi. Bu bakımdan Obama’nın çöp çatanlığıyla yapılan telefon görüşmeleriyle sorun aşıldı. İsrail bir geri adım attı, AKP ve Medyası da yine İsrail’in ‘özür’ünü çok aşırı bir şekilde şişirerek bir ‘zafer’ havasına soktu. Hâlbuki Obama iki başbakanın kulağını çekti ve bölgesel ilişkilere yoğunlaşmaları gerektiğini belirtti.
Bu nedenle esas sorun, İsrail-Türkiye ilişkilerinin yeniden dizayen edilmesinin politik arka planı üzerinde durmakta yarar var. ABD’nin bölge politikaları nedeniyle İsrail-Türkiye ilişkileri son derece önemlidir. Mısır’da geleceğinin belirsiz olması, Irak’ın daha çok İran eksenli bir dış politika izlemeye başlaması, Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasına ilişkin henüz somut bir verinin olmaması, Libya’da politik istikrarsızlığın süreklilik kazanması, yakın gelecekte İran ile sorunların giderek artma eğilimi içinde olması, ABD’nin Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya politikalarını etkileyen önemli faktörler olarak ön plana çıkmaktadır. Bu ve benzeri çok yönlü sorunlar içerisinde Ortadoğu’da stratejik dayanağı olan Türkiye ile İsrail ilişkilerinin sorunlu olması ABD’yi ciddi oranda rahatsız etmekteydi. İki ülke arasındaki eski ilişkilerin yeni bölgesel konsepte göre dizayn edilmesi en çok ABD’nin istediği bir durum. Bu nedenle Obama, iki başbakanı çok ciddi oranda uyardı. İsrail’in uzlaşmaz tutumunun önüne Filistin meselesini, Türkiye’nin inatçı ve ayak sürtmeci tutumunun karşısına da Kürt sorunun getirdi. ABD, bölgesel çıkarları için iki devlete ilişkilerin yeniden daha üst düzeye çıkarılmasını fiilen dayattı ve pratik olarak uygulamaya koydu. Ortadoğu’nun karmaşık politik denkleminde izole olmuş İsrail ile Ortadoğu politikası çöken Türkiye’nin ABD’nin bölgesel ihtiyaçlarına göre hareket etmek zorundadırlar. Bir başta tanımlamayla ABD, İran-Suriye denklemine karşı Türkiye-İsrail denklemini sağlamlaştırmak istiyor. Kürtleri de denkleme dâhil etmek istiyor.
İsrail’in ve Türkiye’nin Zorunlulukları
İsrail stratejik müttefiki Türkiye’nin askeri sahasını çok rahat kullanıyordu. Özellikle uzun menzilli savaş uçakları için önemli bir eğitim bölgesi olarak değerlendiriyordu. Bunu Kıbrıs, Yunanistan üzerinde devam ettirmek istedi ama hiç biri Konya ovası gibi etkili olma şansına sahip olmadı. Ayrıca zayıf da olsa İran’a yönelik olası bir operasyonda Türkiye’nin hava sahasının stratejik önemini en iyi bilen İsrail Askeri güçleridir.
Filistin sorunu, İsrail-Arap ilişkilerinin bir bakıma kırılma noktası olarak halan günceliğini koruyor. Arap devletleri, özellikle bölge halkları karşısındaki pozisyonlarını korumak için Filistin sorunun gündemde tutmaya özen gösterirken, bu durum İsrail’in bölgesel ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Bunun çözümünde Türkiye’den sınırlı da olsa belli bir beklentileri söz konusudur.
Arap dünyasında soyutlanmış bulunan İsrail, en yakın müttefiklerinden biri olan Mısır’daki politik değişikliklerden oldukça kaygılıdır. İktidar’da olan Müslüman Kardeşlerin özellikle İsrail’e yönelik izleyeceği politika halen önemli oranda belirsizdir. ABD’nin bölgesel politikalarına uyacağını sık sık vurgulamakla birlikte, iç politik kriz derinleştikçe, anti-İsrail politikası çok daha fazla ön plana çıkacaktır. Diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Mısır’da da bu sosyo-politik realite çok daha belirgin olarak hissediliyor.
