Viyana’da, pazar günü ve müzik

PAYLAŞ

Viyana demek, önce müzik demek. Neredeyse, kentin her tarafında müzik var. Asırlık mekanlarda tınılar eksik olmuyor. Opera ve bale, konser salonları etkinlik düzenleme de,

Musıkvereın. Bir asrı devirip ikinci asırda yol alan bir müzik salonu. Tarihi bir mekan. Dört ayrı salonu bulunuyor. Ve hergün, dünya müziğinden örnekler, dünya vatandaşları tarafından seslendiriliyor, sahneleniyor. Dünya vatandaşları da izliyor.

Dün sabah, Musıkvereın’de müzik, sabah erken başladı. Pazar günü, değişik orkestralar ve sanatçılar adeta bir resmi geçit yapıyorlar. Biletler çok önceden tükenmiş. İzleyenlere bakıyorsunuz, Afrikalı’dan Çin’liye, Amerikalı’dan İspanyol’a, Hindistan’lıdan İsveç’liye, İngiliz’den Avustralya’lıya, değişik insan profilleri, hemen belli oluyor.

Viyana, pazar sabahı Linz’den gelen bir orkestrayı konuk ediyor. Konser, saat 11.oo de başlıyor. Büyük Salon dolu ve ayakta da izleyiciler var. “BRUCKNER ORCHESTER LİNZ.” Orkestra Şefi, Ingo INGENSAND. Piyanist genç bir sanatçı, Japonya’dan geliyor. Maki NAMEKAWA. Programda ki eser daha da ilginç. Çağdaş bir sanatçı, Avro PART’ın eseri seslendiriliyor. “LAMENTATE Homage to Anish Kapoor and his sculpture Marsyas” Orkestra ve piyano için yazılmış bir eser. Avro PART bestelerinde sürprizlerle karşılaşmak da doğal.

Bu eserde de mistik bir hava hemen sezinleniyor. Tanıdık, kulaklarınızın alışık olduğu benzer tınılar adeta bir yolculuk yapıyor. Japon müziğine yatkın tınılar yok değil. Japon bir sanatçının, bu eseri programına alması da, müziği dinlerken adeta dünya da bir gezinti yapıyorsunuz. Hafif tınılar ağırlıkda, zaman zaman adeta tınıların dansettiğini de düşünebilirsiniz.

Piyano ile orkestra sessiz bir aşk yaşıyor gibiler. Karşılıklı kısa küçük seslerle konuşuyorlar. Pek sertlik yok, adeta fısıldar gibi karşılıklı aşk sözlerini sergiliyorlar. Kimse duymuyor gibi de, eser boyunca konuşmalarını sürdürüyorlar. Orkestra, şef ve piyano, eseri birlikte yorumlarken bu aşkın içinde dolaşıp duruyorlar. 40 dakikayı geçen bu sürede, alkışlar eksilmediği için, Maki NAMEKAWA bir bis ile seyircileri selamlıyor.

Konserin ikinci bülümüde ise uzun bir esere yer verilmiş ama, 70 dakikayı aşan bu eseri de izleyiciler adeta soluksuz dinliyorlar. Orkestra adını aldığı sanatçının eserini sahneye taşıyor. Anton BRUCKNER’in, 4.Senfonisi. Alkışlar durmuyor ama, orkesrtra da yoruldu.

Selamlamalar bir birini izliyor. BRUCNER’in eserini, adını alan “BRUCKNER ORCHESTER LİNZ”, Linz’den gelerek Viyana’da konserini tekrarlıyor.

Programın bütününe baktığımızda hareketten ziyade, bir pazar sabahı insanı kendisi ile baş başa bırakarak bir yolculuğa çıkamak istediği izlenimi edindim.

Bu orkstra’nın programını incelediğimiz de, gelecekde ki programı hemen dikkatimizi çekiyor. 30 Kasım’da LİNZ de, 1 Aralık’da da, yine Viyana’da aynı salonda konser tekrarlanacak. Ve Dünya’da bir eserin ilk seslendirilmesi gerçekleşecek.

