Ulu yolda bir günde 50 bin adım

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Merhamet yıldızının izinde, Alanya’dan Sinop’a iki deniz arasında Selçuklu kervansarayları…
İnsanlığın kadim sırlarını koynunda saklayan Anadolu, kimilerine göre yeryüzünün yeterince keşfedilmemiş son kıtasıdır…
İnsanoğlu, zamanın o ulu ırmağında yürürken ilk tohumu burada toprağa ekti. Bir kırlangıçtan öğrenip, yuvasını ilk kez burada yaptı. Kili ateşle, sırrı nefesle burada buluşturdu. Görkemli dağların, zümrüt ovaların, vakur ırmakların coğrafyasında başı dik, bağımsız ve onurlu yaşamayı bu topraklarda öğrendi. İlk harfi burada yazdı, ilk cümleyi burada okudu. Varlığını ilk burada sorguladı, inancın ışığı ilk kez burada düştü alnına…

Dünyada üç ayrı iklim tipinin görüldüğü ender coğrafyalardan biri olan Anadolu, bu avantajı sayesinde ortaya çıkan zengin biyolojik varlıklarıyla binlerce yıldır insanlık için en önemli yaşam alanı oldu. Su havzaları, zengin ovalar ve görkemli dağlar; besin bulma, barınma ve hayatta kalmayı kolaylaştırmanın yanında bu topraklara gelen yeni konukları bir öncekilerden daha avantajlı ve deneyimli kılıyordu.

Dört bir yandan akın akın geldiler…

Hititler Kafkasya’da, Frigler Trakya’dan, Persler doğudan, Yunanlar batıdan…

Her gelen bir öncekini hem etkiledi hem de etkilendi. Anadolu koca bir aşure kazanı gibiydi. Ona sahip olmaya çalışan her topluluk, o aşure kazanının içinde eriyip giden birer buğday danesine dönüştü. Her kültürün tadı, kokusu, rengi sindi bu büyük aşure kazanına ve binlerce yılda yeryüzünün en görkemli kültür mirası çıktı ortaya…

Anadolu topraklarına bundan yaklaşık 4 bin yıl önce Kafkaslardan geldikleri sanılan Hititler, yerli Hatti halkına karışarak Kızılırmak yayı içerisinde etkileri bugün bile süren büyük bir uygarlığın temelini attılar…

ESKİ ÇAĞIN ÖNEMLİ TİCARET MERKEZLERİ KURULUYOR

Anadolu’nun bereketli coğrafyası, Dicle kıyısında filizlenen Asurlular, Mısır, Suriye, Mezopotamya ve Anadolu arasındaki malların takasının yapıldığı ticaret kolonileri kurarak büyük krallığa dönüştü. Asurlular döneminde dünyanın eski çağın en önemli ticaret merkezi Anadolu’da kuruldu. M.Ö. II. binde Asurluların kurduğu ticaret kolonilerinin başkenti olan Kaniş (Neşa), Kayseri yakınlarındaki Kültepe’de bulunuyordu.

Kültepe’yi diğer koloniler izledi. Anadolu’nun güneyinden kuzeyine kadar birçok bölgede Asur ticaret kolonileri kuruldu.

KAPADOKYA TABLETLERİNE KAYDEDİLEN TARİH

Suriye, Mezopotamya ve doğudan gelen mallar belirli bir düzen içerisinde Asur krallığının kontrolü ve güvencesi altında Kayseri Karum’unda ve diğer kolonilerde takas ediliyordu. Tüccarların ödediği vergilerle güvenliği sağlanan ticaret yollarıyla birbirine bağlanan Asur kolonileri, Anadolu coğrafyasının eski çağdaki canlı kentlerinin doğmasına yol açtı. Kültepe’de bulunan ve ‘Kapadokya Tabletleri’ olarak adlandırılan çivi yazısıyla yazılmış kil tabletler, bu döneme ilişkin önemli hukuki ve ticari anlaşmaların yanında, iş, alışveriş, evlenme, boşanma ve Asur krallarının devlet yazışmaları hakkında bilgiler içeriyordu.

