Yangın yerinde ayaküstü söyleşi!

Yangın yerinde ayaküstü söyleşi!

0
PAYLAŞ

Güney kıyılarımızda  yaz sezonunun başlamasıyla birlikte orman yangını sezonu da başladı.


Artık bir yaz klasiği olan ve neredeyse kanıksadığımız orman yangını  haberleri, ajansların geçtiği gündem haberleri  arasında gazete sayfalarında  kaybolur gider. Tıpkı  iki gün önce, Muğla’nın Fethiye ilçesi, Karadere beldesinin denize bakan yamaçlarında çıkan ve 4 hektar çam ormanının  küle dönüştüğü yangında olduğu gibi.


Karadere’de 28 Haziran günü  yanan 4 hektar  ormanın haberi,  ekranlardan alt yazı ömrüyle akıp giderken, yangın sezonuna girdiğimiz bu dönemde bir orman yangınının anatomisini anlamak için Karadere’nin yolunu tuttuk. Yanan asırlık çamların arasında yüreğimiz yanarak dolaştık. Köylülerle, yangın  işçileriyle, ağaçlarla konuştuk. Kuşlarla, sincaplarla birlikte  oturup ağlaştık. Bürokrasinin ve kurumsal ihmallerin akıllara zarar uygulamalarının,  büyüleyici doğal mirasımıza olan o derin (!) katkıları üzerine yetkililerin bolca kulaklarını çınlattık.  İşte henüz yeni söndürülmüş bir yangının külleri üzerinde, gözleri telaşlı, kulakları telsiz anonsunda nöbet tutan yangın işçileri ve yüreği yanan köylülerin  ağzından bir yangının anatomisi… 


***


Taş’la yangın tedbiri almak!
Üzeyir Otgöz:  ( Karadere yangınını  ilk gören ve  çevreye   duyuran köylü)


Geçmiş olsun. Yangını ilk siz fark etmişsiniz, nasıl başladı yangın?
-Sağolun. Dün öğle saatleriydi…  Koyunlarımı,  davarlarımı otlatmaya  gitmiştim.  Evim tam yangının başladığı yerde bulunuyor. Sonra eşimin çığlığını duydum. Çığlığı duyunca  eşimi akrep yada yılan soktu zannettim önce.  Hemen koşarak geldim. Evimin, arabamın yirmi metre  yakınında yangının başladığını gördüm. Muhtara, belediye başkanına, köylülere haber verdik. Ama bizim müdahalemiz yeterli olmadı.


Peki neden çıkmış olabilir bu yangın?
– Yangının nedeni elektrik telleri.  Bu dağlardaki elektrik telleri sıcakların başlamasıyla esnekleşiyor, birbirine temas ediyor. Daha önce de yetkililere  söylemiştim, tellerden  kıvılcımlar  çıktığını bildirmiştim. Geleceğiz dediler, gelip ilgilenmediler.  Bana tellere taş bağla, düzelir  dediler.


Taş bağlamak mı. Kim  söyledi  bunu size, yetkililer dediğiniz kimler?
 -TEDAŞ’ın yetkilileri,  elemanları.


Kumluova’nın personeli mi bunu söyleyen? 
-Hayır,  Fethiye’nin personeli. Bana sırığın ucuna bir taş bağla tellerin üzerine sarkıt dediler. Böylece tellerin teması önlenirmiş.  Şimdi buradaki elektrik  tellerinin bir  çoğu böyle. Aynı olay yeniden yaşanabilir. Hiçbir tedbir alınmıyor. Köylüler uyarıyor ama bizim yetkimiz yok diyorlar. İlgilenmiyorlar.


 TEDAŞ yetkililerinin “tellere taş bağla” dediği  Üzeyir Otgöz, sıkıntısını anlatabilmek için tellere bağladığı taşı görmemizi istiyor. Otgöz’le birlikte yangının başladığı noktaya gidiyoruz ve sadece Aziz Nesin öykülerinde karşılaşabileceğimiz türden bir manzarayla baş başa kalıyoruz. Uzunca bir sırığın üzerine iple gelişigüzel bağlanıp,  esnek elektrik tellerinin üzerine tedbir olsun diye iliştirilen taşı,  yanmış otların, ağaçların arasında görünce  sözün bittiği yerde olduğumuzu bir kez daha anlıyoruz. Ve 24 saattir yangın nöbetine devam eden yangın işçilerine teybimizi uzatıyoruz.


Ramazan Dikmentepe: ( Sözleşmeli  yangın işçisi- Göcek Orman İşletme Şefliği) 


Geçmiş olsun. Kaç hektar alan yandı  Karadere yangınında?
-Amirlerimizin söylediğine göre dört hektar alan yanmış.


