‘Türkmenlerin hakları, bizim Kürtlere de tanınmalı’

– Ağır bir hastalık geçirdiniz. Şimdi nasılsınız?
– Kendimi daha iyi hissediyorum. Tedavi sürüyor. İki, üç kez ölümden döndüm. Gerçekten ölümü gördüm. Azrail’i gördüm, tekrar geri döndüm.


Sanırım topraklarınıza dönmek doktorların bile ummadığı olumlu bir etki yarattı üstünüzde?


Evet. İsveç’teki doktorlarım bir hafta, on günlük ömrümün kaldığını söylüyorlardı. ‘Diyarbakır’a ulaşma ihtimalin yüzde 30’ diyorlardı. Fakat ben Diyarbakır’a geldim.


Diyarbakır halkı büyük bir sevgiyle karşıladı sizi. Bu sevginin de sağlığınıza olumlu katkıları olduğunu düşünüyor musunuz?


Diyarbakır’a gelmeseydim bu iş bitmişti zaten. Sadece Diyarbakır değil, bütün Kürt bölgesi ayaktaydı. Milyonlarca insan dualar okuyor, mevlutlar okutuyordu. Otobüslerle topluca hastaneye geliyorlardı. Ben göremiyordum ama kaldığım hastanenin çevresi binlerce insanla devamlı doluydu. Hastanede çok iyi tedavi gördüm. Kısa zamanda toparlanmaya başladım. Ben Diyarbakır’da huzur buldum.


– Peki, bu mucizevi sonuçlar yaratan topraklar üstünde son dönemde yaşananlar sizi nasıl etkiliyor?
– Olumsuz etkiliyor. Ben Mezopotamya’nın kutsal gücüne hep inandım. Bunu romanlarımda anlattım. Ölüm döşeğindeyken Diyarbakır’a gelişimin bir sebebi de buydu. Onun bu kutsal gücünü şimdi kendim yaşadım. Bu toprakların şiddetin, çatışmanın, geri kalmışlığın mekânı haline gelmesi beni çok üzüyor ve yoruyor. Ben Mezopotamya’nın tekrar eski işlevine dönebileceğine inanıyorum. Ama tabii bunun için demokrasi gerekli.


Ciddi reformlar ve uygar bir yaşam tarzı gerekli. Bu topraklar tarihte ilk uygarlıkların, bütün yaratıcı eylemlerin, düşüncelerin oluştuğu yerdir. Dillerin, dinlerin, kimliklerin, kültürlerin birlikte yaşadığı yerdir. Mezopotamya sabrın ve mucizelerin mekânıdır. Birçok peygamberin bu topraklardan çıkmış olması sebepsiz olur mu hiç?


– Bu ülkede bir Kürt sorunu var. Bunu herkes biliyor. Peki bu sorunu çözmeye samimi bir şekilde uğraşılıyor mu? Yoksa gerek Türklerden gerekse Kürtlerden birileri kendi kişisel hesapları nedeniyle çözümsüzlüğü tercih mi ediyor?
– Sevgili Neşe, Kürt sorunu Türkiye’de hep oldu. Bunun en önemli sebebi devlet politikasının yanlışlığıdır. Türkiye Cumhuriyeti ne yazık ki Kürtlerin inkârı üzerine kuruldu. Cumhuriyet kurulmadan önce, Mustafa Kemal Atatürk’ün Kürtlere verdiği sözler vardı. Kürtlerin kendi bölgelerinde kendilerini idare etmeleri, yöneticilerini seçmeleri ve Meclis’te kendi kimlikleriyle bulunmaları sözünü vermişti Atatürk. Bir nevi otonomi, özerklik…


Kürtlere dil, kültür, kimlik gibi haklar tanınacaktı. Eğer o sözler tutulsaydı ve o sözlere uygun bir politika inşa edilseydi, Türkiye bugün dünyanın en önemli demokratik refah ülkelerinden biri olacaktı. Ama bugün birileri Kürt sorununda çözümsüzlüğü hâlâ tercih ediyor. Çünkü savaş, eroiniyle, çeteleşmesiyle çok büyük bir rant alanı. Bu yüzden çözümsüzlüğü isteyen Kürtler de vardır ve bu çözümsüzlüğü bir kader haline getirmek için de ellerinden geleni yapıyorlardır.


