‘Vicdani retçi Mehmet’i destekleyelim’

Son iki aydır yerel ve uluslararası gündemi meşgul eden bir olay var: Total retçi Mehmet Tarhan’ın 8 Nisan 2005 tarihinde, kitap fuarına katılmak için gittiği İzmir’de gözaltına alınmasıyla başlayan ve şu an Sivas 2. Sınıf Askeri Cezaevi’nde, maruz kaldığı işkence nedeniyle 26 Mayıs’ta açlık grevine girmesiyle devam eden süreç.


Mehmet Tarhan, 27 Ekim 2001 tarihinde vicdani reddini açıklayarak askerlik yapmayacağını belirtmişti. Daha sonra, 11 Nisan 2005 tarihinde tutuklanarak, bağlı olduğu iddia edilen askeri birliğin bulunduğu Tokat’tan Sivas 2. Sınıf Askeri Cezaevine sevk edildi. Vicdani retçi olduğunu her ortamda açıkladığı için, Mehmet’e karşı, cezaevine gelir gelmez diğer tutuklulardan farklı bir tutum sergilendi.


Mehmet, cezaevi görevlilerinin hedef göstermesiyle, diğer tutukluların silahla tehdidine ve linç girişimine maruz kaldı, linç girişiminin diğer tutukluların araya girmesiyle engellenmesinden daha sonra ayrı bir bölüme alınmasına rağmen, havalandırmaya ve telefon görüşmesine her çıkışında, diğer tutuklular tarafından yine tehdide uğradı ve gasp edildi. 19 Mayıs tarihine dek can güvenliği olmaması nedeniyle yaşadıklarını kimseye anlatamayan Mehmet, o tarihte avukatlarına durumu açıklayabildi ve asgari anlamda da olsa can güvenliği sağlandı. Durumla ilgili 20 Mayıs tarihinde Askeri Cezaevi’nde tutulan tutanakla da durum tespit edildi. Daha sonra, 25 Mayıs tarihinde saçları ve sakalı zorla kesilirken yine şiddete maruz kaldı ve 26 Mayıs’ta görülen mahkemesine çıktığında sağlığı hâlâ yerinde değildi.


Mehmet’in, 28 Nisan’da “erat önünde emre itaatsizlik” ile suçlanarak görülen mahkemesine uluslar arası bir delegasyon da katılmıştı. Bu mahkemenin ertelenmesiyle 26 Mayıs’ta görülen ikinci mahkemede avukatının tutuksuz yargılanma talebine ve savcının da bu talebe katılmasına rağmen, mahkeme heyeti 2’ye karşı 1 oyla davanın 9 Haziran tarihine ertelenmesine ve Mehmet’in tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mehmet yargılandığı suçtan dolayı TACK’nin 88. maddesine göre 3 ay ile 5 yıl arasında hapis cezası ile karşı karşıya. Cezaevinde Mehmet’in hâlâ can güvenliği bulunmamakta ve tüm bu koşullardan dolayı 26 Mayıs’ta saat 16.30 itibari ile açlık grevine başlamış durumda.


Mehmet Tarhan’ın son duruşmasına katılmak üzere Sivas’a giden izleyicilerden üç vicdanî retçi, asker kaçağı oldukları gerekçesiyle mahkeme çıkışında, sonradan yedi kişi de “polise darpta, hakarette ve mukavemette bulunmak suçlamasıyla (ki bu suçlama aynı anda üç vicdani retçiye de yöneltildi) gözaltına alındı. Gün boyunca süren evrak kovalamacası sonunda ifade verdikleri cumhuriyet savcısının onayıyla mahkemeye çıkarılan on kişi tutuksuz yargılanmak üzere mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Üç retçi, askerlik şubesine götürüldü ve kimlikleri orada tutulmak suretiyle, ertesi gün evraklarını tamamlamaları kendilerine bildirilerek serbest bırakıldı. Aynı gece içerisinde Sivas’a giden grup içinde bulunan bir retçi daha gözaltına alındı ve aynı muameleye tabi tutularak serbest bırakıldı.


Mehmet Tarhan’ın, 27 Ekim 2001 tarihinde basın açıklaması ile yaptığı ret açıklaması şu şekildedir:


“Bugün Afgan halkının tepesine yağan bombalar 11 Eylül’de İkiz Kuleler’e çarptırılan uçaklarla binlerce insanın ölmesiyle ilişkilendiriliyor ve gerçekleştirilen saldırıya tüm dünyanın ortak olması bekleniyor. Şiddetin her türlüsünü lanetliyor, herhangi bir şiddet olayına katılmanın ya da göz yummanın yeni şiddet olaylarının kapısını açacağına ve herkesi sonraki tüm travmalardan sorumlu kılacağına inanıyorum. İktidar kaygısıyla devletler tarafından çıkarılan savaşların öncelikle yaşam hakkının ihlali olduğunu düşünüyorum. Gerekçe her ne olursa olsun yaşam hakkının ihlali bir insanlık suçudur ve uluslararası hiçbir sözleşme ya da yasa bunu meşrulaştıramaz. Bu nedenle hangi koşulda olursa olsun bu suça ortak olmayacağımı ilan ediyorum. Militarist aygıtların hiçbirinin hizmetinde olmayacağım.


