Yabancı Sermaye Nedir?

HAZIRLAYAN: Faruk Eskioğlu

Azgelişmiş ülkeler, kalkınmalarını sağlayacak üretken yatırımları artırmak zorundadır. Yeterli tasarruf, teknoloji ve uluslararası ticarette geçerli para birimine sahip olmayan ülkeler, yabancı kaynaklara gereksinim duyar. Yabancı kaynaklar; bağış-kredi ve yabancı sermaye (lisans anlaşmaları, portföy, doğrudan yatırım) olarak ikiye ayrılır.

Azgelişmişliğin nedenlerini açıklayan liberal “Açık Kuramı”na göre; azgelişmiş ülkelerdeki yatırım, tasarruf, dış ticaret (ihracat gelirinin ithalatı karşılayamaması) ve teknolojideki açıklar, ancak yabancı kaynaklarla kapatılarak kalkınma sağlanabilir.

“Azgelişmişlik Kuramı” ise daha kötümser yaklaşarak “Yabancı sermaye, kar transferi ve dış ticaret yoluyla ekonomik değerleri, yoksul ülkelerden zengin ülkelere doğru akıtacağı için kalkınma sağlanamaz” savını öne sürüyor.

TÜRKİYE’DE YABANCI SERMAYE

Gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de da tasarruf, dış ticaret ve teknoloji açıkları kalkınmayı engelleyen unsurlar arasında yer aldı. Türkiye’de izlenen ekonomik stratejilerin bir uzantısı olarak da yabancı sermaye politikası biçimlendi.

– Cumhuriyetin İlk Yılları: Osmanlı’nın zayıf ekonomisi üzerinde kurulan yeni Cumhuriyet, ekonomik bağımsızlığın belirleyici olduğuna inandığı siyasi bağımsızlığı sağlamak için yabancı sermayeye karşı ürkek davrandı. İzmir İktisat Kongresi, yabancı sermayeye kapıları aralasa da genç Cumhuriyet, kendi dinamikleriyle kalkınma yolunu seçti.

2. Dünya Savaşı sonrası ekonomik kalkınmada dış borçlanma ve yabancı sermaye yatırımlarından yararlanma çabaları görüldü.

1950’lerin başında izlenen liberal politikaya uygun olarak uzun süre yürürlükte kalacak olan “6224 Sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası, 6326 Sayılı Petrol Yasası ve 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Yasaya İlişkin 17 Sayılı Karar” çıkarıldı.

Daha sonraki yıllarda içe yönelik sanayileşme stratejisi ile korucu dış ticaret (ithal ikameci) politikasını uygulayan Türkiye’deki yabancı yatırımları belirleyen ögeler arasında, pazar genişliği, dış ticaret politikası ve gelir düzeyinin yarattığı tüketici ihtiyaçları yer aldı. Bundan dolayı, imalat sanayiide dayanık tüketim mallarına yatırım yapan yabancılar, tarım ve maden sektörüne ilgi göstermediği söylenebilir. Sermaye piyasasının güçsüz olduğu Türkiye’de yabancı sermaye, portföy yatırımlarına çekilemedi.

– 1980 Sonrasında: 20. yüzyılın ikinci yarısında gelişen çok uluslu şirketler, salt yerel pazarları ele geçirme ve koruma amacının da ötesinde ucuz kaynaklardan evrensel düzeyde yararlanıp uluslararası pazarlara yönelmeye başladı. Başta Güney Kore olmak üzere bazı gelişmekte olan ülkeler sanayileşebilmek için günümüzde “Küreselleşme” diye de tanımlanacak olan bu “Yeni Ekonomik Düzen”e entegre olmaya çalıştı.

Türkiye’nin yeni dünya düzenine entegrasyonu 1980’de 24 Ocak Kararları ile başladı. İthal ikameci ekonomi modeliyle yerli sermayeyi ithal mallarına karşı koruma politikası, ihracata yönelik sanayileşme politikasıyla yer değiştirdi. Türkiye ekonomisi, Güney Kore’de olduğu bir dizi politik kararla yeniden yapılanırken, serbest bölgelere kurdu.