– Geçmişte çok acılar, çok haksızlıklar oldu. Kürtlerin anadillerinde bile konuşmaları yasaklandı bir zamanlar. Ama şimdi Avrupa Birliği üyeliğine doğru giderken demokrasiye ulaşma ihtimali de ortaya çıktı. Sizce AB üyeliği ve gerçek bir demokrasi Kürt halkının aleyhine mi sonuç verir?
– Tam tersi, lehine sonuç verir. Kürtler mutlaka AB sürecini desteklemeli. Türkiye’nin AB’den başka alternatifi yok. Rusya’yla, İran’la, Pakistan’la müttefik olamaz. Orası, otoriter, totaliter, karanlık bir dünya. Türkiye’nin tek hedefi, uygar, demokratik ve şeffaf AB üyesi bir Türkiye olmalı. Hepimiz bu hedefi desteklemeliyiz. Yoksa Batı dünyasının bu haliyle Türkiye’yi kabul etmesi mümkün değil. 27 Nisan’daki şu askeri muhtıraya bakın. Demokratik bir ülkede böyle bir rezalet olabilir mi?


Askerin bu kadar siyasetin içinde olduğu, her şeyi vesayet altına aldığı, sürekli muhtıralar verdiği bir ülke AB’ye kabul edilebilir mi? Bunların değişmesi gerekli.


– Peki sizce neden PKK, Türkiye’de askeri bir yönetim ister gibi davranıyor? Neden şiddet ortamını ve milliyetçiliği besleyen bir strateji uyguluyor?
– Ben onları anlamakta güçlük çekiyorum tabii. Kürtler hızla şiddetten uzaklaşmalı ve asla bir daha şiddete başvurmamalı. Bir an önce sivil siyasete dönmek zorundalar. Bakın AB süreci sayesinde demokratik üslup ve usullerle mücadele etme yolları da açılıyor önlerinde. Hem Kürtler, özellikle de PKK’lılar bağımsız bir devlet, ya da federasyon, özerklik istemiyorlar şimdi. Sadece bireysel haklar istiyorlar. Bunlar için şiddete başvurmak yanlış. Ama Kürtlerin şiddete başvurmasını isteyenler var. Bunlar ne Kürtlerin ne de Türkiye’nin dostlarıdır.


– Kim bunlar sizce?
– Ülkedeki karanlık güçlerdir ve büyük ihtimalle de Türkiye’yle sorunları olan ülkelerdir. Amerika ve Avrupa’yı kastetmiyorum. Türkiye’nin, Suriye, İran, Rusya türü ülkelerle fazlasıyla sorunları var. Dost gibi görünseler de bunların Kürt sorununu devamlı kullanma imkânları var. Zira Türkiye Kürt sorununu çözmüyor.


Çözmediği sürece de, başkası gelir bunu kullanır. Kürtler, kendisine şiddeti kim öneriyorsa ona kuşkuyla bakmalı. Şiddet, Türkiye’yi demokratikleşmeden uzaklaştırıyor, derin devleti, otoriter güçleri, milliyetçiliği güçlendiriyor.


– Şiddet dediniz. Yollara mayın koyup askerleri öldürmenin Kürt halkına bir yararı olur mu?
– Hayır hiçbir yararı yok. Ben bunu çok fazla Kürt’ten de duydum. On- binlerce insan beni ziyarete geldi. Zihnim açık olduğunda onlara, ‘Siz ne bekliyorsunuz bu tür eylemlerden’ diye sordum. Hiçbir şey beklemiyorlar. Bölge, şiddetin tümüyle bitmesini istiyor. O kadar acı çekmiş ki, bunun anlamsız, sonuç vermeyen bir şiddet olduğunu görüyor. Üç-beş askerin, onbaşının, yüzbaşının öldürülmesiyle ne değişiyor? Hiçbir şey.


