Venezüella, Arjantin, Türkiye: Krizdeki üç ülke

Biri, ülke yönetimine karşı 20 yılı aşkın bir süredir sürdürülen savaş, ABD başkanı Trump’ın da açıktan desteklediği yeni bir darbe girişimi ile gündeme gelen ve Chavez ile birlikte adı “21.Yüzyıl Sosyalizmi” ile anılan dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip bir ülkesi olan Venezüella. Diğer ikisi  “Yükselen Ekonomi” olarak sınıflandırılan Arjantin ve Türkiye.

Bu üç ülkenin ortak noktası derin bir finansal –ekonomik kriz ve potansiyel bir politik ve sosyal kriz içinde olmaları.

Krizin semptomları üçünde de hemen hemen aynı, ama krizin nedenleri konusunda Arjantin ve Türkiye benzeşiyor olsa da Venezüella farklılaşıyor. Ayrıca krize karşı uyguladıkları politikalar konusunda da Venezüella ayrışıyor. Semptomlardan başlayalım.

Ulusal paraları çöküş içinde

Her üç ülkenin ulusal para birimlerinin dolar karşısındaki değer kaybı diğer az gelişmiş ekonomilerin kaybından belirgin bir biçimde yüksek.

Öyle ki Arjantin pezosu sadece bir gün içinde yüzde 24 değer kaybetti. Üstelik bu değer kaybı, ülke IMF ile Haziran’da anlaşmış ve kredinin ilk dilimi ülkeye gelmiş olmasına rağmen gerçekleşti. Benzer bir biçimde Türkiye’de de geçen yıl liranın dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 40’ı aştı.

Venezüella ise diğerlerinden farklı olarak sabit kur rejimi uyguluyor. Yani parasını serbest dalgalanmaya bırakmıyor. Ama bunun bir bedeli var: Kayıt dışı ya da kara borsa döviz piyasası. Öyle ki resmi kurda 1 dolar 10 bolivar (Venezüella para birimi) ama kayıt dışı piyasalarda 1 dolar 1,000 bolivarı buluyor.

Yüksek enflasyon

Bu gelişmeye paralel bir biçimde üç ülkede de enflasyon oranları hızla yükseliyor. Türkiye’de resmi enflasyon yüzde 20’nin hemen altında (gıda enflasyonu yüzde 30’un üzerinde), Arjantin’de yüzde 31 (1). Venezüella’da ise artık üç haneli hiper enflasyondan söz ediliyor (2).

Yüksek faiz

Faiz oranları da fırlamış durumda. Türkiye’de gösterge faizi yüzde 25 civarında iken (piyasada faizler yüzde 25’i aşıyor), Arjantin’de yüzde 60’a (3) çıkartıldı. Yani döviz krizi ile enflasyon at başı gidiyor.

Dış borç batağı

Her üç ülkenin de borç stokları milli gelirlerine göre çok yüksek. Arjantin’in toplam dış borç stoku 120 milyar dolar (4), Türkiye’ninki ise 2018 yılı 3. Çeyreği itibariyle 449 milyar dolar civarında. Venezüella’da ise kısa vadeli dış borç 17 milyar dolar (5).

Bu verilerden hareketle Türkiye’nin bu üçlü içinde potansiyel olarak en zor durumda olan ülke olduğunu söylemek gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin kalan vadesine göre kısa vadeli borcu 179 milyar dolar, yani Arjantin’in toplam borç stokunun bir buçuk, Venezüella’nınkinin 10 katı dolayında. Döviz açık pozisyonu ise 217 milyar dolar (6), yani Arjantin dış borcunun neredeyse iki katına yakın. Ayrıca Türkiye’nin geçen yılki 30 milyar dolara yakın cari açığının yüzde 70’ini karanlık para olarak da adlandırılan kaynağı belirsiz para girişiyle kapatmış olması son derece çarpıcı bir durum.

Üç ülkeden son yıllarda artan sermaye çıkışlarının ve dışarıya doğru göçlerin de (özellikle Türkiye ve Venezüella) ortak bir sorun olarak altını çizmek gerekiyor.

IMF yolu: Arjantin ve Türkiye’ye açık, Venezüella’ya kapalı

Kısaca birbirinden farklı ekonomik büyüklüklere sahip olsalar da, bu üç ülkenin ortak yönü dış borçlarını çevirmekte zorlanması ve fiilen bir borç krizi içinde olmaları.

