İNGİLTERE… Türkiye, yabancı medya ve kara propaganda

İNGİLTERE… Türkiye, yabancı medya ve kara propaganda

0
PAYLAŞ

Türk Silahlı Kuvvetlerinin desteklediği Özgür Suriye Ordusunun Suriye sınırları içindeki Dabik köyünü IŞİD’den geri aldığı, sınıra yakın Gaziantep’te üstüste iki intihar saldırısında üç polisin öldüğü gün, Anadolu Ajansı, “Başbakan Yıldırım: Bir kara propaganda ile karşı karşıyayız” başlıklı bir haber yayınladı.

Ajans, Başbakanın uluslararası medya kuruluşlarını, Türkiye’ye karşı bir kara propaganda kampanyası ve algı operasyonu yürütmekle suçladığını ve bunun arkasında 15 Temmuz darbe girişiminden sorumlu tutulan Fethullah Gülen hareketinin gördüğünü aktardı.

Başbakana göre sözkonusu operasyonun amacı, Türkiye’nin istikrarsız, savaş yaşanan, hukuka saygı duyulmayan, hergün insanların öldüğü bir ülke olduğu algısını yaratmak.

Binali Yıldırım, batı medyası hakkında bu tür şüpheler besleyen ilk ve tek yetkili değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan da daha önce defalarca yabancı gazetecileri terörizmi desteklemekle ve darbecilere arka çıkmakla suçlamıştı. Batı karşıtı ve komplo teorilerine dayanan söylem, anti-semitizm garnitürü de katılarak, hükümet yanlısı medyada zaten her gün servis yapılıyor.

Yabancı medyanın Türkiye’ye ilişkin haber ve yorumları, özellikle de 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki dönemde, eleştiriyi gerçekten haketmişti. Bazı istisnalar dışında, birçok yabancı basın kuruluşu, darbe girişiminin Türkiye açısından ne tür bir tehdit yarattığını hemen kavrayamadı. Hatta kimileri, bizzat yönetimin sahnelediği bir oyun olarak gördü.

Kısa da olsa bir süre, uzun yıllar Türkiye’yi izlemiş gazeteci, yorumcu ve akademisyenlerin itirazlarına kulak asılmadı, sesleri Gülen hareketinin yaygın halkla ilişkiler ağı ile Türkiye’de onbinlerce kişiye yönelik keyfi uygulamaların yarattığı tepkiden oluşan kakafonide kaybolup gitti.

Uluslararası İlişkiler profesörü ve Habertürk yazarı Soli Özel, Batı medyasının yaklaşımından şikayetçi olanların başında geliyordu. Yabancı gazetecilerin kendi kafalarındaki şablona uygun bir şeyler duymak istediklerinden ve yaşanan travmaya kayıtsız kaldıklarından yakındı.

Soli Özel, batı medyasının yüzeysel ve önyargılı tutumunu, olayları gerektiği gibi kavrayamamasını eleştirmekte haklıydı. Ancak medyaya empati eksikliği ve dayanışma sergilemediği için yöneltilen eleştirilere katılmadım.

Medya, doğru ve hızlı haber vermediği, olayları iyi analiz edemediği, yeterince derin araştırmadığı için eleştirilebilir. Gazeteciler, kaynaklarını sorgulamak, lobilerin ve halkla ilişkiler faaliyetlerinin etkisi altında kalmamakla yükümlüdür. Ama, yabancı ülke liderleri ve uluslararası kuruluşlardan beklenen empati ve dayanışmayı, gazetecilerden istemek yanlış olur. Dayanışma, meslektaşların ifade özgürlüğü ve güvenliği ile sınırlıdır. Gazetecinin görevi, hakkaniyetli ve objektif haber vermek ve yorum yapmaktır.

Batı medyası, Türkye’deki son derece karmaşık tabloyu geç gördü ama gördükten sonra da kamuoylarını aydınlatan, olaylara sansürsüz ve bağımsız yaklaşan bir bakış açısı sergiledi.

The New Yorker’da Dexter Filkins , Financial Times’da David Gardner ve gazetenin görüşünü yansıtan başyazıları kaleme alanlar, The Times’da Alexander Christie-Miller , The Guardian’da Peter Preston ve BBC’de Mark Lowen tarafından yapılan haber ve yorumlar, Türkiye’de olup biteni, iyi araştırılmış, dengeli ve objektif bir biçimde yansıttı.

En azından İngiltere’de hemen hergün Türkiye hakkında sayısız haber ve yorum yapılıyor.

Başbakan Binali Yıldırım’ın Anadolu Ajansı’nda yayınlanan sözlerini okuyunca, ilk işim, aynı gün medyada yeralan Türkiye haberlerini taramak oldu.

BBC, Türkiye’nin desteklediği Suriyeli muhalif güçlerin sembolik önemi büyük Dabik köyünü ele geçirmesini ana haber olarak sunuyordu. Channel 4, Suriye’de ‘kim kimdir, ne yapılmak isteniyor’ sorularına yanıt arıyordu. Sky News kanalı, Türkiye’nin Suriye’deki savaşa müdahalesinin beklenmedik olumlu sonuçları olabileceğini ve Halep’in tamamen çöküşünü engelleyebileceğini belirtiyordu.

The Sunday Times, Dabik’in IŞİD’den geri alınmasının önemini vurguladığı haberinde, bir Türk yetkilinin Twitter’da yaptığı ‘Fırat Kalkanı görevini yapıyor. Birşey değil dünya’ yorumuna yer veriyordu.

The Observer’da Peter Preston, ‘Türkiye’de halihazırda 126 gazeteci hapiste. Bu, Çin, İran ve Mısır’daki tutuklu gazetecilerin toplamından fazla. 2500 civarında gazeteci, yazar ve yayıncı da darbe ardından işsiz kaldı’ dediği yorumunda, ifade özgürlüğü ve bağımsız medyaya yapılan baskılara dikkat çekiyordu.

The Independent, 14 yaşında evlendirilen ve 15 yaşında çoçuk doğururken ölen genç kadını konu aldığı haberinde, Avrupa’da çoçuk yaşta evliliğe rastlanan ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini ve 18 yaşına gelmeden evlendirilen kız çoçuğu oranının yüzde 15’i bulduğunu yazıyordu.

Diğer ajans ve gazete haberlerinde Gaziantep’teki intihar saldırıları ve Hakkari’de PKK tarafından gerçekleştirildiğine inanılan ve bir askerin öldürüldüğü cinayetten sözediliyordu.

Sosyal medya ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘bir adam gibi ölmek var, bir de madam gibi’ sözleri ardından, kadınların aşağılandığından, Hristiyan kadınlara da üstü kapalı biçimde hakaret edildiği yorumlarından geçilmiyordu.

Diğer sosyal medya kullanıcıları, Türkiye’nin dolup taşan hapishanelerinde işkence iddialarını paylaşıyor, kimileri de darbe gecesi linç edililerek öldürülen askerin annesinin anlattıklarına tepki gösteriyordu.

İşte böyle bir günde, Başbakana, “Türkiye, savaşta, insanların hergün öldüğü, hukukun çiğnendiği bir ülke olarak gösteriliyor”dediği için hak vermeden edemedim.

Medyanın özgürce faaliyet gösterdiği ülke ve platformlarda, haberler gerçekten de işte tam böyle.

Türkiye’de hergün insanlar ölüyor, hukuk çiğneniyor, ülke komşularında savaşa gidiyor.

Ne var ki, biz, sorumlularını değil, haberini verenleri suçluyoruz.

YAZARIN İDĞER YAZILARI İÇİN:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

 

BİR CEVAP BIRAK