PKK’nin ilk şiddete başvurduğu dönem 1980’lerde cunta dönemiydi. Diyarbakır askeri cezaevinde insanlara dışkı yediriliyordu. O zaman durum başkaydı. Şimdi çok farklı bir yerdeyiz. Bütün dünya ve Türkiye, Türkiye’de çok ciddi bir Kürt sorunu olduğunu artık biliyor.


– Kürt halkı barışı ve demokrasiyi istiyor mu?
– Samimi olarak istiyor. Esasında benim gözlemim ya da hissettiğim, eğer devlet birazcık demokrasi, hak, hukuk özgürlük kanallarını açarsa, bu PKK dağdan inecek. Ve bu iş çözülecek. Onların da onurlarını kırmadan dağdan inmelerini sağlayabilecek, bu af mı olur, başka şey mi bilmiyorum, bir tedbir gerekiyor. Çünkü onlar da o noktaya gelmiş durumdalar. Biraz kanallar açılırsa PKK sorunu bitecek. Böylece dağdan iner ve kendisini değiştirir, sivil hayata adapte olmaya çalışır. Bunun için Türkiye’yi demokratikleştirecek, cesur adımlar atacak devlet adamlarına çok ihtiyaç var.


– Kürt halkını yakından tanıyorsunuz. Kürt halkı ne istiyor? Demokratik bir yapı içinde çözüm aranmasından mı yana, yoksa bu gerginliğin, silahlı çatışmaların sürmesinden mi yana?
– Kürtlerle ilgili bu kadar roman yazdım. Onları anlamaya çalışan birisi olarak şunu söyleyeyim. Türkiye’deki seçkinler, iktidar güçleri, 80 yıldır Kürtlerin ruh halini hiç anlayamadılar. Askerin son muhtırasında, ‘Ne mutlu Türküm demek zorundasınız. Bunu söylemeyen bizim düşmanımızdır’ deniyor.


Oysa bir Kürt, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ demek için hiçbir sebep görmüyor. Dağdaki çoban bile bir yurda, bir kültür mirasına, binlerce yıllık tarihe ve dile sahip olduğunu bilir. Bunun ilmini, kültürel analizlerini bilmez ama ruh hali öyledir onun. Ona, ‘Sen Türk olacaksın’ demek müthiş eziyettir. Bunu kabul etmesi mümkün değil. Belki korkar ya da işgüç sahibi olmak için ‘Ben de Türküm’ der ama ruhunda onu hiç yaşamaz. Türkçülük Osmanlı’nın dağılış döneminde çıkmış yüzyıllık bir ideoloji. Mucitleri de büyük oranda Türk olmayanlar. Osmanlı topraklarının uzak bölgelerinden Türkiye’ye sığınanlar, muhacirler yarattı daha çok Türkçülüğü. Bunlar Boşnaklar, Çerkezler, Gürcüler, Abazalar, Museviler, Tatarlar…


– Kürt sorunu nasıl çözülmeli?
– Hâlâ Kürtlerin kendi bölgelerinde kendi dillerinde eğitim almaları yasak. Özellikle Baykalcılar, Iraklı Kürtleri aşağılamak için ‘kabile reisi’ diyorlar ya… Hak hukuk konusunda örnek vereyim onlara. Şimdi o kabile reisleri, Kürdistan’da yaşayan bütün azınlıklara, özellikle de Türkmenlere her türlü hakkı verdiler. Türkmence televizyonlar, radyolar, Türkmen okulları, partileri serbest. Parlamentoda, hükümette temsilcileri var. Irak’ın modern tarihinde Türkmenler ilk kez Kürtler sayesinde hak hukuk sahibi oldu. O nedenle de Türkmenlerin yüzde 90-95’i Kürtlerle birlikte yaşamak istiyor.


