Yapraklar bu kez sofraya düştü!

Yapraklar bu kez sofraya düştü!

0
PAYLAŞ

Ana yemek tabağından kahvaltı tabağına, çerez tabağından meze ve reçel tabaklarına kadar renk renk tabaklar üreten Dülger, atölyesine girdiğinde zamanı unuttuğunu ve çalışmanın kendisi için terapi gibi olduğunu söylüyor. Asma, avokado, yenidünya ve adını bilmediği birçok yaprağı kalıp olarak kullanan Dülger’in ürettiği tabakların her birinin başka benzeri yok. Dülger’e göre her objenin asıl ilham kaynağı doğanın ta kendisi.

Kaş’taki bir işletmeden servis tabakları yapması konusunda teklif aldığını anlatan Dülger, başlangıçta yapraklarla çalışmak fikri olmadığını ancak doğanın kendisine verdiği ilham ve arkadaşlarıyla yaptığı fikir alışverişinin ardından modeli yapraklar olan tabaklar yapmaya başladığını söylüyor. Kaş’ta yaşayan yabancılara yönelik seramik kursları düzenleyen Dülger’in kolektif bir üretim merkezi gibi çalışan atölyesinin müdavimleri arasında çocuklar da bulunuyor. Çamurla oynayan çocukların da, ömrünün ikinci baharını yaşayan İngiliz’lerin de atölyede bulduğu ortak duygu ise huzur. Koparer, atölyenin müdavimlerindeki heyecanı, “yaptıklarına bazen kendileri bile inanamıyorlar” diye anlatıyor.

‘GÖRDÜĞÜM HER YAPRAK İLHAM KAYNAĞI’

Doğanın sanayiden sanata üretilen her türlü objenin asıl çıkış noktası olduğunu söyleyen Dülger, “bu fikir ortaya çıktıktan sonra çevremdeki bitkilere daha başka bir gözle bakmaya başladım. Gördüğüm her çiçeğe, ağaca ve yapraklara ilham kaynağı olarak bakıyorum. Bu hem heyecan verici hem de yeni fikirlerin oluşmasına katkı sağlıyor. Asma yaprağı, yenidünya ve adını bilmediğim birçok bitkinin yaprağını model olarak kullanıyorum. Atölyeyi açınca bahçesine ıhlamur ağacı dikmiştim. Şimdi her gün karşılıklı bakıştığımız ıhlamur yaprağını da tabak üretimi için kullanmak istiyorum. Bu ürünler çok hassas ve kullanırken dikkat gerektiriyor. Elle yıkanması ve özel raflarda tutulması gerekir ancak makinede de yıkanabilecek dayanıklılıkta ” diye konuştu.

YAPRAK TABAKLARIN BENZERİ YOK

Seramik üretiminde kalıp olarak kullanmak için yaprak ayırt etmediğini ancak damarları ve lifleri daha belirgin olan yaprakların kullanıma daha elverişli olduğunu anlatan Dülger, “ortaya çıkan sonuca bakarsak ana yemek tabağını, Küçük Çakıl çevresinde bulduğum ama adını bilmediğim kocaman bir yapraktan yaptım. Fazla tüketmemek için kalıp yaptığım yaprakları buzdolabında muhafaza ederek bir kaç kez kullanıyorum. Bir yaprağı belki beş kez kullanacağım kalıp olarak ama bu ürünlerin tümü belki de binlerce kez kullanılacak. Her birinin bir başka benzeri yok. Yaprak tabaklar konusunda şimdiye kadar hemen herkesten olumlu eleştiriler aldım” dedi.

TABAKLARIN ÜZERİ ÖZEL SIRLA KAPLANIYOR

Yaprak modelli tabakları üretmek için ‘şamotlu’ çamur ya da vakumlu beyaz çamur kullandığını dile getiren Dülger, üretimle ilgili ise şu bilgileri verdi: “yaklaşık 1 cm inceliğinde açarak merdane yardımıyla yaprağın kalıbını alıyorum. Sonra da hamuru keserek kenarlarını rötuşluyorum. Daha sonra bir gün kurumaya bırakıp fırınlıyorum. Bu ürünlerde yemek tüketileceği için özel bir sırla kaplıyorum. Sağlık açısından bir risk ortaya koymuyor yani. Bütün işlemler bitince tabakları cam tabakası niteliğindeki ince ve şeffaf sırla kaplıyorum. Bu, sağlık için çok önemli. Yapraklardan ana yemek tabağı, meze tabağı, peynir tabağı, söğüş tabağı, reçel ve bal kâsesi üretiyorum. Bal kâsesini avokado yaprağından ürettim” bilgisini verdi.

‘SANAL SORUNLAR YÜZÜNDEN GÜZELLİKLERİ GÖREMİYORUZ’

Hacettepe Üniversitesi’nde heykel eğitimi aldığını ve uzun süre özel bir tiyatroda oyunculuk ve makyözlük yaptığını anlatan Dülger, başlangıçta atölye açacak olanağı olmadığı için çalışmalarını bir süre evinde yürütmüş. Ancak “halı batar, perde kirlenir” endişesinden dolayı rahat çalışamadığı için bir süre eline çamur almamış. “Ama heykel eğitimi almıştım ve bu işi çok seviyordum” diyen Dülger, Kaş’ta yaşayan Hollandalı seramik sanatçısı Valentin Von Harpen’in atölyesinde bir süre çalıştıktan sonra kendi atölyesini açtığını söylüyor. “Şimdi burada olmaktan çok mutluyum. Üreterek terapi yapıyorum adeta” diyen Dülger, kendisi için üretmenin önemini şu sözlerle anlatıyor: “burada çalışırken zaman duruyor. Dışarı çıkınca bakıyorsunuz insanlar var ve insanların da sorunları var. Atölyeyi açmadan önce bir yerlerde oturup vakit geçiriyorduk ve sohbetlerin geneli sorunlar çerçevesinde oluyordu. Sorunları konuşmaktan yaşamdaki güzellikleri göremez hale geliyoruz. Kaş’ta, cennet gibi bir yerde yaşıyoruz. Ancak sanal sorunlar yüzünden yazın aylarca denize girmeyen insanlar oluyor burada.”

‘HERKES KENDİ KÜÇÜK ALANINI KORURSA DOĞA DA KORUNUR’

Son yıllarda Türkiye’nin gündeminden hiç düşmeyen ve giderek artan doğa yıkımları karşısında herkesin kendi bulunduğu alanı koruması gerektiğini dile getiren Dülger, bu konudaki farkındalığın önemine işaret ederek, “ben de içinde yaşadığım kendi küçük alanımı korumaya çalışıyorum. Herkes kendi alanını koruyabilse doğada korumuş olur” diyor.

Gonca Koparer dülger kaş’taki atölyesinde yaprakları kalıp olarak kullanarak seramik tabaklar üretiyor

Gonca Koparer, doğanın en büyük ilhal kaynağı olduğunu söylüyor

BİR CEVAP BIRAK