Amirlerimizin söylediğine göre dediniz, söylendiğinden daha mı fazla, ağaçların  niteliğine göre mi sınıflandırılıyor  yanan alan?
– Buna amirlerimiz karar verecek. Yani sadece yanan ağaçlık bölge ölçülüyor, boş alanlar hesaba katılmıyor.


Yangının çıkış sebebi nedir. Bir ihmal söz konusu mu?
-Başta şunu söylemek lazım; bizim köylümüz yangın çıkarmaz. Kasti olarak yani. Ormanı, ormancıdan daha fazla  korur köylümüz. Ama bazen dikkatsizlik, tedbirsizlik olabiliyor. En çok da elektrik tellerinin bakımsızlığı yangına neden oluyor. Bu yangında da böyle bir durum söz konusu. Köylülerin söylediğine göre, elektrik telleri konusunda yetkilileri birkaç gün önce uyarmışlar.  Yetkililer gelip ilgilenmemiş. Köylülere sarkan tellerin üzerine bir taş koyun demişler. Tellerin esnemesinden dolayı sürtünme olmuş ve kıvılcımlar kuru otların üstüne düşmüş. Yangın, birkaç gün önceden  geleceğini haber vermiş yani.


Yangın söndürüldükten sonra burada iki ekip  bekliyorsunuz sanıyorum. Kaç saattir böyle nöbettesiniz?
-Dün 17:20’de Göcek’ten buraya hareket ettik. Yani 24 saattir  nöbetteyiz. Dinlenmeden, uyumadan burada yangınla mücadele ediyoruz. 


Peki 24 saat uzun bir süre  değil mi nöbet için. Diyelim ki acıktınız,  uykunuz geldi; doğal olarak bir takım ihtiyaçlarınız var. Bu koşularda nasıl çalışıyorsunuz?
-Evet. Yeme içme konusunda bir sıkıntımız yok; zeytin, peynir, domates, ekmeğimiz geliyor. Ama uykusuz kalıyoruz. Bir saat anca uyuyabildik dün akşamdan bu yana.


Kurumunuzda personel sıkıntısı mı var. Yani  12 saat dönüşümlü olarak çalışabilecek personel yok mu?
-Biz sözleşmeli personel olduğumuz için 24 saat üzerinden sözleşme yapılıyor. Ama bu nasıl bir şey bilmiyorum. Normal koşullarda 8 saat çalışmak gerekirken, 24 saat çalışıyoruz ve  sadece 3 saat fazla mesai ücreti alıyoruz. Otuz iş gününün yirmi günü mesai yazılıyor.


Sendikal haklarınız, sendikalar ne diyor bu duruma. Size bir destekleri olmuyor mu?
-Ben iki yıldır sendika temsilcisiyim. Önceden Türk-İş’e bağlıydık, şimdi Hak-İş sendikasıyla sözleşme yaptık. Sendikalar arasında uzun hukuk mücadeleleri yaşanıyor. Bunun için ne olacağımız belli değil yani.


 Böyle  24 saatlik çalışma koşulları yasal olarak uygun mu?
– Bize göre uygun değil ama demek ki, Orman Bakanlığı’na, müdürlerimize, amirlerimize göre uygun ki böyle oluyor.


Ne kadar ücret alıyorsunuz peki?
– Biz işbaşı yapalı on beş gün oldu zaten. Ama aylık olarak mesai de dahil olmak üzere 670 YTL ücret alıyoruz. Geçen yıl 178 gün çalıştırdı beni işletme. İki gün daha çalışabilseydim,  yıllık izin hakkım ve sosyal haklarımdan daha fazla yararlanabilecektim. İki gün daha çalıştırmadılar, bunu aynen yazın!


Kurumda çalışan personel yeterince eğitimli mi?
-Kurumda çalışan personelin çoğunluğu bu yörenin insanı. Ama Erzurum’dan, İstanbul’dan,  Kars’tan;  yani ülkenin çok değişik kentlerinden gelenler de var. Bunların çoğunluğu bölgeyi tanımıyor, halkla iç içe olamıyor. Bir de yol eksikliği var, yangın çıktığında ulaşımda zorluklar yaşanıyor.


Yollar  yapılınca da kısa sürede rant yolu haline geliyor, önce rantçılar kullanıyor bu yolları.
-Kullanmasınlar yahu. Bu yol  orman yolu. Ben yangın çıktığı zaman  kullanacağım bu yolu.


Peki bu kadar değişik kentlerden sözleşmeli personel alımı neden.  Siyasi torpiller mi işliyor?
-Şimdi bu işin içine girersek çıkamayız. Türkiye’de parasız, torpilsiz bir şey olmaz yani.