İsrail, uzun süre Suriye’nin iç politikasında sessiz kalmayı tercih etti. Suriye’nin iç politik dengelerinin radikal İslamcılara kaymasında ciddi olarak tedirgin duymakta, bu bakımdan mevcut iç çatışmalı durumun daha bir süre böyle devam etmesini tercih ediyor. Ancak Türkiye ile ilişkilerinin geliştirilmesinin bir ön ayağı olarak, Türkiye’nin Suriye politikasına kısmi bir destek verme kararı aldı. Bunun için yakın dönemde Suriye hedeflerini vurması esasen Türkiye’nin Suriye politikasına verilen bir mesajdı. Böylelikle Suriye eksenli pazarlık, aynı zamanda ilişkilerin yeniden tanımlanmasının bir aracı olarak kullanılabileceğinin mesajını İsrail vermiş oldu. İsrail kendi güvenliği için Türkiye’ye ile yeniden yakınlaşması gerektiğini biliyor.
Türkiye iç ve bölge politikalarda ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor. İsrail gibi Ortadoğu’da izole durumu yaşamasa da esasen iç politik dengelerindeki kırılganlık henüz aşılmış değildir.
Bütün komşularıyla sorun yaratan ülke haline gelen Türkiye’nin Ortadoğu politikası esasen çöktü. Suriye’ye yönelik izlediği politikayı daha çok radikal İslamcı hareketler üzerinde yürütmesi, özellikle ABD ve AB ülkelerinde eleştirilere yol açtı. Davutoğlu’nun stratejik derinliği Suriye politikasında sıfırlandı. Arap dünyası ile de sanıldığı gibi çok yönlü politikalar geliştirilmiş değil. Suriye’den sonra Körfez ülkelerinin dizayın edilmesi gündeme gelebilir. Bu süreçte Türkiye’nin çok ciddi bir rol oynaması söz konusu olmayacaktır. Daha çok Mısır’ın ön plana çıkması, Türkiye’nin Ortadoğu bölgesinde oynayacağı veya oynamak istediği rolü etkileyecektir. Hem içte hem de bölgesel ilişkilerde ABD’ye ihtiyaç duyan bir AKP gerçeği bulunuyor. Ona yön veren esasen budur. Kürt sorunu Türkiye’nin stratejik kırılma noktasıdır. İzlenen bütün politikaların başarısızlığı ve büyük bir bölünme korkusunu sarması, Ortadoğu dengelerinde Kürtlerin geldiği nokta, devleti önemli oranda tedirgin ediyor. Yeni politikalar devreye konulmazsa, Kürt coğrafyasında tamamen kaybecek. Bunun farkına varmış durumda.
Yeni Denklemde Kürtler Ve PKK
Bütün bu sorunlara paralel olarak Türkiye’yi meşgul eden temel mesele Kürt sorunudur. Bugüne kadar çok kapsamlı ve çok yönlü izlediği ve bütün ekonomik, politik ve uluslar arası gücünü kullanarak Kürtlerin tasfiyesine yönelik uygulamaya koyduğu stratejilerin tamamı geçersiz kaldı. Devletin varlık nedeni olan kırmızıçizgileri yerle bir oldu. Güney Kürdistan gerçeğini kabul etmekle kalmadı, nerdeyse bölgedeki tek stratejik ortağı haline geldi. Rojewa/Batı Kürdistan’da ortaya çıkan fiili duruma müdahale etmeye kalkıştı. Uluslar arası ve bölgesel faktörlerin etkisi ve daha çok Kürtlerin politik ve toplumsal gücü karşısında vazgeçmek zorunda kaldı. Böylelikle Batı Kürdistan’da ortaya çıkan fiili durum, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini etkiledi, bir bakıma ikinci kez çözülmeye başladı.
Türk devleti, Kürt sorunu konusunda esasen demokratik bir çözüm politikasından yana değil. Dengelere göre bir kısım taktik politikalar geliştirirken, özellikle Kuzey’de toplumsal bir güç olan PKK’nin tasfiyesi stratejinin ana halkasını oluşturuyor. Bir bakıma devlet olarak geleceğini PKK’nin tasfiyesine bağlayan Türkiye, bunu tek başına yapma şansına sahip değildir. 30 yıldır her türlü yöntemi denedi başarılı olamadı.