Yeni geldikleri Anadolu coğrafyasının dilini öğrenen Hititler, M.Ö. 1650’lerden itibaren önce güçlü bir krallık, bundan yaklaşık 2 yüzyıl sonra ise büyük bir imparatorluk kurarken Asurlular bu evrede Anadolu’dan çekiliyordu…

Anadolu’nun zengin coğrafyasının yarattığı üretimin, ticaret yolları aracığı ile eski çağ dünyasının diğer uygarlık merkezlerine, diğer uygarlık merkezlerindeki ürünlerin ise Anadolu’ya taşınması birbirine uzak coğrafyalar arasında ticaret yollarının doğmasına neden oldu…

M.Ö. 1200’lerde Trakya üzerinden Anadolu’ya gelen Frigler de tıpkı Hititler gibi nehir havzalarına yerleşerek, Sakarya ve Büyük Menderes’in yukarı kesimlerinde büyük bir krallık kurdular.

TİCARET YOLLARI ‘KRAL YOLU’NA DÖNÜŞÜYOR

Ancak Anadolu’da ticaret yollarının siyasi ve ekonomik önemini ilk kavrayan uygarlık, M.Ö. VII. Yüzyıldan itibaren Gediz ve Küçük Menderes arasındaki verimli topraklarda yıldızı parlayan Lidya Krallığı ile Persler oldu. Lidya’nın başkenti olan Sardes ile Pers başkenti Susa arasında inşa edilen ‘Kral Yolu’ üzerinde konaklama amacıyla yapılan kervansaray benzeri yapılar bulunuyordu.

Roma döneminde Anadolu’da kurulan kolonileri birbirine bağlamayı amaçlayan yol ağı, askeri, ticari ve siyasi amaçla kullanılırken aynı zamanda bağlandıkları liman kentleri üzerinden Anadolu’da üretilen mal ve ürünlerin Roma’nın Akdeniz çanağındaki diğer kolonilerine taşınmasını sağlıyordu.

BİZANS’IN KÖHNELEŞEN SİSTEMİ ÇÖKERKEN

Anadolu’da egemen olan güçlerin zayıfladığı dönemlerde zaman zaman korsanların kontrolüne geçen ticaret ve askeri yollar, en görkemli ve güvenli dönemini ise Selçuklular döneminde yaşayacaktır. Türklerin yeni yaşam alanları bulmak amacıyla Anadolu’ya akınlar düzenlemeye başladığı IX. ve X. yüzyıllarda Anadolu’da büyük iç karışıklıklar yaşanıyordu.

Roma’nın ardılı olan Bizans İmparatorluğunun yöneticilerinin taht kavgalarıyla yorulmuş ve köhneleşmiş siyasi ve askeri gücünü 1064’te Ani, 1071’de ise Malazgirt’te yenilgiye uğratan Türkler, yeni kök salmaya başladıkları bu topraklarda bir yandan Haçlı saldırıları ve yağması, diğer yandan ise Moğol saldırılarıyla uğraşırken aynı zamanda büyük bir imar faaliyetine giriştiler.

Bu imar faaliyeti öylesine güçlü ve kapsamlı bir şekilde gerçekleştirildi ki, antik çağ ve eski çağda Anadolu’da kurulan ve gelişen uygarlıkların belirli bölgelerde yoğunlaşan imar girişimlerinin aksine Selçuklular o güne değin görülmemiş bir biçimde Anadolu’nun dört bir yanında görkemli bir inşa faaliyetine giriştiler.

SELÇUKLULARIN İNŞA GİRİŞİMİ YOLLARI CANLANDIRDI

Anadolu Selçuklu Devletinin en parlak dönemi olarak kabul edilen Alâeddin Keykubat döneminde doruk noktasına çıkan inşa faaliyetinde en önemli yapılar ticaret yolları üzerindeki kervansaraylardı. Savaşlarla yakılıp yıkılan kentlerde ise ardı ardına tıp, matematik, astronomi ve İslami ilimlerin okutulacağı medreseler inşa ediliyordu.

Onca savaşların ve iç karışıklıkların ortasında parlak bir uygarlık yaratmayı başaran Selçuklu sultanları, Alanya’dan Sinop’a, Denizli’den Elbistan’a uzanan coğrafyada sayıları doksanı bulan kervansaraylar inşa ettirdiler.

