Tuncel ağabey de güneşe gömülüyor

Ve beni beklemeden devam etti:
– Çok demokrat bir adamdı yav, onu çok seviyorduk be abi…
– Kimdi, dedim ölen, başın sağ olsun…
– Adı Kurdiiz miydi, Kurdiis mi?…Nasıl söyleniyorsa… abi? Öldü…
– Ölen Ölen Tuncel ağabey olmasın, dedim…Tuncel Kurtiz?
– Evet evet abi, o…Tuncel Kurdiz! Çok seviyorduk yav onu, çok demokrattı…
Öylece bakakaldım. Ve “Üzüldüm, acıdım, sarsıldım…” gibi çok kullanılan, hatta kısmen resmileşen sözcükler dilimin ucuna kadar gelip gelip geri gittiler…Hepsini toplasan sadre şifa veren tek bir laf bile etmiyordu sanki…”Nerede, nasıl, ne zaman “ gibi savuşturucu sorularsa…Ne bileyim? Kendimi tanımlayacak durumda bile değildim…Telaffuz edemedim!

Sonra biraz kendime gelince, içimde bir boşluğun büyümeğe başladığını duyumsadım ve peşinden aklım Ankara’nın 1967’li, 68’li yıllarına gitti. Ve gözlerimin önüne YOLCU ile DEVRİ SÜLEYMAN’daki Tuncel Kurtiz geldi. Sırım gibi ve inançlı belki de inatçı ama her zaman direngen bir genç, bir ağabey…Yolcu Nazım Hikmet’in bir tiyatro oyunuydu ve Nazım Hikmet yasağı kalkalı daha çok olmamıştı. Yani Nazım’ın şiirini okumak bile bir yürek işi iken, oyununu sahnelemin kaç yürek isteyeceğini varın siz hesap edin! Ama o yürekli sanat insanları da önümüzdeydiler işte! Üstelik Tuncer Kurtiz perde açılır açılmaz sahnenin önüne kadar gelmiş ve seyircilerin gözlerinin içlerine bakarak:

“ Bakın sayın konuklarımız, biz buraya sadece Nazım Hikmet’in bir oyununu oynamağa gelmedik, biz Nazım Hikmeti de, ideolojik görüşlerini de, sanat anlayışını da savunuyoruz, bu oyunu onun için sahneliyor, onun için oynuyoruz!”

Diye bir tetikleyici sunum da yapmıştı ki, seyirciler ayağa kalkmış ve ortalık yıkılırcasına alkışa boğulmuştu!
“Şimdi, halen o alkışçıların arasındayım, coşku içinde!”

Devri Süleyman’sa, Aydın Engin’in başbakan Süleyman Demirel’i tefe koyan siyasal bir hicviydi.Oynanışı ise macera! Necatibey’de bir tiyatro binasında sahneleniyordu, hatırladığım. Oyun önce yasaklanmış,ama adını Devri Küheylan’a çevirip sahnelemeğe devam etmişlerdi, Danıştay yasağı kaldırınca da “Danıştay kararıyla” deyip daha bir dozajını artırarak sürdürmüşlerdi eylemlerini. Artık Devri Süleyman gazetelerin sayfalarına sığmadığı gibi milletin dilinden de düşmüyordu;, hatta kahkahası Anadolu kırlıklarına bile uzanıyordu. Ünü büyük, tantanası yaygındı ki, görülmemiş, duyulmamış türünden!..

Ben, o sırada Ankara Radyosunda program yapımcılığı yapıyordum, oyunu izlemekten başka, sahneleyen HALK OYUNCULARI trubunda ufak tefek roller alıp idari işleri de yürüten Fatsalı hemşehrimi de ziyarete de gitmiş ve oracıkta daTuncel Kurtiz’le karşılaşıp tanıştırılmıştım. Mutlu bir tedadüftü ki, nasıl anlatsam!

Diğer ziyaretlerimde ise, özellikle oyun bitişlerindeki değerlendirmeleri de izlemeğe başlamıştım. Sanki izleyenlerin kavrayışları, tutumları, alkışları değil de aynı zamanda ülkemizin tüm güncel olayları ve sorunları da konuşulur, tartışılır olmuştu bu toplantılarda. Ve sorunlar hep işçi sınıfı ve emekçi halk açısından ele alınıyordu; “onların maceraları” ve de Marksizmin bilimsel kılavuzluğu… açısından… “İdeolojik!”

Eve dönerken şu 67’li ve 68’li yılları kafamdan kovayım dedim. Ama ben koayım diye uğraşırken, ölüm haberini getiren arkadaşın “Çok demokrat bir adamdı yavvv, onu çok seviyorduk be abi…” sözlerini ne yapmalıydım? Üstelik evdeki TV kanallarında daha yıldızlaşmışlarına da rastlayacaktım bu tür değerlendirmelerin. Bir yandan Tuncel Kurtiz’in oynadığı roller, yazdığı yazılar, aldığı birincilik ödülleri gösterime giriyor, öte yandan devrimci filmlerin Tuncel Kurtizli, Tarık Akanlı, Yılmaz Güneyli pragmanları sergileniyordu. Ve ilerici, devrimci sanat insanlarımızın Kurtiz’i, devrimci sanatını ve başarılarını dile getiren söylemleri ve Tuncel Kurtiz için döktükleri göz yaşları…Ve bilim, sanat, kültür insanlarının ve devrimci siyaseçilerin ve faşizme, gericiliğe karşa savaşanların sıkılı yumrukları…

Tuncel Kurtiz son nefesine kadar dünyayı yaşanır hale getirmek için vuruşmuştu ama ne gam bundan sonra da cephaneye dönüşen eserleri vuruşurdu, vuruşacaktı. Ta ki, “ kin kapılarını kırıncaya kadar”…

Ve bu yüzden, ışıklar içindeki tabutu yaratıcı, üretici, devrimci eller üzeriden NAZIM’ın dediği o güneş ülkesindeki büyük adrese doğru havalanacaktı. Evet;

TUNCEL AĞABEY DE
GÜNEŞE GÖMÜLÜYOR….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.