Bu nedenle bir zamanlar dış borcunu reddetmiş ve kazanmış olan Arjantin IMF ile anlaşmak zorunda kaldı, Türkiye IMF yolunda ilerliyor. Venezüella’ya ise bu yol kapalı. Zira ülke ABD’nin çektiği uluslararası finansal bir blokaj altında. Öyle ki uluslararası para piyasalarından borçlanma yolu da (tahvil ve bono ihraç ederek) konulan ABD yaptırımları nedeniyle kapalı.

Krizin nedenleri: Arjantin ve Türkiye benzer, Venezüella farklı

Bu benzer semptomlara rağmen, Venezüella’nın diğer iki ülkeye göre krize giriş nedeni farklı. Arjantin ve Türkiye’de ise benzerlik var. Her iki ülke de küresel kapitalizme (özellikle de finans piyasaları açısından) neredeyse tam entegre oldular. İkisinde de son 15 yılı aşkın bir süredir neo liberal sermaye birikimi stratejileri ve buna uygun ekonomik büyüme politikaları uygulanıyor.

Uygulanan bu politikalar büyük ölçüde yüksek cari açıkla yüksek ekonomik büyümenin sağlanması biçiminde yürüyor. Bu yüksek cari açık ise yabancı sermaye girişi (asıl olarak sıcak para) ile kapatılıyor.

Uluslararası finansal konjonktürün olumlu olduğu, yani dünyada paranın bol olduğu dönemlerde (2002 sonrası ve 2009 sonrası) bu ülkeler uluslararası finans piyasalarından bolca ucuz dolar cinsinden borçlandılar.

Ancak dönem değişip de (özellikle de FED faiz oranlarını artırmaya ve korumacılık artmaya başladığında) bu paralar kesildiğinde, ya da azaldığında, sermaye çıkışları arttığında da krize girmeye başladılar. Yani değirmenin suyu kesilmeye başladığında sorunlar su yüzüne çıkmaya başladı.

Yıllarca değirmenin suyu asıl olarak rantı yüksek inşaat emlak ve finans gibi, alt yapı gibi sektörleri fonlamada kullanıldı, ama sonuçta bu ülkeler çok büyük bir borç stokuyla karşı karşıya kaldılar.

Bu strateji ile çok sayıda büyük servet sahibi zengin, büyük müteahhit, bankacı, emlak kralı yarattılar, ama aynı zamanda da kendi halklarını yoksullaştırdılar, onları hızla borçlandırdılar, ekonomiyi ise bir borç batağına ve tuzağına sürüklediler. Yani bu iki ülke tasarımı dışarıda, imalatı içeride yapılmış bir yerli ve milli krizle bugüne geldi.

Venezüella: Kapitalizm ötesi bir yol denerken cesur olmamanın  bedelini ödüyor

Venezüella ise diğer iki ülkeninkinden farklı nedenlerden dolayı krize girdi. 1998 yılında Chavez seçimleri kazandığı sırada neo liberal kapitalizm derin bir sıkıntı içindeydi.

Chavez neo liberal kapitalizmi restore etmek ile (iyileştirici bazı değişikliklerle sosyal sorunlara dikkat çeken ama asıl olarak kârı önceleyen) başka bir model kurmak arasındaki bir ikilemle karşı karşıya kaldı. İkinci yolu seçti, sosyalizm fikrini canlandırdı. Reel sosyalizmin hatalarını gören bir yerden, ama onun kazanımlarını da reddetmeyerek yeni sosyalizme “21.Yüzyıl Sosyalizmi” adını verdi. Bu model, devlet mülkiyetini esas alan ama işçilerin işletmelerin yönetimine katılımına izin vermeyen devlet kapitalizmini de reddeden bir modeldi (7).

Bir başka anlatımla Venezüella kapitalizmi aşmayı amaçlayan farklı bir gelişme ve kalkınma stratejisi izlemeye ve hızlıca başta petrol sektörü (PDSVA) olmak üzere kamulaştırmalara başladı. Üretimin örgütlenme biçimini kapitalist olmaktan çıkartıp alternatif yöntemler denedi.

Aşağıdan yukarıya olmak üzere fabrikalarda işçilerin kararlara katılımını önceledi (katılımcı ekonomi) . Ülke çapında demokratik bir kooperatifleşme ve müşterekler projesi başlattı.

Petrol ve bankaların kamulaştırılması finans kapitali rahatsız etti

Chavez kamulaştırmaları petrol ile sınırlı tutmadı. ABD’de yerleşik bir önemli kuruluş olan Kamu Bankacılığı Kurumu’nun (PBI) Başkanı Ellen Brown’a göre (8) Venezüella’ya karşı açılan savaşın ve ülkenin işgal edilmek istenmesinin nedeni sadece bu ülkenin dünyanın en geniş petrol rezervlerine sahip bulunması ve ABD’li petrol şirketlerinin bu alandan çıkartılması değil, aynı zamanda Chavez’den bu yana bankacılık alanında yapılan devrim niteliğindeki millileştirmeler ve kamulaştırmalar.  ABD finans kapitali ve ülkedeki işbirlikçilerin bu devrimden rahatsızlığı devam ediyor.

