Türkiye’nin en güçlü yanı nasıl en zayıf yanı haline getiriliyor

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Ormanların, dağların ve yaylaların kalbinden yıkıma karşı isyan sesleri yükseliyor: “Ülkemizi dayanaksız bırakmayın. Çünkü hepimiz bu yıkımın altında kalacağız!”

Her yıl 22 Mayıs’ta kutlanan Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nde Türkiye’nin koruma karnesi zayıflarla doldu. 12 bin 500’den fazla bitki türüne ev sahipliği yapan Türkiye’nin biyoçeşitliliği, toplam 13 bin türü barındıran kıt’a Avrupa’sı ile neredeyse eşit sayılıyor. Ancak yediğimiz yemekten içtiğimiz suya, soluduğumuz havadan ruhumuzu doyuran muhteşem doğal manzaraya kadar yaşamın tümünü ilgilendiren biyolojik çeşitliliğimizi hızla yok ediyoruz. 22 Mayıs Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü nedeniyle bir açıklama yapan Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu, Türkiye’nin gerçek hazinesi olan biyoçeşitliliğin günü kurtarmayı amaçlayan bir anlayışla yok edildiğine dikkat çekerek, “Türkiye’nin en güçlü yanlarından biri olan biyolojik çeşitliliğimizi hayali kamu yararı yalanlarıyla yok ederek ülkemizin en zayıf yanı haline getirmeyin. Yaşadığımız bölge başta olmak üzere tüm Anadolu coğrafyası binlerce yıldır her türlü yıkıma ve savaşa karşı sahip olduğu biyolojik zenginliği ile direnebildi. Ülkemizi dayanaksız bırakmayın. Çünkü hepimiz bu yıkımın altında kalacağız” görüşüne yer verdi.

TÜRKİYE SAHİP OLDUĞU BENZERSİZ ZENGİNLİĞİ KORUYAMIYOR

Üç ayrı iklim tipinin görüldüğü Türkiye coğrafyası bunun yarattığı biyolojik zenginlikle tek başına bir kıt’a özelliğine sahip. Akdeniz, İran-Turan ve Avrupa-Sibirya iklimlerinin görüldüğü Anadolu coğrafyasında farklı iklim tiplerinde yetişebilen türlerin bir arada yetişebilmesinden dolayı zengin bir üretim kültürü gelişti. Biyolojik ve kültürel zenginliği yüzünden Anadolu binlerce yıldır “Asia Minor, yani “Küçük Asya olarak anıldı. ÇünküAsya’da ne varsa, Anadolu’da bunun küçük bir özeti bulunuyordu. Ancak Türkiye yalnızca küçük Asya olmakla kalmıyordu. Sahip olduğu 12 bin 500’den fazla bitki türüyle tek başına kıt’a Avrupa’sına yakın bir biyolojik çeşitlilik barındırıyor. Ancak yapılan bilimsel keşiflerle neredeyse her gün yeni bir türün eklendiği Türkiye’nin bu zenginliği gereği gibi korunamıyor.

KAMU YARARI DİYEREK YIKIMA İMZA ATILIYOR

Bir yıl önce bulunduğu yerde yaşamını sürdüren bitki ve canlı türleri bir yıl sonra aynı yerde bulunamıyor. Bunun en büyük nedenlerinden biri de plansız ve biyoçeşitliliği yok sayan yatırımlar. Vahşi madencilik, enerji, otoyol, sanayi, turizm ve konut gibi yatırımların uygulanması sırasında “kamu yararı” gerekçesine sığınan idare, milyonlarca yıllık yaşamın temelini oluşturan biyolojik varlıkların zarar görüp tahrip olmasına göz yuman uygulamalara imza atıyor.

BAKANLIK 24 YILDA 57.658 PROJEDE ÇED’İ GEREKLİ GÖRMEMİŞ

Çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde yıkıcı etkileri olabilecek projelerin bu etkilerini azaltmak ya da durdurmak için yasal bir zorunluluk olan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) uygulamasının yürürlüğe girdiği 1993 yılından günümüze kadar verilen kararlar incelendiğinde durumun vehameti ortaya çıkıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın resmi verilerine göre ÇED Yönetmeliği’nin yürürlüğe girdiği 1993 ile 2017 yılları arasında 57.658 projeye ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildi. Bir başka deyişle içlerinde madencilikten enerjiye toplam 57. 658 projenin çevre açısından bir sakınca doğurmadığına karar verildi. Buna karşılık “ÇED Olumsuz” kararı verilen proje sayısı ise sadece 49. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 24 yıl içinde yalnızca 49 projenin çevreye “olumsuz” etkisi olacağını düşünmüş.