Faruk Eskioğlu’nun “Türkiye’de Yabancı Sermaye, Sermaye İhracı ve İthalindeki Nedensellik” başlıklı master tezi, 1980 sonrası gelişmeleri şöyle anlatıyor:

– 24 Ocak 1980’de yeni ekonomik düzene uyum sağlamak için bir dizi karar alındı. Dış ticarette korumacılıktan vazgeçildi. 1960’lı yıllarda yabancı sermayeye ucuz emek ve kaynak sunan Güney Kore ve Tayvan model alındı. Ancak, Türkiye’de göreli olarak gelişkin sendikacılık ve o yıllarda halkın politize olması kararların uygulanmasını zorlaştırıyordu.

-12 Eylül 1980 askeri darbesi ile 24 Ocak Kararları’nın önündeki sosyo-politik engeller kaldırılarak yeni ekonomik model için uygulama alanı yaratıldı. öncelikle dışa yönelik sanayileşmeye uygun yabancı sermaye ile ilgili düzenlemelere gidildi. Başbakanlık’a bağlı Yabancı Sermaye Dairesi kuruldu. 1953’te kurulan çıkarılmasına karşın uygulama alanı bulamayan Serbest Bölgeler Yasası tekrar ele alındı.

-Gelişmiş ülkelerdeki sermaye için aynı zamanda tüketici konumunda olan işgücü, azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde yalnızca maliyeti oluşturuyordu. Ucuz emek sunan ülkelere üretimi kaydıran yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekebilmek için 12 Eylül’ün anti-demokratik yapısı, Sendika Yasası’nı budadı, verimli işgücünü ucuzlattı. Türk emeği Güney Kore ile rekabet edebilecek bir konuma sokuldu.

1980’lerin başında bozulan sosyal adalet dengesiyle sağlanan sermaye birikimi 80’lerin sonlarına doğru sermaye piyasasının gelişimini de hızlandırdı. 1986’da kurulan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), yabancı sermaye için kazançlı bir kuruma dönüştü. The Wall Street Journal’a göre; 1983’te doların getirisi, Türkiye’de yüzde 209 iken, Macaristan 124, Filipinler 110, Malezya 100, Hong Kong 97, Brezilya 76, Pakistan 52 ve Yunanistan 29 oranındaydı.

Cumhuriyetin 74’üncü yılına gelindiğinde de Altın Borsası ve Rekabet Kurumu ile serbest piyasanın kurumsallaşmasına çalışıldı.

-Ve Tahkim Kabul Edildi: TBMM, 13 Ağustos 1999’da Anayasa’da değişikliğe giderek, yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi konusunda çekingen davranmasına gerekçe gösterilen “tahkim”i kabul etti.

Uzun tartışmalara ve politik pazarlıklara konu olan Anayasa değişikliği, TBMM’ce 448 kabul, 45 ret ve 11 çekinser oyla kabul edildi.

Anayasa değişikliği ile artık yabancı sermaye yatırımlarından doğan hukuksal uyuşmazlıkların, ülke yargı organları yerine, iki tarafça belirlenen bir hakem kurulunda çözümlenebilecek.

Tahkim öncesinde kamu hizmetleri ‘imtiyaz’ kabul edidiğinden bu hizmetlerin devri Danıştay incelemesine tutuluyordu.

Sendika ve demokratik sivil kuruluşların oluşturduğu “Emek Platformu” tahkime karşı çıktı.

Gelen Yabancı Sermaye: Türkiye`de 1980 yılından 2000 yılı Mart sonuna kadar izin verilen yabancı sermaye tutarı 26 milyar 60 milyon doları bulurken, fiili giriş miktarı ise 12 milyar 488 milyon dolar olarak gerçekleşti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 + 11 =