Türk’ün yasaklarla imtihanı!

PAYLAŞ

AKP hükümetinin, iktidara geldiği günden beri özellikle partili belediyeler aracılığıyla sosyal yaşamı belirlemeye çalışan tavırları ve tuhaf uygulamaları giderek bir hükümet politikasına dönüştü.

İçki yasağı tartışmaları gündemden hiç düşmezken iktidarın toplumsal yaşamı kendi düşüncelerine göre yeniden dizayn etme histerisinin ulaştığı boyut şirazesinden çıkmış durumda. Kürtaj tartışmaları bunun en açık göstergesi.

AKP’nin henüz iktidara geldiği 2002 yılından bu yana geçirilen süre içinde gündelik hayatın bir çok yönü yavaş yavaş dönüştürüldü. Hükümet toplumsal reflekslere göre ipi bir gerip bir gevşetme politikası izleyerek gündemi belirlemeyi sürdürdü. Ancak bu süre içinde ‘yasak’ kavramıyla anılan onca uygulamanın giderek normalleşmesi ve hayatın bir parçası haline gelmesi üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir soru işareti. Adeta alikıran başkesen tavrıyla dayatılan uygulamalar karşısında beklenen toplumsal refleksi Stockolm sendomuyla açıklayanlara bu topraklarda “celladına aşık olmak” gibi daha yerli bir tanım olduğunu da anımsatmak gerek.

Yasaklarla yaşamaya alışmış olan Türk toplumunun genetik kodlarına katığımızda akla hayale gelmeyecek bir bir çeşitlilik görüyoruz. O halde gelin epeyce geçmişe gidip toplumun kolektif bilinçalıtndaki yasaklara ilişkin bir tarih yolculuğuna çıkalım…

KURAKLIKTAN ALEVİLERİ SORUMLU TUTAN OSMANLIL YÖNETİCİLERİ
Popüler tarihin üstadlarından Reşat Ekrem Koçu, 1950 yılında Tarih Kütüphanesi Yayınları için hazırladığı tarih dergisinin özel sayısında “Osmanlı Tarihinde Yasaklar” başlığıyla ilginç bir dosya sunarken, Ispartalı yerel tarihçi Böcüzade Süleyman Sami ( 1851-1932), 1874 yılında bölgede yaşanan kuraklık ve kıtlık belirtilerinden; Ali Köyü, Lağus ( Bugünkü Yakaören) ve Baladız (Gümüşgün) köylerinde yaşayan ve şarap içip ayin yapan Alevilerin sorumlu tutulduğunu anlatır ve şarap içen bazı köylülerin yakalanıp ayin yapmalarının yasaklandığını dile getirir.

UMUMİ YERLERDE DEVLET SOHBETİ YASAĞI
Tek kişilik ansiklopedi olarak adlandırılan Reşat Ekrem Koçu’nun kaleme aldığı Osmanlı tarihinde konulan yasaklardan bazıları da şöyledir: “Esir pazarında gayrimüslimlere cariye satma yasağı, tütün yasağı, kahve yasağı, içki yasağı, geceleri ezanla yatsı arası sokağa çıkma yasağı, afyon ve esrar kullanma yasağı, kadınların erkeklerle kayığa binme yasağı, İstanbul’a bekar uşağı girme yasağı, hamama giden gayrimüslimlere nalın giyme yasağı, saçak, şahnişin, çardak yasağı, araba ve ata binme yasağı, Arnavutlara hamam tellağı olma yasağı, umumi yerlerde devlet sohbeti yasağı, kiliselerde çan çalma yasağı, şehirdeki konaklardan yalılara, yalılardan konaklara taşınma yasağı, silah taşıma yasağı, surların üzerine ev yapma yasağı, ay yıldız yasağı, evlerde yemek çeşidi yasağı, geceleri bekçilere davul çalma yasağı, kahvelerde; saz, söz meddah yasağı, erkeklerin sefihane kıyafet yasağı…”