Şiddetten arınmış, iktidar hesaplarından uzak, sınırsız ve doğayla barışık bir insanlığın özlemindeyim. Bunun pratikte var olmayışı düşüncelerimi ve bu yoldaki davranışlarımı değiştirmemi gerektirmez.


Ben devlet kurumunun gerekliliğine inanmıyor ve hiçbir devlete karşı aidiyet hissetmiyorum. Vatandaşlık görevi olarak addedilen eylemlerle militer yapıyı güçlendirmek ise hiç istemem. Vatandaşı olduğumu iddia eden devlet hayatiyetini devam ettirmek için beni askere almak, gerekirse uğruna ölüp-öldürecek bir savaş aletine dönüştürmek, dahası içine alarak yukarıda sözünü ettiğim insanlık suçuna dahil etmek istiyor. Buna izin vermeyecek ve inançlarımı koruyacağım. Eşcinsel olmam nedeniyle “hak” olarak sunulan çürük raporunu ise militer düzenin kendi çürüklüğü olarak algılıyorum.


Birey olarak herhangi bir devletin ordu ya da başka bir aygıtına hizmet etmeyeceğim. Mazeret sunmayı kendime ve insanlığa karşı hakaret olarak göreceğimden her türlü askerlik yapmama izni ya da ertelemeyi reddediyorum.


Sonuç olarak hiçbir şekilde askere gitmeyeceğim. Herkesi de askere gitmemeye, askerlikle ilgili hiçbir işlem yaptırmamaya, mernis ve vergi numarası gibi denetim mekanizmalarını reddetmeye, şiddetten arınmış eylemliliklerle dayanışmaya çağırıyorum. Savaşları durdurmanın yolu onun insan kaynağını kurutmaktır. Şiddetin her türlüsü insanlık suçudur.”


Mehmet Tarhan’ın tutuklanmasıyla başlayan bu son süreç, ulusal ve uluslararası gündemde vicdani ve total reddi tekrar tartışılmasına vesile oldu. Bu noktada vicdani reddin tarihine kısa bir bakış atmak, bu tartışmaya dahil olmak açısından önemli.


Vicdani reddin kökenlerini Ortaçağ ‘da ilk olarak orta Avrupa feodal beyliklerinde bulmak mümkün, gerçek anlamıyla vicdani ret olarak tanımlamak mümkün değildir; zira, reddetmek denen insani yeti hiçbir çağda bedeli para ile ödenen bir şey olarak ortaya çıkmamıştır. O dönemde çeşitli Hıristiyan tarikatları feodal beylerle anlaşmalar yapıp, bir çeşit “savaş vergisi” ödeyerek üyelerini ordu hizmetinin dışında tutuyorlardı. Bu durumu, çizgiyi ilk terk eden ve feodal rejimin ya askerlik hizmeti ya savaş vergisi dayatmasına karşı ilk radikal çıkışı gerçekleştiren Almanya’daki “Wiedertaeufer” tarikatı, Katolik kilisesinin kışkırtmasıyla kanlı bir şekilde bastırıldı. Sonrasında 18. yüzyılda İngiltere’de, dini inançları nedeniyle şiddet kullanmayı, askerlik yapmayı ve vergi vermeyi reddeden “Quaker” tarikatını görüyoruz. Quakerler gerekçelerinin açıklığı ve tavırlarındaki tutarlılıkla ilk vicdani retçiler olarak adlandırılabilirler.


Vicdani retçilerin 20. yüzyılda ilk kitlesel çıkışı 1. Paylaşım Savaşı sırasında İngiltere’de gerçekleşti. Savaşa çağrılan binlerce insan savaşa katılmayı reddettiler, üçbin civarında retçi hapse atıldı. Bu çıkıştan sonra 1921 yılında İngiliz retçilerin önemli bir bölümünü oluşturduğu WRI (War Resisters International – Uluslararası Savaş Karşıtları) kuruldu. WRI daha sonra yerel savaş karşıtı örgütlerin ve vicdani ret örgütlerinin uluslararası çatısı haline geldi.