ÇED İSTATİSTİKLERİ ÇEVRE ÜZERİNDEKİ BASKIYI ORTAYA KOYUYOR

Bakanlığın 1993-2017 yılları arasında “ÇED Olumlu” kararı verdiği proje sayısı 4.887 iken, “ÇED Gereklidir” kararı verdiği proje sayısı ise 930. Bu rakamlara göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 24 yılda yaklaşık 5 bin projenin çevreye olan etkisinin “olumlu” olduğuna karar verirken, yaklaşık 1000 proje için de çevresel etki değerlendirmesi süreci işletilmesine karar vermiş. Kuruluş amacı havayı, suyu, toprağı ve yaşamın temeli olan biyolojik çeşitliliği korumak olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 24 yıl içinde kirlilik ve tahribat kaynağı olan toplam 63.524  projeden yalnızca 49 tanesine, yani yılda ortalama 2 tane projeye olumsuz görüş vermesi oldukça düşündürücü.

‘BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİMİZ VAZGEÇİLMEZ YAŞAM KAYNAĞIMIZ’

22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü’nde Isparta Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu’ndan yapılan açıklamada, Türkiye’nin gerçek hazinesi olan biyoçeşitliliğin günü kurtarmayı amaçlayan bir anlayışla yok edildiğine dikkat çekilerek şöyle denildi: “Biyolojik çeşitliliğimiz Türkiye coğrafyasının vazgeçilmez yaşam kaynağıdır. Binlerce yıldır bu coğrafyada bunca uygarlığın gelişip büyümesinin en önemli nedeni bu zenginliğimizdir. Buğdaydan zeytine, incirden üzüme, koyundan çoban köpeğine kadar onlarca türün gen kaynağı sayılan Anadolu coğrafyasının sahip olduğu doğal varlıklar, yalnızca soyut birer türden ibaret değildir. Biyolojik çeşitlilik içtiğimiz su, yediğimiz yemek, soluduğumuz hava, giydiğimiz giysi, gördüğümüz güzelliktir. Ancak yeryüzündeki bütün canlıların varlık nedeni olan bu benzersiz zenginliğimiz hatalı politikalarla yok edilmektedir.

39 MERMER OCAĞI TAHRİP EDİP ÖYLECE BIRAKIP GİTTİ

Yukarı Köprüçay Havzası ve yakınındaki vadi ve yaylalarda son 10 yıldır artarak sürdürülen yıkıcı projeler hem bölge halkının yaşamını hem de biyolojik çeşitliliğimizi tehdit etmektedir. Özellikle vahşi madencilik uygulamalarıyla orman ve doğa katliamına neden olan mermer ocakları bu yıkımda başı çekmektedir. Sütçüler Dayanışma Platformu’nun açıkladığı bilgiye göre Mayıs 2019 tarihi itibari ile ormanları ve dağlarıyla ünlü olan ilçe sınırları içerisinde 46 adet mermer ocağı faaliyetini yürütürken, 39 mermer ocağı ise büyük tahribatlara neden olduktan sonra ruhsat sahasını terk etmiş, 5 ocak ise ruhsatlarını birleştirmiş durumdadır. Ayrıca 42 yeni mermer ocağı açılması için de hazırlıklar sürdürülürken, 5 mermer ocağı için de başvurusu yapıldığı belirtilmektedir. Buna karşın bölgedeki ardıç ve çam ormanlarının kalbinde çalışma izni verilen mermer ocaklarından yalnızca ikisinin ruhsatı iptal edilmiş, 10 ocağın da faaliyeti durdurulmuştur.

‘ÜLKEMİZİ DAYANAKSIZ BIRAKMAYIN, YIKIMIN ALTINDA KALACAĞIZ’

Ülke genelinde olduğu gibi bölgemizdeki vahşi madencilik de geri dönüşü mümkün olmayacak biçimde biyolojik zenginliğimizi yok etmektedir. Mermer ocakları için verilen ÇED raporlarında ise kuşların başka yerlere uçabileceği, bitkilerin mermer ocağı dışında da varlığını sürdürebileceği, memelilerin ise zaten hızlı üreme kabiliyetleriyle yeniden çoğalabileceği savunularak adeta bilimle ve toplumsal vicdanla dalga geçilmektedir. 22 Mayıs Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü dolayısıyla yetkilileri ve bu yıkıma izin verenleri bir kez daha uyarıyoruz: Türkiye’nin en güçlü yanlarından biri olan biyolojik çeşitliliğimizi hayali kamu yararı yalanlarıyla yok ederek ülkemizin en zayıf yanı haline getirmeyin. Yaşadığımız bölge başta olmak üzere tüm Anadolu coğrafyası binlerce yıldır her türlü yıkıma ve savaşa karşı sahip olduğu biyolojik zenginliği ile direnebildi. Ülkemizi dayanaksız bırakmayın. Çünkü hepimiz bu yıkımın altında kalacağız.”

 
Fotoğraflar: (Mustafa Arı, Yusuf Yavuz)

 

 

Önceki haberBu vadiye HES yapmak için cesetlerimizi çiğnemeleri gerek!
Sonraki haberÇanakkale Anma Platformundan Prof. İlber Ortaylı ile 19 Mayıs kutlaması 
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.