YANDAŞ YALAKALARA KOLAYLIK OLSUN DİYE
Biraz Murat Bardakçı usulü oldu ancak AKP’nin her durumda, “durumdan vazife” çıkaran belediye başkanları, valiler ve parti yöneticilerinin akıl almaz tavırlarının Osmanlı dönemi yasaklarını pek aratmadığı bu günlerde geçmişin yasaklarına şöyle bir uzanmak, yasaklamak konusunda sıkıntı çekecek olan yöneticilerin ufkunu açabilir. Kahveden, tütüne, afyondan, kadınların günlük yaşamına kadar hemen her konuda verdiği fetvalarla dönemin gündelik yaşamını belirleyen Ebussuud Efendi’den bu güne görülmemiş biçimde tartışmalara neden olan yasakçı zihniyetin önümüzdeki günlerde başka ne gibi yasaklara imza atacağını da kestirmiş oluruz. İktidar yalakalığı konusunda Osmanlı dmnemini aratmayan yandaş kalemlerin de işleri hafiflemiş olur böylece…

ÇİNGENELERE KISRAK BESLEME YASAĞI
Tarihi biraz da magazinleştirerek aktaran Reşat Ekrem Koçu’nun derlediği Osmanlı dönemi yasaklarından en eski tarihli olanlarından biri 1595 tarihli “Çingenelere ata binme kısrak besleme yasağı”dır. İstanbul ve Rumeli’nde uygulanmaya konulan bu yasak, Çingenelerin atlarıyla yollara inip fesat ve şenat işledikleri üzre, Divan- ı Humayun’dan İstanbul kadısı ile Çingene Subaşısına gönderilen bir fermanla ilgililere duyurulmuş. Yasağın fermanı kısaca şöyledir: “Çingene tayfasının ata binmesi ve kısrak beslemesi yasak edilmiş olup, lazım geldikçe eşeğe ve arabaya bineceklerdir. Muhalif hareket edenler siyaset olurlar ve ona göre tembih ve ilan eyleyesiniz!”

MÜSLÜMANLARDAN AYIRT EDİLMESİ İÇİN GAYRİMÜSLİMLERE ÇINGIRAK TAKILIYOR
Gayrimüslimlerin, Müslümanlardan ayırt edilmesi düşünülerek konulan bu yasak, Müslümanların da nalınlarını ayaklarından çıkaracakları düşüncesiyle kafi görülmeyip yasağa bir madde daha eklenmiş. Gayrimüslimlere verilecek peştamallara “Alamet-i farika” olarak birer demir halka takılmış. Daha sonra da halkalara birer çıngırak ilave edilerek gayrimüslimlerin Müslümanlardan ayırt edilmeleri konusunda çözüm yolu aranmış.

‘DELLAK MÜŞTERİYİ BAHŞİŞ İÇİN GÖZ HAPSİNDE TUTMAYA!’
1640 tarihli bu yasağın ilgili kişilere ulaştırılan fermanında şöyle buyrulmuş: “…hamama gusül için girenden bir akçe alına, kise için gidenden iki akçe alına, hamamcıya mürüvetten ziyade veren olursa men olunmaz. Müşteri, mürüvetten dellak ve natıra akçe verdik te hamamcı ücretini yine verir. Müşteri bilhassa fukara ve diğer garipleri misafirler mürvetten akçe vermedikçe, dellak ve natır akçe talep etmeyeler. Dellak müşteriyi traş ettik de boynuna peştamal tuta ki, teri müşteri üzerine akmaya. Müşteriye riayet olunup, pak ve kuru peştamal ve silecek verile. Dellak ve natır müşteri çıktık da bahşiş için müşteriyi göz hapsine almayalar. Kefere için halvetten taşra mahsus kurna olup Müslümanlara zahmet vermeyeler ve halvete girmeyeler. Keferenin avreti dahi erleri gibi Müslüman avretlerinden seçilip en aşağı yerde soyunup kurnaları dahi ayrı ola!”