Çünkü Chavez 2010 yılında bankacılık hizmetlerini zorunlu kamu hizmeti olarak tanımlayarak işe başladı. Ardından Hükümet ticari bankaları ABD’nin 2009 yılında yaptığını tersine,  devletleştirerek özel sermaye lehine kurtarmadı,  kamulaştırdı, toplumsallaştırdı. Öyle ki toplam banka mevduatlarının yüzde 12’si büyüklüğünde mevduata sahip 7 bankayı kamulaştırdı. Chavez en az 16 bankacıyı tutukladı ve ülkeyi terk eden 40’dan fazla bankacı için yolsuzluk suçlamasıyla tutuklama kararı çıkarttı. 2011 yılı sonunda ülkede kalan banka sayısı 59’dan 37’ye düştü. Kamuya ait bankaların aktiflerinin toplam bankacılık sistemi içindeki aktifler içindeki payı 2011 Mart ayı itibarıyla yüzde 35’e kadar yükselirken, yabancı bankaların payı ise yüzde 13,2’ye geriledi.

Yani petrol (enerji) ve finans alanında ABD’li çok uluslu şirketlerin çıkarlarının zedelenmesi ülkeye karşı açılan savaşta etkili olan en önemli faktörler gibi gözüküyor.

Diğer taraftan Chavez ve sonrasındaki liderlik kapitalist üretim ve bölüşüm ilişkilerini ortadan kaldırmak konusunda yeterince cesur davranmadığı gibi, büyük sermaye gruplarının gücünü ciddi olarak zayıflatacak (radikal kamulaştırmalar ve vergi politikaları gibi) politikalara da yönelmeyince, özellikle de ABD ile organik ilişki içindeki sermaye grupları karşı devrimci bir yapı olarak Bolivar’cı devrimin kazanımlarını ortadan kaldıracak bir tehdit olmayı sürdürdü.

Chavez dönemi: Ekonomik ve sosyal gelişmede mutlak iyileşme

Chavez döneminde (1999-2013) ekonomik ve sosyal göstergelerde büyük bir başarı sağlandı. Sırasıyla (9):

Chavez önceki dönemde ekonomik büyüme yıllık ortalama yüzde 1,4 iken, Chavez döneminde yüzde 4,3 oldu. Kişi başı milli gelir Chavez öncesinde yılda ortalama binde 8 küçülmüşken, Chavez döneminde yüzde 2,5 büyüdü. Yani hem ekonomi hem de halkın geliri büyüdü.

Enflasyon Chavez öncesinde yüzde 100 civarına kadar çıkmışken, Chavez ile birlikte hızla düşürülerek yüzde 10’a kadar düşürüldü.

İşsizlik oranı 1999 yılında Chavez iktidara geldiğinde yüzde 14,5 iken 2011 yılında yüzde 7,8’e geriledi. Yoksulluk hemen hemen yüzde 50, aşırı yoksulluk ise yüzde 70 oranında azaltıldı. Gini katsayısı dönem içinde 0,5’den 0.397’ye düştü. Böylece bölgedeki en düşük katsayısı oldu. Yani gelir bölüşümü adaletsizliği azaltıldı.

Sosyal harcamaların milli gelir içindeki payı 1998’de yüzde 11,3 iken, 2011’ yılında yüzde 22,8’e çıktı, yani 2 kat arttı. Yani devlet hem yoksulluğu, hem de gelir bölüşümündeki adaletsizliği azaltmak için bütçesini halktan yana kullandı.
Genel eğitimde hem nicelik hem de nitelik artarken, üniversite mezunlarının sayısı üç kattan fazla arttı. Beslenme yetersizliği sorunu yaşayan 5 yaş ve altı çocukların oranı yüzde 7,7’den yüzde 2,9’a düşürüldü. Emeklilik hakkı elde eden yurttaş sayısı 1999-2011 arasında yaklaşık 500 bin artarak 2 milyona yaklaştı.