Selçuklu sultanlarının sağladığı güvenlik ve ulaşım kolaylıklarıyla eski ticaret yolları yeniden işlerlik kazanırken, bir yandan Batum, Tiflis, Kerkük, Musul, Halep ve Tebriz gibi güney ve kuzeydoğudaki ticari ve kültürel merkezlere bağlanan yollar, diğer yandan da Bizans başkenti Constantinople (İstanbul) ile Kuşadası, İzmir ve Amasra gibi liman şehirlerine ulaşıyordu.

BARIŞ ZAMANI KERVANSARAY SAVAŞ ZAMANI KALE

Selçuklu başkenti Konya’dan başlayarak Aksaray, Kayseri, Sivas, Tokat ve Sinop hattında yoğunlaşan kervansaraylar, kervan yollarının güvenli geceleme ve dinlenme mekânları olmalarının yanında aynı zamanda birer kale işlevi görüyordu.

Anadolu’da Lidya ve Roma döneminde de ticaret ve askeri yol güzergâhlarında benzeri yapılar inşa edilmiş olsa da kervansarayların asıl esin kaynağını Emevi ve Abbasi dönemlerinden başlayarak Türk kökenli Karahanlılar devleti döneminde sürdürülen cihat ve savunma amaçlı ‘Ribat’ adı verilen sınır yapılarıydı.

Kale görünümlü inşa edilen ve birer sınır karakolu olan ribatlar, İslam fetihlerine katılan dini öncüler ve muhafızların yanı sıra ticaret kervanlarına da hizmet veriyordu.

Türkmenistan, İran ve Azerbaycan’da örnekleri görülen ribatlar, Müslümanlığı benimseyen Selçuklular döneminde yeni bir üslup ve biçime bürünerek kervansaray şekline dönüşmüş, varlıklarını günümüze kadar sürdüren görkemli bir kültür mirası olarak halen insanlığa farklı amaçlarla hizmet vermeyi sürdürmektedir. Geçmişte ‘han’ olarak anılan bu yapıların, batılı Oryantalistler dilinde ‘caravanserai-kervansaray’ şekline dönüştüğü düşünülür.

İPEK YOLUNUN HER ADIMINDA TÜRKLERİN İZİ VARDI

Çin’den başlayıp, İran ve Anadolu üzerinden Avrupa’ya uzanan tarihin en önemli ticaret yollarından biri olan İpek Yolu’nun her adımında Oğuz atanın çocuklarının izi vardı. Çimenin yüne, yünün dokumaya, dokumanın altına dönüştüğü zamanların yaşandığı Anadolu orta çağında Aksaray’da Hasan Dağı çevresinde yaşayan Türkmenlerin dokuduğu halı ve kilimler Irak’tan Avrupa’ya kadar birçok bölgeye kervanlar aracılığıyla satılıyordu.

TOROSLARDAN ORTA ANADOLU’YA ETKİLEYİCİ YAPILAR

Alâeddin Keykubat’ın fethiyle birlikte Anadolu Selçuklu Devletinin kışlık başkenti mahiyetine bürünen Alanya ile Konya arasında Torosların zorlu vadilerinden ve Bucak-Eğirdir üzerinden geçen kervan yolları üzerinde bulunan Şarapsahan, Alarahan, Evdirhan, Susuzhan, İncirlihan ve Ertokuşhan gibi yapılar bugün de ayaktadır.

‘Sultanhanı’ adıyla anılan Aksaray ve Kayseri’deki kervansarayların görkemi bugün de görenleri büyülemeyi sürdürürken Bünyan’ın Karadayı köyündeki Karatayhan Kervansarayı’nın iç kısmındaki 12 hayvanlı takvim motifleri Türklerin Asya’dan getirdikleri kültürün izlerini taşır.

Anadolu topraklarına vurulmuş mühürler olan kervansaraylar, birer mimari eser olmasının yanında bu coğrafyanın binlerce yıllık tarihi ve kültürel akışının da hafızasıdır. Kimi kervansaraylar, inşa edildikleri yerde bulunan kadim uygarlıklara ait yapıların izlerini taşır gövdelerinde. Bir Yunan ya da Roma tapınağı, ya da antik bir tiyatronun taşları kervansarayların koynunda geçmişe ait bilgiler aktarır.

