Türkiye ve Rusya Savaşı mı geliyor?*

Türkiye ve Rusya Savaşı mı geliyor?*

0
PAYLAŞ

Abraham Maslow’un önemli bir sözü ile yazıma başlamak istiyorum.
“Sahip olduğunuz tek şey biɾ çekiçse,
heɾ şeyi biɾ çivi olaɾak göɾmeye başlaɾsınız”

Türkiye ile Rusya arasında yaşanan son gerilim, Maslow’un bu sözü ile kolayca açıklanabilir. Abraham Maslow, Rusya’dan ABD’ye göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak zorluklarla eğitimini sürdürmüş ve sonunda Brandeis Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olmuş önemli bir bilim insanıydı. Bu açıdan, yukarıdaki ünlü sözünün Rus dış politikasını açıklaması çok garip karşılanmamalıdır.

Türkiye’yi de içine alan Orta Doğu bölgesinde uzun zamandır üçüncü bir dünya savaşı yaşandığını birçok yazımda vurguladım. Daha da ileri giderek, bu bölgesel savaşların yakın zamanda çok daha şiddetli biçimde Afrika’ya ve Balkanlara uzanacağını iddia edebilirim. Peki, bütün bunlar neyi ifade ediyor?

Geçen yüzyılda 3 önemli savaş yaşadık. İlki, Birinci Dünya Savaşı oldu ve dünyada yeni bir toprak paylaşımının şeklini belirledi. Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkarken topraklarını da paylaşıma konu etmişti. Bu süreçte, Anadolu topraklarında Türkiye Cumhuriyeti doğacak ve Trakya’nın da içine katılmasıyla misak-ı milli sınırları belirlenmiş olacaktı. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci büyük savaşı olan Türk Kurtuluş Savaşı, geçen yüzyılda emperyalist devletlerin yenilgisini ve anlaşmazlıklarını gösteren bir örnek de oluşturmuştur. 20. yüzyılın son büyük savaşı, İkinci Dünya Savaşı biçiminde gerçekleşti ve çok sarsıcı oldu. Yüzyılın ortalarına gelmeden bu savaş sona erdi ve dünyada yeni bir sınır paylaşımı gerçekleşti. Bu süreçte Almanya ikiye ayrıldı, dünyada Sovyet ve Atlantik bloğunu yaratan yeni bir soğuk savaş dönemi de çok geçmeden ortaya çıktı.

21. yüzyıla, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, NATO’nun ya da Atlantik cephesinin düşmansız kaldığı, küresel egemen güçlerin ülkeleri kontrol etmek için ne yapacaklarını şaşırdıkları bir dönemde girildi. Bu şaşkınlığı üzerinden atıp dünyayı yeniden ekonomik ve siyasi açıdan kontrol altında bir küreye dönüştürmeye çalışan güçler, 11 Eylül saldırıları ile yeni bir kamplaşma ve korku ortamı yaratmayı denediler. Bugün geldiğimiz noktada, bunun da işe yaramadığı, yeni emperyalist düzenin daha kontrollü bir kutuplaşmaya ihtiyaç duyduğu anlaşıldı. Hal böyle olunca, Atlantik güçleri ve karşısında bir güç odağı yaratılarak yeniden korku ve kontrol süreci başlatılması aşamasına geçildi.

Bugün Suriye’de yaşananlar, Akdeniz’de savaş gemilerinin dans etmeye başlaması, Boğazlarda denizaltılar ve büyük savaş gemilerinin yeniden boy göstermeye başlaması, daha da somutlaştırırsak Türkiye-Rusya gerginliği, dünya siyasi tarihindeki yeni dönemin ilk ipuçlarını veren olaylardır.

Atlantik güçleri ile Rusya-Çin-İran bloğunun yeniden kamplaştırılması ile 21. yüzyılda sınırlar yeniden belirlenecek, paylaşım savaşlarına hız verilecek, böylece dünyayı yönetmek küresel egemen güçler için çok daha kolay olacaktır.

Gelelim Türkiye-Rusya gerginliğine. Bir uçak düşürme olayına Rusya’nın savaş ilanı gibi tepki vermesi, ‘arkadan hançerlenme’ gibi sözlerle ifade etmesi, Türkiye’ye ekonomik savaş ilan etmesi; bu kamplaşmada Türkiye’nin yerini seçmesiyle bağlantılı gelişmelerdir. Yazıma, Maslow’un ünlü sözü ile başlamamın nedeni de budur. Rus dış politikası, kendisini bir çekiç gibi gördüğü için diğer ülkeleri çivi gibi görmeye devam ediyor. “Ya benimsin, ya toprağın” deyişi ile de özetlenecek bu yaklaşım, Atlantik karşıtı cephenin liderliğini yapacağı anlaşılan Rusya’nın daha yolun başında işinin zor olduğunu, stratejik olarak açık biçimde ortaya koyuyor. Bu süreçte Türkiye, yeni dönemde de Atlantik cephesindeki yerini almakla kalmamış, iki cephenin savaş alanı olan Orta Doğu bölgesinde savaşın da merkez karargahlarından birisine dönüştürülmüştür.

Bütün bu gelişmeler birlikte düşünüldüğünde, ortada ne bir Türk-Rus savaşı vardır, ne de uçak düşürme ile aniden gerginleşen Türk-Rus ilişkileri mevcuttur. İşin gerçeği, ortada olan; dünyanın siyasi olarak Atlantik cephesi ve Rusya-Çin bloğu biçiminde yeniden kutuplaşması, bu süreçte NATO’ya yaşama olanağı sağlanması, yeni sınır çizme girişimlerinin kolaylaştırılması, bazı ülkelerin tarihten silinerek yenilerinin kurulma ortamının yaratılmasıdır.

Türkiye için neler söylenebileceği sorularına da kısaca yanıt vermek gerekiyor. Yeni küresel kutuplaşma ortamında Atlantik cephesinin en stratejik noktalarından birisi olan, Boğazları ve sınırları ile Rusya’nın Akdeniz’e açılmasını kontrol edebilecek tek güç olan Türkiye, daha da önemli stratejik bir noktaya gelmiştir.

Bundan sonra neler olacağını merak eden okurlarına tavsiyem ise günlük olayları değerlendirirken fazlaca acele etmemeleri olacaktır.
Bekleyelim ve görelim.

BİR CEVAP BIRAK