UNASUR’un (Güney Amerika Uluslar Birliği) talebi üzerine Venezüella için krizden çıkışı programı hazırlayan grubun üyesi olan ve ünlü araştırma kuruluşu CEPR’in (Center for Economic and Policy Research) eş yöneticisi Amerikalı Keynesyen iktisatçı Dr. Mark Weisbrot, Chavez döneminde sağlanan bu gelişmeyi şöyle anlatıyor (10):

“Uluslararası medyanın yazdıklarının tersine Venezüella’da gerçek durum daha karmaşık ve farklı. 2004-2014 arasında Chavez iktidarı çok iyi işler çıkardı. 2004 yılında petrol grevi sona erdi, sonrasında kişi başı gelir yılda ortalama yüzde 2 oranında büyüdü. Oysa öncesindeki 20 yıl boyunca ekonomi yılda ortalama yüzde 1,2 oranında küçülmekteydi. Yoksulluk oranı yüzde 49, aşırı yoksulluk yüzde 63 azaldı. Bu sadece nakit gelirler yönündendi. İlave olarak 60 yaş üstü kamusal emeklilik hakkına sahip insanların sayısı 3 kat arttı, milyonlarca insan ücretsiz kamusal sağlık ve eğitime erişti. Bu durum, yüzde 180 enflasyona, ciddi gıda ve diğer tüketim malı kıtlığına, derin resesyona rağmen geçen yılın Aralık ayı genel seçimlerinde Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) yüzde 41 oy alarak iktidarda kalabilmesinin nedenidir”.

Maduro dönemi: ABD ambargosu, finansal blokaj ve ülkeye karşı açılan savaş

Ancak Chavez’in 2013 yılında ölümü ve 2014 yılında ülkenin bütçe gelirlerinin yüzde 50’sini oluşturan petrolün fiyatlarının 45 dolara kadar düşmesi ve beraberinde ABD tarafından kışkırtılan petrol şirketi çalışanlarının grevi sonucunda ülke karışmaya başladı.

Büyük bir kısmı ABD tarafından desteklenen muhalefet 2013’teki başkanlık seçimine asılsa da kazanamadı. Chavez’in yerine aday gösterilen Maduro az farkla da 2013 yılında ve 2017 yılında tekrar seçildi.

Maduro dönemi ülkede (enflasyon, göçler, suç oranının artması gibi) büyük ekonomik ve sosyal zorlukların olduğu bir dönem. Muhalefet bu zorluklar için Chavezci-Bolivarcı yönetimleri suçlarken, Bolivarcılar ABD’yi ve onun Latin Amerika’daki kukla rejimlerini adres olarak gösterdiler. Birçok Bolivarcıya göre, zorlukların nedeni Maduro’ya verdikleri destek nedeniyle, ABD’nin Venezüella halkını cezalandırmak istemesiydi (11).

Kısaca Venezüella’daki Chavez ile 1998 yılında başlatılan ve Maduro ile sürdürülen bu, küresel kapitalizme aykırı gelişim stratejisi uluslararası finans kapital ve onun en başta koruyucusu ABD ve batı tarafından tepkiyle karşılandı.

Uluslararası çapta çok büyük bir yalan, çarpıtma ve karalama kampanyası başlatıldı. Ülke adeta şeytanlaştırıldı. ABD arka bahçesinde ikinci bir Küba vakası istemedi. Ülkenin seçilmiş devrimci yönetimi seçimlerle devrilemeyince, uygulanan çok kapsamlı ekonomik yaptırımlarla (12), yasaklarla, ulusal parasına yönelik saldırılarla, ABD kaynaklı olarak ortaya çıkan petrol üretimindeki azalma ile, dışarıdan pompalanmış bir hiper enflasyonla, finansal blokajlarla, suikast girişimleriyle yürütülen bir tür savaş ile bu ülke halklarına diz çöktürmek isteniyor.

Venezüella halktan yana bir çıkış programı uygulamaya çalışıyor

Gerçek anlamda ekonomik ve politik kuşatma altındaki Venezüella’nın bu krizden çıkabilmek için hazırladığı ekonomik toparlanma plan ve programı krizden çıkışta öncelikli olarak halkı gözeten bir alternatif program örneği oluşturuyor.

Bu programın üç ayağı var. Ulusal para bolivarı istikrara kavuşturabilmek ve kara borsa döviz piyasasını ortadan kaldırabilmek için öncelikli olarak yapılacak yüzde 95 oranında bir devalüasyona ilave olarak bolivardan 5 sıfır atılacak. İkinci olarak bu para petrol gelirlerine sabitlenmiş ve bu yılın Mart ayında piyasaya sunulmuş yeni dijital para olan “petro” ile ilişkilendirilecek (13).