– Kürtlere ne haklar verilmeli?
– Iraklı Kürtlerin Türkmenlere verdiği hakların tümü Türkiye’deki Kürtlere de verilmeli. O zaman Kürtler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan mutluluk duyacaklardır. Ama bu hakların yüzde 5’ini bile Türkiye Kürtlere vermiyor. Kıbrıs’ta 150 bin insan için tam bir devlet istiyorsunuz. Bunun için her şeyi yapıyorsunuz ama kendi vatandaşınız olan 15-20 milyon insana hiçbir hak vermiyorsunuz. Bir tek generalin bu konuda tek bir söz ettiğini duydunuz mu? Aksine emekli generaller devamlı televizyonları dolaşıyor ve durmadan Kürtlere hakaret ediyorlar. Bu hakaret bir son bulmalı.


– Türk devletine Kürt sorununu çözmek için ne önerirsiniz?


Başta Baskın Oran olmak üzere umarım bağımsızlar önemli oranda Meclis’e girer ve AK Parti bunlarla bir ittifak, koalisyon yapar ve bunların işbirliğiyle yeni reformlar için adım atılır. Meclis’e girecek olan Kürtler akıllı Kürtler. Başta Ahmet Türk, bunlar olan bitenden ders çıkarmış insanlar. Çoğuyla görüştüm. Türkiye’ye uygun iş yapacakları konusunda çok kararlılar.


Bunlar, provokasyondan uzak, sorunları çözebilecek dirayette ve olgunlukta insanlar. Geçmişte yaşananların tekrar yaşanmayacağını sık sık vurguluyorlar. Geleceğe dönük raporlar hazırlıyorlar. Kürtlerin şiddetten, silahtan arındırılıp sivil siyasete çekilmesi ve Türkiye’nin demokratikleşme ve AB sürecinin hızlandırılması için bunların parlamentoya girmesi çok önemli. Kürt halkına benim önerim, kendi adaylarını desteklemeleri. Silahtan arındırılmış sivil siyasetin Kürt dünyasında egemen olması için Kürt halkından bunu rica ediyorum. Bu, hem Kürtler hem Türkiye için bir fırsattır.


– Siz gençliğinizde Kürtlere uygulanan baskıları yaşadınız. Şimdi hayat nasıl Güneydoğu’da? Aynı baskılar devam ediyor mu?
Ne yazık ki sürüyor. AB süreci hızlandığında baskılar önemli oranda durmuştu. Fakat son birkaç yıldır, özellikle PKK’nin tekrar silaha sarılmasından sonra baskılar yoğunlaştı. Devamlı bir takip, devamlı bir terör söz konusu. Devlet bütün bir halka terörist muamelesi yapıyor. Ama şuna şahidim, Kürtler kesinlikle şiddet istemiyor.


Şu anda Kürtler derin ve huzursuz bir bekleyiş içindeler. Seçimden sonra AB süreci devam eder, reformlar yapılırsa çok memnun olacaklar. Demokratikleşme adımları atılmazsa, Türkiye’yi PKK’den çok büyük tehlikeler bekliyor. Türkiye, PKK’nin ve diğer Kürt örgütlerinin aysbergin görünen yüzü olduğunu bilmeli. Çok ciddi, ağır bir Kürt sorunu var Türkiye’de. PKK’yi çözsen bile Kürt sorunu çözülmez. Yarın PKK’den yüz kat daha radikal, daha güçlü, daha kitlesel başka hareketler çıkar. Bu kesin.


– Daha büyük tehlike ne olabilir?
– El Kaide olabilir. Hizbullah olabilir. Kürt bölgesinde, PKK’den yüz kat daha güçlü radikal dinci bir örgüt bulunduğunu düşünün. Güneydoğu’da radikal dinci örgütlenmeler artıyor.


Özellikle İran, Suriye ve Suudi Arabistan’ın teşvikiyle ciddi bir örgütlenme hamlesi söz konusu. Çok tehlikeli bu. PKK, Türkiye için çok büyük sorun değil. Kürt sorununun çözümünde adım atılırsa, Meclis Kürtlere açılırsa, Kürt sorunu orada konuşulursa tansiyon düşer. Ama bu olmazsa, daha büyük felaketler yaşanabilir Türkiye’de.