ABD eksenli geliştirilen yeni dönem stratejilerine ortak olurken İsrail ile ilişkiler yeniden ön plana çıkartılıyor. Çünkü Türkiye’nin kendi rolünü oynaması için içteki sorunlarından bir bakıma kurtulması gerekiyor. Bunun merkezinde ise Kuzey Kürdistan’daki Kürt sorunu duruyor. Alınan karar ise Kürt sorunun demokratik stratejik çözümü değil, tersine ABD merkezli belirlenen yeni konseptin uygulanması için Kuzey Kürdistan’daki politik güçlerinin tasfiyesi hedeflenmiş bulunuyor. ABD’nin bir zamanlar Sovyetler Birliğine karşı geliştirdiği ‘Yeşil Kuşak ‘ stratejisi, bugün Suriye’deki denklemin değişmesine bağlı olarak, kendisine bağımlı olabilecek İran karşıtı ‘Sünni İslam Kuşak’ stratejisini uygulamak istiyor. Bunun sorumluluğu Türkiye’ye verilirken, Kürtleri de bu politikanın temel güçlerinden biri haline getirmeye çalışıyor.
Öcalan’ın uluslar arası bir komplo ile Türkiye’ye getirenler ABD-İngiltere-İsrail’dir. Politikayı oluşturan İngiltere, kararı veren ABD ve pratikte uygulayan ise İsrail’di. Aynı güçler, Paris’teki katliamda önemli bir rol oynadılar. Öcalan’ın ‘beni kim buraya getirmişse, katliamı onlar yaptı’ söylemi tamamen doğru bir analizi içeriyordu. Bölgeye yönelik geliştirilen bu yeni politikalar belirlenirken tabi ki ABD tek başına at oynatmıyor; ABD-AB-Türkiye-İsrail denklemi çok daha ön plana çıkacak gibi görünüyor.
Ortadoğu politik denklemi içerisinde Kürtlerin stratejik konumu her geçen gün artıyor. Özellikle dört parça Kürdistan’da PKK’nin artan rolü onu bölgesel ilişkilerde merkez güç haline getirmiş bulunuyor. PKK’nin bugüne kadar izlediği stratejinin uluslar arası güçlerin politikalarıyla uyumsuz olması nedeniyle PKK ile stratejik ittifakın kurulması söz konusu olmayacağı biliniyor. Bu bakımdan PKK’nin bir biçimiyle etkisizleştirilme stratejisinin uygulanmaya konulması kararı alındı. Bölgede Güney Kürdistan politik güçlerinin ön plana çıkartılması için PKK’ye yönelik ‘çevreleme’ stratejinin yeni unsurları devreye konulmaya başlandı. Bu kararın genel uygulayıcıları ABD-AB merkezli Türkiye-İsrail ittifakı olacaktır.
Uygulanmaya konulacak olan yeni konseptin stratejisi aynıdır: PKK’nin tasfiyesidir Ama pratik yönelim eskinin bir tekrarı olmayıp çok daha derin ve sinsi bir saldırıyı içeriyor. AKP’nin dört elle sarıldığı ve her adımında PKK’nin tasfiyesini içeren bugünkü süreç, esasen uluslar arası ve bölgesel güçlerin almış olduğu politik bir kararın ilk adımlarıdır. Türkiye’nin bu sürece doğrudan tabi olması, onun stratejik çıkarlarıyla uyumlu geliştiği içindir. AKP’ye önerilen proje, Türkiye’nin geleceğini güvenceye almaya yönelik olduğu açıktır. PKK karşısında askeri ve politik olarak yenilmiş ve Kürdistan’da toplumsal resmiyetini kaybetmiş bir Türk devletinin bölgedeki varlığını korumaya yönelik bir stratejidir.