Yeni bir dijital para: “Petro”

Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip bulunan Venezüella’da Başkan Maduro yönetiminin dijital bir para yaratarak ve bunu petrol gelirine bağlayarak (1 petro bir varil petrol gelirine eşitleniyor ve şu anda bir varil petrol 60 dolar) ve kamulaştırılmış petrol şirketinin (PDSVA / Veneüella Ulusal Petrol Şirketi) üretimini merkez bankasının emrine vererek Venezüella bu sorunu aşmayı planlıyor. Bu çerçevede PDSVA 30,000 milyon varil petrolün gelirini merkez bankasına devredecek (14).

Petronun sağladığı gelirler ise kurulacak bir Devlet Varlık Fonu’nda değerlendirecek. Amaç bolivarı istikrara kavuşturmak, sermaye çıkışlarını durdurmak, üretimi artırmak, ekonomiye olan güveni artırmak ve uluslararası yatırımları teşvik ederek ekonomik toparlanmayı sağlamak.

Bunun Venezüella için en iyi çıkış planı olduğu ileri sürülüyor. Yani ekonomiyi IMF gibi kuruluşların boyunduruğu altında sil baştan yeniden yapılandırmaktansa, ülke parasını dolara endekslemektense, bir dijital para yaratarak kamuyu fonlamak son derece akılcı bir yol (15).

Emeği koruyan bir sosyal program

Programın üçüncü ayağı emeğin ve halkın korunmasıyla ilgili. Bu amaçla yüksek enflasyon karşısında eriyen maaş ve ücretleri toparlamak için Venezüella hükümeti asgari ücreti yüzde 3,000 artırırken, ülkeye dönük yaptırımlar nedeniyle iyice kıtlaşan ilaç fiyatlarına üst sınır getiriyor. İlaçta yerli üretimi teşvik ediyor (16).

Yoksulluğun artmasını önlemek için ise Chavez döneminden beri uyguladığı “Tarjeta Misiones Socialista Program” adı verilen programı genişletiyor. Buna göre yoksulların yüksek indirimlerle sağladıkları zorunlu gıda maddelerinin kapsamı genişletilecek aradaki fark devletçe sübvanse edilecek.

Bu sübvansiyon ise ya milli gelirin yüzde 13’üne denk düşen enerji ve petrol destekleri azaltılarak ya da Kolombiya’dakine benzer bir servet vergisi ve finansal işlem vergisi ile finanse edilecek.

Venezüella Hükümeti’nin ekonomik krizden çıkışta uygulamayı planladığı, uygulamaya başladığı politikalar da meselenin aslında bir sınıf savaşı olduğunu ortaya koyuyor.

Hükümet bu savaşta, kapitalizmi aşmaya çalışan bir modeli hayata geçirirken küresel sermayenin saldırıları nedeniyle karşı karşıya kaldığı ekonomik çöküşü önlemek kadar, emekçi sınıfları korumaya, krizin faturasını onlara ödetmemeye çalışıyor ve bu yönde önlemler alıyor.

Sonuç olarak, üç ülkenin siyasal iktidarlarının ve onların ekonomik politikalarının sınıfsal dayanakları ve sonuçları da, tıpkı krize girme nedenlerinin farklılığı gibi farklılaşıyor.

_______________

Dip notlar:

(1) https://wolfstreet.com/…/argentina-peso-collapses-20-in-2-d….
(2) Monica de Bolle, Maduro’s Economic Plan for Venezuela: Back to the 1980s?, https://piie.com (23 August 2018).
(3) Wolfstreet, agm.
(4) Agm.
(5) Mark Weisbrot, “ Can The Venezuelan Economy Be Fixed?”,https://www.huffingtonpost.com (26 October 2017).
(6) http://www.tcmb.gov.tr/…/M…/Istatistikler/Secilmis+Grafikler.
(7) Marta Harnacker,”Venezuela-After the elections: What is to be done?”,http://links.org.au/marta-harnecker-venezuela-what-is-to-be….
(8) https://www.truthdig.com/articles/the-venezuela-myth-keeping-us-from-revolutionizing-our-economy/ (7 February 2019).
(9) Jake Johnston and Sara Kozameh, “Venezuelan Economic and Social Performance Under Hugo Chávez, in Graphs”,
http://cepr.net/…/venezuelan-economic-and-social-performanc… (7 March 2013).
(10) Weisbrot, agm.
(11) Les Blough, “Venezuela, President Nicolas Maduro And The People”,https://www.telesurtv.net (17 August 2018).
(12) Department of the Treasury , Venezuela-Related Sanctions (https://www.state.gov/e/eb/tfs/spi/venezuela/).
(13) Monica de Bolle, agm.
(14) Les Blough, agm.
(15) Daniele Bianchi, “Don’t be fooled – Venezuela’s Petro is not really a cryptocurrency”, https://theconversation.com (23 February 2018).
(16) Monica de Bolle, agm.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.