– Siz, hayatınızı demokrasiye ve Kürtçenin gelişmesine vakfettiniz. Tüm zorluklara rağmen romanlarınızı, kitaplarınızı Kürtçe yazdınız. Kürt bir sanatçı olmak bu ülkede sanırım Türk bir sanatçı olmaktan daha zor. Devletin sillesini yediniz ama PKK tarafından da tehdit edildiniz. Irkları ne olursa olsun bu topraklarda yöneticiler demokrasiden hoşlanmıyor mu?
– Dünyanın demokratikleşmeyen, uygarlaşmayan en tehlikeli, en karanlık bölgesi Ortadoğu. Bu bölgede hem devletler ve rejimler, hem de bu devletlerle mücadele eden örgütler aynı kültürden ve terbiyeden etkilenmişler. En kötüsü de, mazlumun zalimin metotlarıyla iş yapması oluyor tabii. Hamas, Hizbullah, El Kaide güya mazlumun haklarını savunuyorlar fakat zalimden bin kat daha zalimler. Demokrasi ve uygarlık düşmanlığı içindeler.


Türkiye’nin AB süreci, hem Kürtler hem bütün bölge için zaten bu yüzden önemli. Türkiye, bir İslam ülkesinin aynı zamanda demokratik, laik ve uygar olabileceğine iyi bir örnek olabilir. Çünkü Kürtler de çok demokratik değiller. Onlar da totaliter rejimlerden, ideolojilerden etkilenmiş durumdalar. Kürtlerde, Sovyetik düşüncenin kalıntıları hâlâ fazlasıyla var.


– Bir yazar için bir Türkle bir Kürt arasında bir fark var mı?
– Hiçbir fark yok. İyi bir yazar, insani duyguların evrensel olduğunu bilir ve bunları anlatır. Ama bir Kürt yazarla Türk yazar arasında fark var tabii. Bir Kürt’ün çıkış noktası çok dezavantajlı. Bütün kaynaklarınız yok edilmiş. Bir kütüphaneden, bir sözlükten, bir ansiklopediden bile yoksunsunuz.


Ayrıca diliniz, hem eğitim dili hem de kamu dili ve entelektüel dil olarak yasak. Bu yüzden, benim ilk başta Kürtçeyi iyi bir anlatı dili haline getirmem gerekiyordu. Ben onun çabası içinde oldum. Çünkü siz de Ahmet Altan gibi, Yaşar Kemal gibi iyi bir anlatı yapmak zorundasınız. İyi bir anlatı kurmadan ne Kürtler, ne Türkler, ne de dünya sizi okur. Yıllarım Avrupa kütüphanelerinde, arşivlerde geçti. Ortadoğu’yu çok dolaştım. Seyyahları çok okudum. Bilgilere ulaşabilmek için bütün o dilleri öğrenmek zorunda kaldım.


– Eğer hayat sizin yazdığınız bir roman olsaydı Türkler ve Kürtler için nasıl bir gelecek yazardınız?
– Türkler ve Kürtler için bizim şimdi unuttuğumuz kimi vasıflara uygun bir gelecek yazardım. Biz tahammülü unuttuk. Sabrı, vicdanı, merhameti unuttuk. Adalet ve utanma duygusunu yitirdik. Türkiye’de utanma duygusu yok. Utanma duygusunu yitirdiğinizde, her şeyi söylersiniz, yaparsınız ve utanmazsınız. Ben bütün bu kaybettiğimiz duyguların yaşandığı ve bunların bir erdem olarak kabul edildiği, olmadığı zaman da utanıldığı bir gelecek yazardım Kürtler ve Türkler için.