İki kervansaray arasında bulunan yaklaşık 25 ila 40 kilometrelik mesafe, bu görkemli mirasın avlularına ulaşan ayakların birbirine uladığı kültürel bir sürekliliği de taşıyıp durdu.

ULU YOLDA BİR GÜNDE 50 BİN ADIM

Alanya’dan Sinop’a, iki deniz arasındaki kervan yollarında bir günde kat edilen yol, yaklaşık 30-40 kilometreydi. Yolların ve kervansarayların güvenliği, kendisini doğunun ve batının hâkimi, Allah’ın yardımcısı; dinin koruyucusu; karaların ve denizlerin sultanı olarak gören Selçuklu sultanları tarafından sağlanıyordu. Berberi, nalbantı, aşçısı ve hekimi bulunan büyük kervansaraylarda konaklayanlardan ücret alınmıyordu.

Ulu yolda, bir günde 50 bin adım…

Yüğrük atları, bereketli koyunları ve güler yüzlü ak keçileriyle Asya’dan büyük Türkistan’dan boy boy gelip yeryüzünün bu en görkemli coğrafyasını yurt eyleyen Oğuzların çocukları bu topraklara insanlığa ışık olacak sekiz köşeli bir yıldızı da getirip yüksek göklere yerleştirdiler…

Her bir köşesine merhameti, şefkati, doğruluğu, sabrı, şükretmeyi, sır tutmayı, sadakati ve cömertliği iliştirilen Selçuklu yıldızı, mermerin ve taşın gövdesinde kehribar gibi ışıldamayı sürdürüyor.

Ulu yola birer tespih tanesi gibi saçılmış olan bu ışıltılı mirası adım adım yürümek, anlamak ve geleceğe aktarmak için bugün her zamankinden daha çok kararlı olmaya ihtiyaç var. Yalnızca birer mimari mekân olmanın ötesinde, bu toprakların düşünsel mirasını da barındıran kervansaraylar, ipeğin, yünün, safranın, kalayın, kahvenin, bin bir baharatın ve kınanın öyküsünü de anlatıyor.

Durmayın, yola düşün…

Kimi yıkılmış, kimi sulara gömülmüş, kimi insan eliyle yok edilmiş olsa da birçoğu bütün görkemiyle ayakta olan geçmişin mirasına dokunmak için yollara düşün.

TAŞ DUVARLARIN ANLATTIKLARI SİZİN ÖYKÜNÜZDÜR

Sekiz köşeli yıldızın aydınlattığı bu ulu yolda atılacak olan bir günde 50 bin adım, çağ yangınıyla bunalan bugünün insanına gücünü köklerinden alan Anadolu çınarının dingin gölgesinde bir gönül ferahlığı molası olacaktır.

Bu öykü, merhametin, sabrın ve sadakatin öyküsüdür…

Bu öykü, karakeçilerin, doru tayların, tülü mayaların, ala kilimlerin, kızıl bakırların, gümüş telkarilerin, taşa ve ahşaba aşkı nakşedenlerin öyküsüdür…

Bu öykü, dünü yarına ulamak için zaman ırmağında akıp duran bir halkın öyküsüdür…

Merhametin unutulduğu zamanlarda kardeşin kardeşi yok ettiği bu topraklarda bin yıldır kıvıl kıvıl devinip duran, düşman ıradığında birbirini yiyen toplulukların öyküsüdür bu.

Bu öykü, kökleriyle kavga edercesine kervansarayları kebapçı, medreselerini kahvehane yapmaktan çekinmeyen bugünün insanının öyküsüdür.

Zaman, ulu yoldaki kervansarayların duvarlarından fısıldıyor şimdi: Dinleyin, anlatılan sizin öykünüzdür…

Önceki haberŞirket sahibi görüp beğendi, mermer için 3 bin ardıç ağacı kesilecek!
Sonraki haberBelediyenin yapay şelale inşaatı üç can aldı!
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × two =