İNGİLTERE… Türkiye’de adliye muhabirliği her zamankinden daha zor

Medya da, görülen davaların, bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından hakkaniyetli bir şekilde yürütülüp yürütülmediğini, kamuoyuna bildirmekle yükümlü.Adalete olan güvenin ciddi şekilde sarsıldığı bir dönemden geçen Türkiye’de, gazetecilerin halkın gözü kulağı olma işlevi, giderek daha riskli hale geliyor.

Bu hafta, bir çok önemli duruşmayı yerinde izleyen, haber ve yorumlarıyla kamuoyuna yansıtan ender gazetecilerden OdaTV yazarı  Müyesser Yıldız ‘ın bir yazısına mahkeme, erişim yasağı koydu.

Sincan’da görülen Kara Havacılık darbe davasında dinlenen bir gizli tanığın ifadesinde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’a ilişkin bölümlerin  yer aldığı yazıya, Genelkurmay Başkanı’nın avukatları, müvekkileri aleyhine tamamen gerçek dışı ve iftira niteliğinde sözler kullanıldığı gerekçesiyle yayın yasağı talep ettiler.

Mahkeme de, duruşma sırasında sarfedilen ve yazıda aktarılan ifadelerin kişilik haklarını ihlal ettiğine hükmederek, talebi kabul etti.

Adliye haberlerine erişim yasağı ya da sınırlamalar, Türkiye’de sıkça rastlanan bir durum. Daha önce tanık olunan ve haftalar önce sonuçlanmış olmasına rağmen yeni yeni konuşulan bir diğer örnek ise, ‘Amirallere suikast davası’ diye bilinen davada olup bitenler.

Davanın sanıklarından Mehmet Orhan Yücel, ulusal ölçekte yayın yapan bir gazetede çıkan haberler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasıyla, yayınladığı haber yüzünden Zaman gazetesi hakkında tazminat davası açtı ve kazandı.

Dava, Yargıtay’a gittiğinde ise, yüksek mahkeme, ‘haberde yer alan bilgilerin Ergenekon iddianamesinde yer aldığı, yazının gerçek ve güncel bir konuya ilişkin olması nedeniyle yayımlanmasında kamu yararı bulunduğu ve kişilik haklarına saldırı oluşturabilecek bir yoruma da yer verilmediği’ gerekçesiyle kararı bozdu.

Bunun üzerine, Mehmet Orhan Yücel, 2014 yılı Ağustos ayında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.

Anayasa Mahkemesi, 21 Mart 2018’de verdiği kararda, Yargıtay tarafından verilen kararı onaylamakla kalmadı, “Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilik mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini belirleyemezler. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir” diyerek, Anayasa’nın 26.maddesi ile garanti altına alınan basın özgürlüğüne de atıfta bulundu.

Gazetecilerin, gazetecilik yaptıkları için yargılandıkları ve mahkum edildikleri bir ülkede, en yüksek mahkemenin bu türden bir karar alması, son derece önemli. Üstelik, kararda sözkonusu olan yayın organının, darbe girişiminden sorumlu tutulan Fethullah Gülen hareketiyle bağlantılı, kapatılan Zaman gazetesi olması da konuyu daha ilginç hale getiriyor. Zira, Anayasa Mahkemesi kararının yayınlanmasından topu topu bir ay sonra, 30 Nisan’da, gazete çalışanı 10 kişi, 3’er yıldan 9’ar yıla kadar değişen hapis cezalarına çarptırıldı.

Anayasa Mahkemesi’nin basın özgürlüğüne atıfta bulunan kararını, gecikmeli olarak ve bütün ayrıntılarını da vermeden haberleştiren meslektaşlarımın tersine, ‘bu karar emsal oluşturur’ diye sevinemiyorum. Çünkü, son zamanlarda birden fazla ‘emsali olmayan’ hukuk ihlali ile karşılaştık.

Anayasa Mahkemesi kararları  herkesi bağladığı halde, bu yıl Ocak ayında Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında verdiği hak ihlali kararını, alt mahkemenin reddettiğine, hükümetin önde gelenlerinin de ülkenin en yüksek mahkemesinin kararını eleştirdiğine tanık olduk.

Topu topu bir hafta önce, 25 Nisan’da, Cumhuriyet gazetesinin 14 çalışanı, hapis cezalarına çarptırıldı. Haklarındaki suçlamalar arasında ‘gazetenin yayın politikasını değiştirmek’ de vardı.

Uluslararası gazetecilik örgütleri, Cumhuriyet gazetesi çalışanlarına verilen cezaları, ‘Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve adaletin gözardı edilmesi’ olarak görüp, ortak bir bildiri ile kınadılar.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2018 Dünya Medya Özgürlüğü Endeksi’nde, ifade özgürlüğünde keskin gerileme yaşayan Türkiye’de, hukukun üstünlüğü ve adaletin ‘unutulmaya yüz tutan birer anı’ haline geldiğini belirtti.

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı konusunda karnesinin ne kadar kötü olduğunu bütün dünya görüyor.

Şimdi, görmek istediğimiz, merakla beklediğimiz,  bu temel özgürlükler konusunun, seçime hazırlanan diğer partiler tarafından ne ölçüde önemseneceği, seçim bildirilerinde ne kadar yer tutacağı ve bu gidişi nasıl tersine çevireceklerine dair politikaları.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × one =