Dostoyevski, Hesse, Camus ve Kafka eserleri, müzik ile sahneye taşınıyor. Besteler tamamlanmış ve program da yer almış. Önce LİNZ’de, sonra VİYANA’da, bu salonda seslendirilecek olan eser, “Preludes für Saxophonquartett and Orchester.” Eseri, ilk kez Rascher Saxophone Quartet seslendirecek. BRUCKNER ORCHESTER LİNZ, bu konseri gerçekleştirirken şef olarak da, Dennis Russell DAVİES olacak.

Peki bu eser kimin. Bu soruyu sorduğunuz duyar gibi oluyorum. Bu eserin bestecisi, evet, Fazıl SAY.

Bu konserler de Fazıl SAY ayrıca orkestra ile, MOZART’ın eserini seslendirecek. Program da, RAVEL’in BOLERO’su da var. Chrıstoph Wıllıbald GLUC’un eseri de program da bulunuyor.

Ne dersiniz bu konser için. Ve biz Türkiye’de bu eseri acaba ne zaman dinliyeceğiz.

Aynı salonda öğleden sonra, 15.30 da, ikinci konser de, başka bir program vardı. Bu kez sahne de, “TONKÜNSTLER ORCHESTER” in programı vardı. Orkestranın yeni şefi, Uzakdoğu’dan, Japonya’dan. Yutaka SADO. Programın ilk bölümü, Richard STRAUSS’a ayrılmıştı.

Suite aus der Oper “Der Rosenkavalier” orkestranın programında yer alan ilk eserdi. İkinci eser ise “Konzert für Oboe und Orchester”. Alman obua sanatçısı Albrecht MAYER, solist olarak bu eseri seslendirdi. İlk kez dinlediğim bir eser. Sanatçıyı da ilk kez izliyor ve dinliyorum. Sanatçının fuayede satışa sunulan bir çok CD’sini de gördüm.

Orkestra ile adeta bir koşu içinde eseri seslendirdiler. Alkışlar durmuyor. Albrecht MAYER, bis ile seyircileri selamlayıp, programını tamamlıyor.

Japon bir şef, Alman bir sanatçı ve TONKSTLER ORCHESTER. Bu orkestrayı Viyana’da daha önceki yıllarda da izlemiştim.

Konserin ikinci bölümü geçen ası yitirdiğimiz iki bestecinin suitlerine ayrılmış. Gabrıel FAURE ve Albert ROUSSEL.

Konserin ikinci bölümünde de alkışlar durmadığı için, Şef tekrar sahne alarak, seyircilerin alkışlarını bis ile yanıtlıyor.

Gün bitmedi, müzik devam edecek.

Aynı gün, aynı salonda 19.30 da üçüncü bir program daha vardı. Nikolaus HARNONCOURT şef olarak, Concentus Musicus Wien ile Beethoven’in 7. ve 8. Senfonisi’ni seslendirecekti. Ancak, şefin rahatsızlığı nedeniyle iki programının da, 2016 ya ertelendiğini gördük.

Biz de bu durumda, Viyana’da ki müzik yolculuğumuzu sonlandırarak, soluğu son gece de bir dostumuzla, HEURIGER GRINZING’de aldık. Yemek de doğal olarak, taze beyaz ve kırmızı üzüm suları bize eşlik ederken, müzik yine eksik değildi.

Akordion ve keman eşliğinde, eski bir opera sanatçısı geceyi renklendiriyordu.

Kısa bir Viyana turunda, Wıener Staatsoper’de, Gaetano DONİZETTİ’nin “ANNA BOLENA” operasını da, gelir gelmez ayağımızın tozuyla cuma akşamı izlemiştik. Bu kez, tek bir Viyana yazısı ile dönme hazırlığı içinde, bu hafta ki pazartesi yazımıza da nokta koymuş oluyoruz.

Her şeye karşın, dünya da müzik, hiç bir zaman eksik olmasın.

________________

VİYANA. 12 Ekim 2015. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER