Türkler nereye koşuyor

Bu arada aldığım ilaçların hükmü tükenmiş, adrenal yükselmiş kafam zonklamaya başlamıştır. Bu sabah da öyle oldu….


Başbakan  önceki gün bir TV kanalında uzun uzun konuşmuş sanki bir yol haritası çizmiş: ABD ye 5 Kasıma kadar bu işi bitir, ayrıca dağdakilerede inin şehre katılın siyasete demiş, tezkerenin kılıcı çekilmesinin ardından.


Dün gece Türk Silahlı Kuvveletlerine ait komando birlikleri Hakkari Yüksek ova üzerinden Kuzey Irak’a bir sızma harekatı gerçekleştiriyor, bir anlatıma göre 16 üstünde ölü, en az iki katı yaralı ve sayıları 10 civarında olan esirlerden söz ediliyor.


2 haftadır memleketde en iyi yetiştirilmiş asker diye bilinen dağ komando birliğinin verdiği kayıplar konuşuluyor. Ben tek tek askerimin ne yediğini bilirim, yetimin hakkını komam, şehidin intikamını alırım diyen zihniyet en iyi askerlerin nasıl öldürüldüğne ilişkin açıklama yapmaktan aciz.  Niye derseniz ilkin ‘en iyi’ kavramı sulanıyor, ikincisi ‘ben hakimim herşeye’ iddiası batağa sapıyor.


Lafa başladığımız yere dönerken, siyasetin en üstünde bulunan organdaki şahısın yüzüne bir tokat patlıyor, kan fışkırıyor bu tokatla….


Siyasetin tüketilmesi nasıl oluyor da önlenemiyor? Askeri açıdan başarısızlıklara imza atanlar ödüllendirilip askeriyenin en üst kademelerini işgal ediyorlar, Amerikan Akademilerinde aldıkları notlar ve madalyalar rol oynuyor olsa bu yükselmelerde. Kitleler günlük hır gürle beyinleri uyuşuk vaziyetde kah Müjde’ nin gazoz kapağı, kah Melen suyunun İstanbula ulaşması ile ilgililer. Ancak, irili ufaklı bütün yayınlar artık bin yıllık kardeşliği, dindaşlığı değil, kalleşliği ve dönmeliği yazıyor, konuşuyor. Kürtlerin aslen Ermeni olabileceklerinden tutunca Tevrat daki kayıp kabilenin Kürtler olduğunu iddia edenlere kadar her şey var ve mübah bu hır gürün içinde.


Bizler gelen tabutları hüzünle izliyoruz odalımızda misafir ettiğimiz uydu kanallı TV lerden. Acılı yüreklerle dağlanıyor gözlerimiz, nefret haykıran çığlıklarla kulaklarımıza kızgın yağ dökülüyor. Bizler suskun, halk sormuyor evlatlarını.


Siyasetin durduğu yerde neler yapılabilir siyaseti çalıştırmak için diye kafa yoruyorum kaç gündür, kaç aydır, kaç yıldır. Türkiyeli Kürtler uzunca bir yolculuğa zorlanıyorlar.


Güneyin cazibesini konuşuyor Genel Kurmay başkanı. Kürtler hem gider hem ağlarım diye bakıyorlar Ankaraya. Türkler ne kaybettiklerinin farkında bile değil hala. 


Türk siyaseti 1912 lerin kafasıyla korkulu düşleriyle yaşıyor. Cephelerden yenilgi haberleri geliyor, Edirne düşmüş, Sırplar dağlarda idi. Türk kafası az olsun bizim olsun dedi ve Teşkilatı Mahsusayı örgütledi, Anadolu İslamdır, bizimdir dedi, Türktür. Diyenler içinde Kürtlerde vardı.


Sonraları  Anadolu yetmedi Türk siyasetçilerine, Musul, Kerkük diyorlardı son 20 yıldır, 45 yıldır da Kıbrıs nakaratı ağızlarda. Ancak son gelişmeler bu düşlerle oyalanan Türk siyasetini  her nasılsa 1912 sendromuyla yeniden buluşturdu. 150 bin kişilik ordu, 45 bin kişilik özel kuvvetlerle bu işi halledemeyecekleini anlayanlar öyle gözüküyor ki Kuzey Irakın cazibesine kapılanlara dur demeyecekler, ve Anadolu küçülecek Türk marifetiyle…


Doğaldırki yaklaşık 45 yıldır Lozanı ve felsefesini zorlayan Türkiyedeki uçuk siyasetçiler ve onları izleyen halk, Türkiye Cumhuriyetinin var oluş temel belgesini tutuşturduklarının ayrımında henüz değiller.


Harita son 25 yıldır zorlanıyor, önce Iran Irak savaşı ardından Kuveytin işgali ardından Güvenlik zonları ve Kuzey Irakda otonom bölge derken Irakın işgaliyle gelinen noktada Türkiye sınırlarını tartışır hale getirdiğini anlayamadı. İşin garip yanı Türkiyedeki Kürtler sınırlar oynadığında oldukça huzursuz 10 yıllara bir o kadar daha 10 yıllar ekleneceğinden emin ve suskunlar.


Arabı, Arnavutu, Boşnağı, Ermenisi, Gürcüsü,Kürdü, Lazı, Rumu ve Türküyle Anadolunun binlerce yıllık bilgeliği 21 yüzyılın ilk çeyreğinde dostluk, kardeşlik destanını bir kez daha yazmaya başlarsa Ortadoğuda yeni bir sayfa açılır. Bunun  için sağduyunun siyasete katılması yeter.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − 10 =