Vicdani ret hareketi 1968 ve sonrasında bütün Avrupa’yı sarstı. Avrupa devletleri vicdani ret hakkını 70’lerin ortasından başlayarak tanımaya başladılar. 80’lerin başında Yunanistan ve Türkiye dışında bütün Avrupa ülkelerinde vicdani ret hakkı tanınmış durumdaydı. Ancak vicdani ret hakkı “sivil hizmet” zorunluluğuyla birlikte elde edilebildi. Silahlı hizmet yapmak istemeyen insanlar gene zorunlu olarak ve çoğunlukla askerlikten daha uzun bir süre hastane, okul vb. sosyal birimlerde çok düşük ücretlerle hizmet etmeye zorlanıyorlar. Batılı liberal devletler bu yasal düzenlemeyle Avrupa vicdani ret hareketinin büyük bölümünü yönlendirmeyi başardılarsa da, bugün, hem askerlik yapmayı hem de sivil hizmet yapmayı reddeden insanlardan oluşan “total ret” hareketi Avrupa, Latin Amerika ve Afrika’nın çeşitli ülkelerinde sürmektedir. Bu tavır devletin birey üstündeki hiçbir tasarrufunu kabul etmemesi ve uluslararası savaş düzenine her ne biçimde olursa olsun hizmet etmeyi reddetmesi ile radikal savaş karşıtlığının gerçek taşıyıcısı durumundadır.


Türkiye’de ilk vicdani retçiler 1990 yılında ortaya çıktı. O dönemden bugüne kadar basın, çeşitli yayınlar ve kurumlar aracılığıyla retlerini açıklayanların bir kısmı çeşitli yaptırımlara uğradı, hapis cezası aldı ve Mehmet’in yaşıyor olduğu, yukarıda da belirtilen süreçleri yaşamak zorunda bırakıldılar. Şimdiye dek yargılananlara daha çok “firar, emre itaatsizlik, emre itaatsizlikte ısrar, askere gitmemek için hileye başvurmak” gibi “askeri” suçlar yöneltilmekle birlikte; ünlü “312. madde”den, “halkın silahlı kuvvetlerini tahkir ve tezyif”ten ve tabi en çok, TCK’nın 155. maddesi olan “halkı askerlikten soğutma” suçunun cezasını düzenleyen maddeden yargılananlar oldu. Bu süreç içerisinde, İstanbul ve İzmir’de kurulan savaş karşıtları dernekleri defalarca açılıp kapatılırken, açıklamaların yapıldığı basın organlarına ya ceza, ya da gizli “sus emirleri” gelmekteydi. 1994’te dönemin DEP milletvekilleri meclise vicdani ret yasa tasarısı hazırlamış, SHP milletvekilleri ise sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının önüne geçilmesi amacıyla başka yasa tasarıları sunmuşlardır.


Türkiye Cumhuriyeti yasalarında, şu an hâlâ vicdani ret ile ilgili bir yasa bulunmamakta ve vicdani retçiler, Mehmet’in durumundan anlaşılacağı üzere, asker kişi olarak askeri mahkemelerde yargılanmaktadır. “Vatan hizmeti” olarak askerliğin bir alternatifi de olmadığından, Türkiye’de vicdani retçiler aynı zamanda birer total retçidir, yani devletin tasarrufunda bulunan her türlü zorunlu hizmeti reddeden kişi olmak durumundadır.


Vicdani ret, en kısa tanımıyla, bireyin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik duruşları nedeniyle askerlik yapmayı reddetmesidir. Farklı açılardan da olsa, ret yaklaşımına sahip kişiler militarizmin ve hizmet ettiği devlet aygıtının birey üzerindeki tasarruf iddiasının karşısındadır; bununla birlikte savaşın, örgütlü ve/veya kurumsal şiddeti onaylayan hiçbir politik yapının içerisinde bulunmama isteğindedir. Vicdani retçinin bireysel duruşu, aynı anda ahlaki duruş olarak bir çağrı da içermektedir; bu çağrı, savaşın insan kaynaklarının kurutulması yönündeki çağrıdır; savaş mekanizmalarının işlevsizleşmesi ve dolayısıyla meşruluğunu yitirmesi içeriğine sahip olan bir çağrıdır. Her şeyin ötesinde vicdani ret, insanın insan olmaktan kaynaklanan temel hak ve özgürlüklerine dayanan ve kişinin kendini “özgür birey” iradesiyle ortaya koyabildiği, barışçıl bir tutumdur.


Vicdani ret ve Mehmet Tarhan ile ilgili  daha fazla bilgi için irtibat adresleri:
www.savaskarsitlari.org
www.anarsi.org
www.istanbul.indymedia.org
bilgi@savaskarsitlari.org

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.