Ussallıkla duygusallık arasında

PAYLAŞ

Sade’ın kahramanlarından biri sevdiğine şunları söyler: “Siz, vefasız, benden nefret edin, nefret edin benden, çünkü benim zavallı yazgım böyle, ama sakın bende sizin için yanıp tutuştuğum aşkı yenebileceğinizi ummayın!” Bu bir dönülmezlik bildirisidir. Bu bildiri gerçek aşkı yaşayanlar için sözkonusudur. Aşkın başkaldıran yanı kendini aşağılama duygusallığını da içine alarak sevgiliye bir vazgeçilmezlik olarak sunulur. Bu onursuz görünen insanlık durumu direngenliğiyle gerçek bir onurluluk koşulu ortaya koyar. Aşkın bütün gücü bireyin yüce bir ilişki içinde kendini hor görebilme ama çizdiği yoldan dönmeme kesinliğinde yatar. Aşkı bilmeyenler onda sonuna kadar bir onur koruyucusu olarak tutum almak isterler. Aşkın onurla ilgisi yoktur: kendini bırakış, kendinden vazgeçiş aşkın yasası gereğidir.

Sen ikide bir aşktan sözediyorsun, bilir bilmez bunun kitabını da yazdın, ne anlatmak istiyorsun açık açık söylesene allasen dediğiniz yerde benim vereceğim yanıt ancak şu olabilir: aşkı insanın varlık nedeni olarak görmeyen toplumların sağlıklı ve mutlu toplumlar olması olası değildir. Aşkla ya da aşkta insan insanı tanır, ancak aşkın diyalektiğinde insan insan olma şansını elde edebilir. Aşk insanın insan saygısını, insan sevgisini, insan olmanın değerini tüm incelikleriyle öğrenebileceği tek deney alanıdır. Aşkın çarklarından geçmeden insan olmak olası değildir. Bu toplum insanının bütün sıkıntısı aşkı bir boğuntu alanı, bir eziyet ortamı, insanı eksilten ve insan olmaktan çıkaran bir dipsiz kuyu olarak görmesidir. Romanlar romana, öyküler öyküye benzemiyorsa, tantanalı görünümlerine karşın edebiyat tam anlamında bataktaysa, şiir ite atsan yemez cinsindense, tiyatro iyiden iyiye halkın ilgi alanından çıktıysa, resim alınır satılır olmakla sınırlandıysa, türkülerde bile kızlar sevgilileriyle buluşabilmek için annelerinden izin alıyorlarsa, sinemanın gücü kendinden menkulse, siyaset korkunçsa, adalet birçok sorunla boğuşuyorsa, bilim sakatlanmışsa, felsefe kendini her gün biraz daha gülünç etmekteyse, basın akıl almaz garipliklerle oyalanıyorsa, eğitim kökten çökmüşse ve genç insanlar mutluluğu birbirlerini dövmekte ve bıçaklamakta buluyorlarsa bunun tek nedeni vardır: aşksızlık.

Bu toplumun insanı kadar duygularından utanan insan bir başka yerde yoktur, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Yalnız erkeklerimiz değil kadınlarımız da sonuna kadar erkektir. Bu yüzden hemen hemen her genç kız erkek gibi davranışlar gösterir, erkek kadar serttir, gereğinde devrimcidir, ters tarafına gelirse çekip vurabilir de. Ben ayakkabısını çıkarıp bağıra çağıra erkek kovalayan kadınlar görmüşümdür. Kadın inceliğini yaşayan kadınların sayısı, kaba ve süslü kadınların hatta kaba ve rüküş kadınların çokluğuna karşın, son derece azdır. Bu toplumun insanı eşcinselliği bile hoşgörür, hele “sanatçı” düzeyinde eşcinselliğe ayrı bir değer verir, ama aşka yüzvermez. Bunun nedeni aşkı bilip de ondan uzak durmak değildir, tersine bilinmedik bir şey olarak aşktan korkmaktır. Aşk bu toplumun sıkıntılı insanına göre toplumdışılıktır, başıbozukluktur, ahlaksızlıktır, saygısızlıktır, değer bilmezliktir, en kötü ve en zararlı anlamında serüvenciliktir. Yaşamanın tek yolu vardır: usu öne çıkarmak ve duyguları alabildiğine bastırmak. Us olmayan bir us, ussallıkla ilgisi olmayan bir ussallıktır önerdikleri. Kabalığın, asık suratlılığın, bildiğini okumanın, söz dinlemezliğin bizdeki adı usçuluktur. Gerçek us uzaklarda bir yerlere gitmiştir.

Bu tecavüzler, bu tacizler sizi rahatsız etmiyor mu? Pekiyi bunlar nereden geliyor? Bütün bunlar en akıllı sandığınız insanların bile uydurma bir ussallık adına yaşamı bir çıkar ilişkileri alanına indirgemiş olmasından gelmiyor mu? Yaşam bir çıkar ilişkileri alanına indirgenmişse orada aşka hatta sevgiye yer olmayacak, orada bütün birleşmeler, evlilik de içinde, çıkar hesapları üzerine kurulacaktır. Toplumda yaygın sonsuz evlenme tutkusunun hatta çılgınlığının güvenli yarınlar tasarısı üzerine kurulduğunu biliyoruz. Oysa televizyonlarda bir takım garip süslü bayanların boş filozofluklarında her allahın günü çeşitli anlamlar alıyor olsa da, aşk insan olmanın zorunlu bir koşuludur. Aşk her şeyden önce cinselliğini insan gibi yaşamak tutarlılığında kendini gösterir. Kimilerinin yılışa yılışa sözde alaşağı etmeye kalktıkları aşk her benim diyen kişiye nasip olmayacak bir yüceliktir. Basit insanlar aşkla güzelleşmiş bir dünyanın pırıltılarına dayanamayacaklar, çünkü onlar aşkı yaşayabilecek kadar yetkin değiller. Bir gün dünyamız seven, sevmeyi bilen, sevmekten korkmayan insanların dünyası yani gerçek insanın dünyası olabilecek mi? Neden olmasın.

CEVAP VER