KADINLARA ARABALARLA MESİRE YERİNE GİTME YASAĞI
1752 tarihli bir başka fermanda ise kadınların gezip tozmaları ve arabacılarla hemhal olmalarına “şiddetle” karşı gelinmiş ve kadınlara mesire yasağı getirilmiş:
“Nisvan taifesinden bazıları tenezzüh ve teferrüç bahanesi ile Üsküdar’dan; Kasıklı, Bulgurlu, Çamlıca ve Merdiven köyüne bazıları dahi Boğaz’dan Tokat, Akbaba, Dereseki ve Yuşa’ya arabalarla gidip edep ve hayayı atıp envai şeneati irtikap ettikleri ihbar olundu. Bundan böyle, kadınların arabalarla uzak mesire yerlerine gitmeleri yasak edilmiştir. Gidenlerle onları yasağa rağmen arabasına alıp götürecek arabacılar yakalandıkları gibi İstanbul’dan taşraya sürüleceklerdir!..”

FERACELERDE BİR PARMAKTAN FAZLA SÜS KULLANMAMA YASAĞI
Lale Devrinde, Damat İbrahim Paşa zamanında çıkan yasak ise; “Kadınların açık saçık gezme yasağı” olarak tarihe geçer. Adı geçen yasağın fermanından bazı bölümler şöyledir: “Allah her türlü bela ve afetten korusun. İstanbul, Osmanlı ülkesinin yüzü süyudur; ulema, sulaha, üdeba beldesidir. Ahalisinin tabakaya göre tespit edilmiş kıyafetleri vardır. Hal böyleyken bazı yaramaz avretler halkı baştan çıkarmak kastiyle sokaklarda süslü püslü gezmeye, libaslarında türlü türlü bid’atler göstermeye, kefere avretleri taklit ederek serpuşlarında acaip şeküller yapmaya başlamışlar. Feracelerinde bir parmaktan fazla süs kullanmayacaklardır! (…) uslanmayıp ısrar edenler olursa ikinci ve üçüncü seferinde yakalanıp, İstanbul’dan taşraya sürgün edileceklerdir…Bunları diken terzi ve şeritçilere de tenbih olsun. Bu yasağın tatbikine Yeniçeri ağası memur edilmişlerdir. Asla göz yumulmasın, merhamet edilip, himaye yolu tutulmasın. Yasak gereği gibi tatbik olunsun!”

KADINLARA EYÜP’TE KAYMAKÇI DÜKKANINA GİTME YASAĞI
Kadınların, zamanın muhallebicisi olarak adlandırılabilecek “Kaymakçı” dükkanlarına girip çıkmaları üzerine, ar ve hayayı korumakla yükümlü erkin aldığı bir başka yasak kararı da; “Kadınların Eyüp’te Kaymakçı dükkanına girme yasağı” olarak çıkarılmış. 1573 tarihli bu yasağa göre; kadı efendiye hitaben: “Kaymakçı dükkânlarına bazı nisa taifesi kaymak yemek bahanesi ile girip, oturup namahremle cem olup, hilafi şer işleri vardır diye Müslümanların haber verdiklerini bildirmişsin; bu bapta ihmal caiz değildir. Kadınlar kaymakçı dükkanına gitmeyecektir. Gelen kadınların kaymakçı dükkanlarına alınmamasını dükkan sahiplerine şiddetle tembih et. Tembihini dinlemeyen ve dükkanına kadın müşteri alan dükkan sahibini muhkem cezaya çarptır!” şeklinde tebliğ olunmuş.

KADINLARA ERKEKLERLE KAYIĞA BİNME YASAĞI
Fetihten II. Abdülhamid zamanı sonuna kadar devam eden kadınlarla ilgili yasak da; “Kadınların kayıklara erkeklerle binmemesi yasağı” Yasağın kısa fermanı ise şöyle:“Bundan evvel de tembih edilmişti; taze avretlerin Levend taifesi ile kayığa girip gezmelerine mani ol ve bu hususu bütün kayıkçılara tekrar tekrar tembih et!”