Bu stratejinin ana halkası ise PKK’nin silahsızlandırılmasıdır. Askeri bir güç olmaktan çıkmış bir PKK’nin politik olarak zayıflatılması ve böylelikle etkisiz bir konuma düşürülmesi çok daha hızlı ve sorunsuz olacaktır. Bu bakımdan, Öcalan’ı Türkiye’ye teslim eden ve Paris katliamını yapan güçlerin belirlediği plan; önce PKK’nin silahsızlandırılmasını sağlamak sonra politik olarak kuşatmaktır. Amaç gerillanın askeri gücünden çok toplumsal ve politik gücünü kırmaktır. Bunun ilk adımı, gerillanın Kuzey Kürdistan’ın dışına çıkartılmasıdır. Bu sağlandığında gerillanın Güney Kürdistan’da kalmaması içinde büyük bir askeri ve politik baskı uygulanacak ve gerillanın değişik bölgelere dağıtılması ve hatta bir kısmının sessizce Türkiye gelmesi sağlanacak. Hedef budur. Bunlar yapılırken PKK’nin devlet tarafından muhatap alınmasını sağlayacak herhangi politik bir adım atılmamaya özen gösteriliyor. Eğer devletin bu politikası başarılı bir tarzda gerçekleştirilirse, 1982 yılında, İsrail’in Filistin Kurtuluş Örgütüne uyguladığı politika devreye girecek. Mossad, Tunus vb ülkelerde FÖK’nün liderlerine ve askeri komutanlarına yönelik suikastlar yaptı. Böylelikle gerillası dağıtılmış, yakın çalışma arkadaşları ve yöneticileri öldürülmüş Arafat, Washington’a çağırıldı ve İsrail’in koşulları kabul ettirildi. PKK’ye yönelik uygulanmak istenen sinsi politika budur. En son olarak Öcalan’ın itibarsızlaştırılası ve tasfiye edilmesi süreci devreye girecektir. Bunun için Mossad’da, CİA’da aktif rol oynarlar. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Bu Politikalar Tutar mı?
ABD merkezli Türkiye-İsrail ittifakının politik arka planlarından birisi budur. Bu gerçeği görmek gerekir. Peki, bu politika boşa çıkartılır mı? Bu strateji ve senaryoları kuranlar mutlaka başarılı olur diye bir kural yoktur ve bunların politikaları çoğu kez başarısızlıkla sonuçlanmıştır. PKK’ye yönelik uygulanmak istenen bu politikaların boşa çıkartılması da tamamen PKK’ye ve Kürtlere bağlıdır. PKK stratejik bir güçtür. Bu gücünü uluslararası komplocuların politik oyuna gelmeden kullanırsa, bütün hileleri ve komploları boşa çıkartır. Bu bakımdan PKK’nin devlet tarafından doğrudan muhatap almasını sağlayacak politikalardan ısrar etmesi önemlidir. Özellikle gerillanın politik ve ruhsal yapısın kıracak psikolojik savaş yöntemlere karşı uyanık olmak gerek. Gerillanın çekilmesinin parlamento kararına bağlamakta ısrar etmek, hele silahsız çekilmesinin asla mümkün olmayacağını belirtmek ve bunun için kararlı politik bir tutum belirlemek, daha başından tasfiye politikalarının boşa çıkartılması anlamına gelir. Biliyoruz ki karşılığı olmayan her geri adım, yeni geri adımları koşullar.
PKK’nin başından beri Kürtlerin demokratik taleplerini karşılayan bir barıştan yana olduğu biliniyor. PKK, demokratik çözümden ısrar etmelidir. Bu PKK’yi zayıflatmaz, tersine güçlendirir ve uluslar arası meşruiyetini artırır. Ancak bugünkü süreç bu tarzda gelişmiyor. Gerçekten demokratik çözüm içermeyen ve adına ‘barış’ denilen bugünkü süreç, çok sinsice PKK’nin tasfiyesine endekslenmiş durumda.
Hiçbir şey karşı güçlerin elinde değildir. Tersine Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin elindedir. PKK, çok zorlu bir süreçte geçiyor. Tasfiye sürecini boşa çıkartması ve gerçekte demokratik siyasetin önünü açacak politikaları geliştirmesi için PKK’yi desteklemek gerek.
PKK yönlendirmelere ve dayatmaları karşı tutum alırsa kazanır.

Gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 6 =