Viyana senfoni ile Philippe Jordan’ın iki ayrı konseri

İSMAİL BAYER – Bir hafta içinde, iki ayrı konser salonunda, iki ayrı program ile dört konser. Şef, Philippe JORDAN ve Wiener Symphoniker. İlk program, Richard STRAUS ve Gautier CAPUÇON şöleni. İkinci program ise daha bir başka, rüya gibi. Robert SCHUMAN ve Julia FİSCHER şöleni ve DVORAK.
Viyana’yı bir müzik kenti olarak kabul etmemek mümkün değil. Kent, her gün adeta müzik ile içi içe yaşıyor ve soluyor. Nereye yetişeceğinizi şaşırıyorsunuz.
WIENER KONZERTHAUS’un geniş salonunda, Philippe JORDAN’ın yönetiminde, WİENER SYMPHONİKER  konserinin ikinci akşamındayız. Biletlerin günler öncesinden tükenmiş olduğunu belirtmemize gerek yok. Konser salonunda, bakonda dahil, hiç boş yer yok.
Gece bir Richard STRAUS gecesi olduğu için, ilk eserde STRAUS’un, “Don Quixote, Fantastiche Variationen über ein Thema ritterlichen Charakters op.35.” eseri. 45 dakikaya yakın, eseri soluksuz dinliyorsunuz. Solist Violoncello’da, Gauter CAPUCON. sizi bu fantastik yolculuk içinde, değişik duygular içinde dolaştırmayı sürdürüyor.
Sonra alkışlar o denli yoğun ve sürekli devam ediyorki, CAPUÇON, yeniden sahnede bis yaparak seyircilerin alkışlarını yanıtlamış oluyor. Bu yolculuk, duygu seli gibi ayrı bir yolculuk.
Ara verildiğinde, CAPUÇON’u tekrar dinlemek istediğimiz için, Douglas BOYD’un yönetiminde, Orchestre de chambre  de Paris ile piyanoda, Jerome DUCROS ile kaydedilen, “INTUITION” CD’sini edinmekten kendimizi alamıyoruz.
Konserin ikinci bölümünde, yine Richard STRAUS’un bir başka eseri yer alıyor. “Ein Heldenleben. Tondichtung für grosses Orchester op.40.” Bu eserin seslendirilmesi sürecinde, konzertmeister Anton SOROKOV’un, soloları esere bir başka tad katıyor.
Yine konser sürecinde, 3 trompetin sahneden ayrılarak, dışarıdan esere katılmalarını da, belirtmeden geçmeyelim. Bu eserin seslendirilmesi sürecinde, hem bu salonda, hem de başka konserlerde, bu uygulamayı hep izlemişimdir. Klaslk bir seslendirme olarak değerlendirebiliriz.
Tekrar, şef Philippe JORDAN’a dönersek, STRAUSS yorumlamalarında dinamik yönetimi dikkat çekmektedir. Seyircilerin kendisini, adeta koşarcasına izlemesini sağlamaktadır.
Haziran başı, dört gün sonra, bu kez Viyana’nın tarihi en büyük konser salonu, MUSIKVEREİN’deyiz bu kez. Yine WİENER SYMPHONİKER ve şef, yine Philippe JORDAN. Konserin biletleri yine günler öncesinden tükenmiş. Salonda hiç boş yer olmaduığı gibi ayakta izleyen ise en az üçyüz kişi var.
İlk seslendirilen eser, 1918-1996 yılları arasında yaşayan bir Viyanalı, Gottfried  von EİNEM’in, “Tanz-Rondo, op.27” adlı eseri. Sanatçının, 100 doğum günü anısına programda yer alıyor. Kontrbas ve bakır üflemeli enstrümanlara ağırlık verilen bir eser.
