İNGİLTERE… Türkiye’de medya özgürlüğüne vurulan son darbenin düşündürdükleri

Türkiye, yıllardır, medyada yoğunlaşmanın hızlandığı bir ülkeydi. Çoğulculuktan artık sözedilemese de, en azından sektörde faaliyet gösteren gazete ve kanal sayısı bakımından topyekun tekelleşme, bugüne kadar gerçekleşmemişti.

Doğan Medya’nın, ‘Amiral gemisi’ diye adlandırdığı Hürriyet başta olmak üzere CNN Türk ve Kanal D, ülke çapında dağıtım faaliyetleri ve haber ajansı da dahil toptan satışıyla, ana akım medya bundan böyle artık tartışmasız tek sesli.

Doğan Medya’nın, Demirören Holding A.Ş ile ‘medya sektöründe faaliyet gösteren doğrudan ve dolaylı bağlı ortaklıklarının sermayesinde sahip olduğu payların tamamının satışı ve devri’ için görüşmelere başladığı haberi, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü tarafından “Türkiye medyasında çoğulculuğun sonu” diye tanımlandı.

Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi ise, satış ardından medyanın yüzde 70’inin tek bir kişinin eline geçeceğini, iktidar partisini destekleyen yayın organlarının oranının yüzde 90’a ulaşacağını söyleyerek, “tek adamın tek sesli düzeni” yorumunu yaptı.

Doğan Grubu Onursal Başkanı Aydın Doğan, 40 yıldır yayıncılık yaptığını, 80 yaşını geride bıraktığını ve kendi isteğiyle yayıncılık mesleğine nokta koymaya karar verdiğini söylüyor.

Sektörde kar edebilen, borsada işlem gören yayın organlarının düşük bir fiyatla Erdoğan Demirören’in anonim şirketine satılıyor olması, ticari kaygılarla ya da geç yaşta emeklilik arzusuyla açıklanabilir bir olay değil elbette.

Doğan Medya, yıllardır ağır baskı altındaydı. 2009 yılında 2 buçuk milyar dolar vergi cezasına çarptırıldı. Milliyet ve Vatan gazetelerini, gene Demirören’e satmak zorunda kaldı.

O gün bugündür de yayın politikası, iktidara karşı daha az eleştirel, hatta zaman zaman iktidar yanlısı bir çizgiye evrildi. Açık sözlü köşe yazarlarının işine son verildi. Yerlerine hükümetin sözcüsü gibi davranmaktan rahatsızlık duymayan isimler getirildi, kimileri de medya grubu içinde daha az göze batan konumlarda tutuldu.

Bütün bu tavizlere ve her geçen gün daha belirgin hale gelen otosansüre rağmen, hükümetten ve iktidar yanlılarından gelen sözlü saldırılar artarak sürdü. Aydın Doğan’ın ömrünün geri kalan kısmını hapiste geçirebileceği bile söylendi.

Aydın Doğan’ın, enerji ve inşaat sektörleri de dahil çeşitli iş alanlarında ticari çıkarları, medya grubunu siyasi baskılara açık hale getiren ana etken oldu.

Grubun sadece gazete ve televizyonları elden çıkarılmıyor; onlar kadar önemli hatta belki de daha etkili dağıtım şirketi ve Doğan Haber ajansı da el değiştiriyor.

Doğan Haber Ajansı, ülke çapında yaygın muhabir ağıyla, nisbeten güvenilir ve objektif haberleriyle, hükümetin sesi konumundaki Anadolu Ajansı’na alternatif oluşturuyordu. Hayati önemdeki seçimlere yaklaşıldığı bir sırada, Doğan Haber Ajansı’nın hükümet yanlısı bir gruba devri, düşünüldüğünden de kritik ve endişe verici bir gelişme.

Her üç gazeteciden birinin iş bulamadığı ülkede, işsiz gazeteciler ordusunun daha da büyümesi demek aynı zamanda.

Doğan Grubu’nun hükümet yanlısı bir medya grubuna devredileceği açıklandığı saatlerde, medya ve ifade özgürlüğüne yönelik bir başka darbe daha gerçekleşti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirilen torba yasa ile RTÜK’e internet üzerinden yapılan yayınları denetleme yetkisi tanındı. Ana akım medyada çalışma şansı kalmayan bağımsız gazetecilerin büyük fedakarlıklarla karın tokluğuna gerçekleştirdiği gazetecilik faaliyetlerinin önüne büyük bir engel kondu.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT’in Medya Özgürlüğü Temsilcisi Harlem Desir, Türkiye hükümetine bu konuda tavsiye niteliğinde bir rapor sunmuştu. Görüşlerinin dikkate alınmamasından duyduğu hayal kırıklığını dile getiren bir açıklama yayınladı ve internet üzerinden yapılan yayınlara uygulanacak yeni kısıtlamaların medya ve ifade özgürlüğüne darbe vurduğunu belirtti.

Türkiye, bu hafta bir kez daha ‘demokraside en büyük geri adımı atan ülke’ ilan edildi. Bu defa, Almanya merkezli düşünce kuruluşu Bertelsmann Stiftung tarafından hazırlanan raporda, Türkiye’de hak ve özgürlükler açısından son yıllarda tanık olunan gerilemenin diğer pek çok ülkeyi geride bıraktığı vurgulandı.

20 Mart’ta, Strasburg’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gazeteci Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın tutukluluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ettiği yargısına vardı. Türkiye’yi, “demokrasi, ifade özgürlüğü üzerinde ayakta durur” diye uyardı.

Kuşkusuz, 26 Mart’ta Bulgaristan’ın Varna kentinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Avrupa Birliği liderleri arasında yapılacak görüşmede de benzer uyarılar dile getirilecek. Ama, Avrupalılar hala göçmen sorununun çözüme kavuşmasını istiyor ve Türkiye’ye karşı tutumları, çıkarlarının gözetilmesi ekseninde şekilleniyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’dan gelen çelişkili mesajlar ışığında, ifade özgürlüğü konusunda yapılan üstünkörü uyarıların Türkiye’deki gazetecilere ne kadar faydası olacak, doğrusu pek iyimser değilim.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × five =