AY- YILDIZ YASAĞI
II. Mahmud zamanında çıkan fakat pekte uygulanamayan bir başka yasak da; “Ay- yıldız yasağı” Kırmızı zemin üzerine ay- yıldız, Türk bayrağı olarak kabul edildikten sonra, halk, her yerde ay yıldızı bir süs motifi olarak kullanmaya başlar. Seyyar esnaf takımlarını, dükkan sahipleri kapılarını, pencerelerini, duvarlarını ve kayıklar, arabalar, sürücü beygirleri ay yıldızla süslenir. Hükümet bunu iyi karşılamaz: “Ay yıldızın kadir kıymetini, şerefini korumak için resmi dairede ve askeri üniformalarda icap eden yerlerden ve bayrağımızdan gayrı ay yıldız kullanılmasını”, şiddetle yasaklar.

EVLERDE YEMEK ÇEŞİDİ YASAĞI
Osmanlı’da yasakların sınırı yoktur. Devlet- i Ali’ye hizmet etmekle onu gammazlamak; komşu Paşayı jurnallemekle ona methiyeler düzmek arasında gelip giden işgüzar sınıfın yaşama biçimi, bu yasakların akıl almaz boyutlara ulaşmasına zemin hazırlamıştır. Konaklarda ve yalılarda yeme içme israfının artması üzerine uygulamaya konulan bir başka yasak da bunun en belirgin örneklerinden biridir: “Evlerde yemek çeşidi yasağı”

1821 yılında çıkan bu yasak, bu tarihlerde devlet kahyası diye anılan Nişancı Halet Efendi’nin, II. Mahmud’u avucunu içine alıp, koca imparatorluğu çiftliği gibi idare ettiği devre rastlar.

YEDİ TÜRDEN FAZLA YEMEK PİŞİRMEME YASAĞI
Devlet erkanı ve ricali arasında, debdebeli ve tantanalı ihtişam ve lüksün yaygınlaşması, konakların içini bin bir gece masallarını andıran bir zenginlikle döşenerek son derece pahalı kıyafetler edinilmesi, uşak, seyis, cariyeler ve kahyaların da bu lüksten nasibini alması, kurulan sofralarda yüzlerce konuk ağırlanması ve bu sofralarda kırk- elli çeşit yemek; tatlı, dondurma, şekerleme ve reçelin yer alması, devrin modası haline gelen aşçının hünerleri ile övünülmesi, özellikle Ramazanlarda iftar sofralarının eski Roma İmparatorluğunun zamanın aratmayacak şekilde kurulması ve bütün bu israfın maaş ne kadar dolgun olursa olsun karşılanamayacağı, bu nedenle rüşvet kapılarını açan bir çöküntüye neden olacağı düşüncesiyle öncelikle yemekten başlanarak çıkarılan bu yasak emri, kısaca şu satırları içerir: “İsraf günahtır. Bundan böyle evlerde nihayet beş türlüden yedi türlüye kadar yemek pişirilebilir. Yedi türlüden fazla yemek pişirilmeyecektir!”

BİR SOFRAYA ÜÇ YÜZ KURUŞLUK TAAM…
Bu yasak üzerine, Nişancı Halet Efendinin sofrasına giden bir kalem erbabı şu notları düşmüş: “Bu esnada, bir vesile düştü. Fakir bir defa Halet Efendinin sofrasında bulundu. Vakıa yedi türlü yemek geldi fakat hepsi havuz gibi tabakların içinde… yarısı tatlı idi ve gayet nefis ve nadir tatlılardı. Miktarına ve harcına baktım ve piyasayı göz önüne getirdim. Yalnız bir sofraya en azından üç yüz kuruşluk taam tahmin ettim.” *

*Nişancı Halet Efendinin sofrasındaki ‘taam’ ı, üç yüz kuruş olarak tahmin eden kalem erbabının ekonomi bilgisine, R. Ekrem Koçu, 1950 yılının kurlarıyla açıklık getirmiş ve dönemin bin iki yüz lirası olarak not düşmüş. Bu günün kuruna çevirmekte size kalsın.

Yararlanılan Kaynaklar:
-Reşat Ekrem Koçu: Tarih Kütüphanesi Yyaınları, Osmanlı Tarihinde Yasaklar özel sayısı, 1950
-Böcüzade Süleyman Sami: Kuruluşundan Bugüne Kadar Isparta Tarihi

CEVAP VER