Ve sonra sahneye, incecik, dal gibi genç bir kadın kemanı ile beraber geliyor. Julia FİSCHER. İzleyicilerden, sahneye girişi ile birlikte yoğun bir alkış. Robert SCHUMANN’ın, “Konzert für Violine und Orchester d-Moll, WoO 1” eserini seslendiriyor. Eserde yaylılar hep ön planda. Duygu yüklü bir eser. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz, eser sona erdiğinde ne çabuk bitti diyorsunuz adeta. Kendimizi öylesine kaptırmışız ki, aşk şarkısı söyler gibi, tınılarla rüya gibi bir yolculuk yapmış oluyoruz. Alkışlar, kendimize getiriyor bizi.
Konseri, sahnede orkestranın arkasında, iki kontrbas arasından izledim. Şefin, kemanın bu duygu yüklü yolculuğunu yönetirken, adeta gözleri ile bu aşk şarkısına eşlik eder gibiydi.
Bu genç yaşında, bir dizi CD’leri satışdaydı konser salonunun fuayesinde. Arada, ACADEMY OF ST MARTİN FİELDS orkestrası ile kayda alınan, “BACH CONCERTOS” CD’sini alıyorum daha sonra dinlemek üzere.
Piyanist Gökhan AYBULUS ile görüştüğümde bana, Julia FİSCHER’in ayrıca çok iyi bir piyanist olduğunuda aktarıyor. Bu ismi gördüğümde konserlerini kaçırmıyacağım.
Konserin ikinci bölümünde Antonin DVORAK’ın, “SYMPHONİE NR. 8 G-DUR, Op. 88” eseri programa alınmıştı. Bu eseri de, sahne içinde orkestranın arkasında izlediğim için, orkestra şefi Philippe JORDAN’ın, yüzünü gözlemledim. Orkestrayı yönetirken, adeta onlarla konuşuyor ve tınıların peş peşe gelmesinde en önde gülümseyerek yolculuk yapıyor. Bende o an uyandırdığı izlenim, sanki bir bahar gezintisine çıkar gibi romantik bir yolculuk yapıyoruz.
İlk gece izlediğim bu konserden sonra, ertesi günü yeniden konseri izleme isteği uyanıyor içimde, ancak başka bir programım var. Ertesi günün ilanında da, konserin bütün biletlerinin satılmış olduğuna ilişkin ilanı görünce biraz rahatlıyorum. Bilet yokmuş diye içimden geçiriyorum.
Bu kez Viyana günlerinde, DVORAK’ın bu eserini, bir başka orkestra ve şefden de, aynı salonda yeniden dinleyeceğim içinde memnunum. Bu konser izlenimlerimi de gelecek yazılarda paylaşacağım.
Orkestranın ve şefin, sezon sonu yaklaşırken bu maratonu, doğrusu beni şaşırtıyor. Bir hafta içinde dört konser. İki ayrı salonda, iki ayrı program ile ve de iki ayrı soliste eşlik ederek.
Viyana bir müzik kenti demekten kendimi alamıyorsam, haklıyım diyorum. Başka bir yerde büyle bir durum var mı acaba.
Ayrıca, pazar günleri çoğu zaman, aynı salonda üç büyük orkestra, sabah, öğleden sonra ve akşam üç ayrı konser verldiği oluyor. Ve konser salonu hep dolu.
Konseri izlerlen etrafıma bakıyorum. Takım siyah elbisesi ile gelenler çoğunlukta, kadınların çoğunluğu da son derece şık ve abiye kıyafetleri ile konser salonlarını daha bir güzelleştiriyorlar.
Konser öncesi ve aralarda, bir kaç değişik tadı yudumlamakda, bir başka güzellik.
İzleyiciler ise çoğunlukla dünya vatandaşları. Son zamanlarda, Çin’lilerin yoğunluğunun arttığını söyleyebilirim.
Gülümseyerek, sizleri de gülümseterek, şu sözlerimi de eklemek istiyorum. İki Viyana kuşatmasında da, Osmanlı Viyana’ya girememiş. Kahvemiz girmiş. Ehh, şimdi bizlerde müzik dinlemek için giriyoruz ve dinleyebiliyoruz.
____________
İsmail Bayer.  4 Haziran 2018. Viyana.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 5 =