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


DİĞER AYAKÜSTÜ SOHBETLER:


– ‘Mahalle baskısı değil, ideolojik baskı’
– ‘Meclis’teki partilerin kadın politikası yok’
– Ersümer: Merkezde bir yeniden yapılanma olmalı…
– Fotoğrafın büyücüsü: Aykan Özener
– Savaş karşıtı eylemlerin fotoğrafçısı: Hüsnü Atasoy
– Ufuk Uras: Desteği için Baykal’a teşekkür ediyorum!
– ‘AKP’yi sola karşı yaratanlar yok edecek’
– ‘Muhabirlerin telifle çalıştırılması yasalara aykırı’
– Yeşiller bağımsızları destekleyecek
– Türkiye sağlık turizminde atakta
– ‘Hayallere tanık olmak istedik’
– ‘İngiltere’de işkence yaptılar…’
– ‘Kürtler, Türkler’i ikna etmeli…’
– ‘Düşünceye militarizm de engel…’
– Boyalı bank nöbetini terkeden ‘sosyalist’ asker
– ‘Kategorizesiz bir dünya hayalim’
– ‘Toplumsal varlıklar elimizden kayıp gidiyor’
– Ermeni tarihçi: Asıl sorumlu emperyalizm
– Hrant Dink: Ruh halimin güvercin tedirginliği
– ‘Vicdansızlığın İslamcısı, solcusu olmuyor…’
– ‘İsrail bir devlet değil, bir projedir’
– Orhan Suda: Yaşasın edebiyat
– Türkiye’nin Papa’ya sormayı unuttukları!
– Sol Kendini Arıyor VII: Ömer Laçiner
– Sol Kendini Arıyor VI: Hayri Kozanoğlu
– Sol Kendini Arıyor V: Aydemir Güler
– Sol Kendini Arıyor IV: Oğuzhan Müftüoğlu
Sol Kendini Arıyor III: Aydın Çubukçu
– Sol Kendini Arıyor II: Çiğdem Çidamlı
– Sol Kendini Arıyor I: Mihri Belli:
– Hayalet yazar Hüdai Nabit
– Çitlembik ağacıyla söyleşi
– ‘Çocuğa şiddet, çok yaygın’
– İran PKK’yi neden bombalıyor?
– Serdar Denktaş: Mal mülk davaları en zor sorun
– ‘Kıbrıs’ta kısa dönemde çözüm olmaz’
– Tayvanlı yazardan ‘Sıcak bir öpücük’
– Kavakçı: Başörtü, dini bir mesele
– Perinçek: MHP tabanını dışlayarak solculuk yapılmaz!
– ‘Tek dileğim iki dengeli bir dünya…’
– ‘Beni en çok korkutan: Google’
– ‘Sorunumuz Yahudiler’le değil, siyonizmle’
– O bir ‘peynir avcısı’
– ‘Çernobil’den ders çıkarmadık’
– Bir kültür taşıyıcısı: Aydın Çukurova…
– Afşar Timuçin ile insana dair ne varsa…
– 12 Eylül iddianamesine ne oldu?
– Akın Birdal: Evren yargılanmalı!
– Hitler ile söyleşi…
– ‘Baş örtüsünü ilk kez Sumerliler taktı’
– ‘Türk solu titreyip kendine gelmeli’ 
– ‘Hepten pusulasız olmadığımız kanaatindeyim…’
– ‘Siyasi güç, her zaman kendi hukukunu yaratır’
– ABD işdünyasında çöküş
– ‘ABD Anayasası Patara’dan’
– Çocuklar öldürülmesin!
‘- ‘Bir Gün Mutlaka’
– ‘Derin devlet sorunları çözmek istemiyor’
– Kaş’taki gözyaşı
– ‘Son 15 yılda bilinçte sıçradık’
– Piref. H. Ökkeş ile ‘dörtköşe’ sohbet…
– Sorgun Ormanı’nı kurtaralım
– Devrim Bize Yakışırdı!
– G-8 protestosundan gözlemler…
– Başkaların hayalleri…
– Hurafeler gölgesinde Gelibolu…
Çokuluslu tekellere karşı ‘Adil Ticaret’
– Kuzey çikolata, Güney ekmek derdinde
– Fokları, katliamdan kurtaralım!
– Nükleer denemelerin faturası: Doğal felaketler
-Türkiye’de de nükleer silah istemiyoruz!
– Faşizm neden Almanya’da kök saldı?
– Demirel davasında tekelci medya da suçludur

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

7 + five =