Sizce bu işlerin düzelmesi için ne yapılmalı?  Yani yangının ortasında kalan sizlersiniz, bu sorunların çözümünü de en iyi siz bilirsiniz, öyle değil mi? 
-Bana göre,  öncelikle personel yetersizliğimiz var. Bana göre böyle ama işletme şefimiz nasıl düşünür bilemiyorum. Düşünün bu arazözde biri sürücü olmak üzere toplam  üç kişiyiz. Biz böyle bir  yangına nasıl müdahale edelim. Muğla bölgesinde mevsimlik yangın işçisi olarak toplam 80 kişi çalışıyor. O da 40’ar kişi dönüşümlü olarak işe  alınıyor. Yani şu yangın bölgesinin tamamı, artık kaç hektarsa bu alan, sadece beş kişinin sorumluluğunda.


Siz personel yetersiz diyorsunuz, oysa IMF ile yapılan anlaşmalar gereği mevsimlik işçi alımlarına kısıtlamalar getiriliyor. Yani IMF personel almayın dediği için ormanlarımız böyle yanacak mı?
-Benim Türkiyem’e, benim ormanıma  IMF nasıl  karışıyor yahu? Bizim her şeyimiz bize yeter. Zaten bir haftadır dolar aldı başını gitti. Niye yükselmiş dolar, Cumhurbaşkanı seçimi tartışılıyormuş  da ondan!  Gazetelerde okuyoruz, Cumhurbaşkanı seçilene kadar bu dolar inip çıkacak. Bana ne Amerikanın dolarından arkadaş  yaa! Ben ormanlarımı beklesem ya! Ben çayımı, çorbamı içeyim, ekmeğimi yiyeyim, ormanımı  bekleyeyim. Benim ormanlarım yanmasın yaa!.


Recep Türkmen: ( 20 yıllık sözleşmeli yangın işçisi- Göcek O.İ.Ş) 


Siz ne diyorsunuz bu yangınlar,  çalışma koşulları hakkında?
-Ben de personel sıkıntısına değineceğim. Ekiplerin kademeli olarak değil de hepsinin birden alınması daha yararlı olacaktır. İşçi sıkıntısı en önemli problem. Şimdi 40 personel alınıyor, bir ay sonra 40 kişi daha alıyor. Ortalama bin hektar alana beş kişi müdahale ediyor. Arkadaş anlattı zaten sıkıntılarımızı.


Önceki yıllarda daha mı iyiydi koşullar?
-Tabii, doksanlı yıllara kadar biraz daha iyiydi. Önceden ekmeğimizi kazanabiliyor, karnımızı doyurabiliyorduk.


Ali  Çaylı: (20 yıllık yangın işçisi.  Göcek- O.İ.Ş)


Orman yolundan gelirken yerlerde bakanlığın hazırladığı   eğitici afişler gördük. Bunlar yangından sonra mı dağıtıldı?
-Evet. Önceden tedbir alınması gerekirken iş işten geçtikten sonra, orman yandıktan sonra tedbir alınıyor.


Bir iş sezonunda ortalama kaç yangınla karşılaşıyorsunuz?
-Sadece bizim müdahale ettiğimiz yangın sayısı yirmiden fazla. Belki otuz civarındadır.


Bu yıl kaç yangın oldu?
-Daha biz  işe başlayalı 15 gün oldu. Başladığımız gün yangın söndürmeye gittik. Hiç boş kalmıyoruz yani. Bizimle beraber yangında işbaşı yapıyor.


Kurum içinde eğitim çalışmalarınız nasıl peki. Yeterince eğitim görüyor musunuz?
-Bu konuda eğitim veren merkezler var. Muğla’da, Aydın’da ve Antalya’da…   Masa başında çok güzel eğitim veriyorlar (!)  Bir eğitim çalışması sırasında, Muğla Yılanlı Eğitim Merkezi’nde,  ortalama 60 kişi eğitim görevlileri tarafından bilgilendiriliyorduk…  Birden alarm çaldı, yangın çıktığı haberi geldi.  Hemen apar topar yangın yerine ulaştık.  Başımızdaki eğiticiler bizi dumanın içine attılar. Birde baktık ki, herkes  yüzü koyun yere kapandı. Başımızdaki hocalar bunu yapan! Oysa yangını,  başladığı yerden daraltarak  önüne geçilmesi gerekir. Önemli olan yangının önüne geçmek, çalışanı yangının üstüne atmak değil!


Peki tekrar geçmiş olsun,  kolay gelsin sizlere. Umarım bir daha böyle bir yangın yerinde karşılaşmayız.
-İnşallah..


 

BİR CEVAP BIRAK

5 × 5 =