Yaşlıların dünyası

Geçenlerde gazetelerden birinde yaşlıların intihara olan eğilimlerinden sözediliyordu. Acılarla boğuşmanın sıkıntısı ve belki de artık hiçbir işe yaramamak duygusu yaşlı bireyi umutsuzluğa düşürebilir, ona ölme isteği verebilir. İnsanın alışmakta zorlandığı şeylerden biri de artık genç olmadığı gerçeğidir. İyi yaşamış yani yaşamın hakkını vermiş kimselerden çok geçmişi boşluklarla dolu ya da yaşamını boşa harcamış kimseler yaşlılıktan yakınırlar. Geriye dönüp yaşamı güzel kılmak, yaşanmışlıklardaki eksikleri gidermek olası değildir. İnsana boşa tüketilmiş izlenimi veren yaşamlar vardır. Bu tür yaşamların yaşlılık evresi ister istemez pişmanlıklarla dolu olacaktır. O zaman elde torun sevmekten başka bir olanak kalmıyor. Korkmadan dolu dolu yaşamışların yaşlılıkla ilgili büyük sorunları olabileceğini sanmam. En sağlıklı yaşlılık iyi yaşadım ve ölüme hazırım duygularının öne çıktığı yaşlılıktır.

İnsanlar genelde hep şimdiki zamanda yaşarlar, onların geçmişle ve gelecekle ilişkileri pek sağlam değildir. Çoğumuz tasarılarımızı erteleyerek geçiriyoruz günlerimizi aylarımızı yıllarımızı. Tasarılarımız vardır ama acele etmemize gerek yoktur, önümüzde kocaman bir ömür vardır. O kocaman ömür günbegün erir de biz bunu sezemeyiz. Kullanılmamış zamanın ne çabuk geçtiğini ancak ileri yaşlara gelince anlıyoruz. Gençliğimizde yapmadıklarımız ya da yapamadıklarımız yaşlılıkta bize yoksunluklar çaresizlikler umutsuzluklar olarak dönüyor. Artık yapabileceğimiz çok şey yoktur, elimizi kolumuzu bağlayıp oturmak ve ölümü beklemek kalıyor bize. Yaşlı beden acılarıyla uğraşırken yaşlı ruh kolay kolay tanımlanamaz bunalımları yaşıyor. Bellek yavaş yavaş dağılıyor, us geriliyor, yargılar tutarsız olmaya başlıyor, istem sönükleşiyor, düşler azalıyor düşlemler artık hiç olmuyor. O zaman kişi kendine katlanabilmek için yollar arıyor: birileriyle görüşüp konuşmak, karşı komşunun bacağını çekiştirmek, eski arkadaşlara uğramak, kahveye gidip prafa oynamak…

Bunlardan hiçbiri avutmaz yaşlı insanı. Herkes yaşamını baştan iyi kurmak ve yaşlılığı düşünmeden üretici olmak zorundadır. Kendine emek veren insan yaşamın bir armağan olduğunu ve bir gün mutlu bir sonla biteceğini bilir. Montaigne emekliliği övmüş olsa da emeklilikten korkmak gerekir. Öldüğümüz gün toptan emekliye ayrılmış olacağız. O güne kadar elimiz erdiğince yaşamı üretmekten geri durmamalıyız. Çalışmanın tadını almış olanlar gençliğin bitiş ve yaşlılığın başlayış noktası diye bir şey bilmezler. Ben emekli olduğum gün gerçek anlamda güzel günlerim başlıyor diye düşünmüştüm. Eğiticilik görevim bitmişti ve bütün zamanları gönlümce değer üretmekte kullanacaktım. Bu yüzden yaşlılık dönemim benim en mutlu dönemim oldu. Hastalıkları ameliyatları falan dışta tutarsak özellikle yetmişimden sonra yaşamın tadına biraz daha vardım.

Vaktiyle şaka olsun diye bir yazı yazmıştım, insanlar onu ciddiye aldılar. Andropoza girdiğim için mutluymuşum, böylece kadınların şımarıklıklarından da kurtulmuş oluyormuşum. Andropoza falan girmedim, girdiysem de ayırtında olmadım. Çok işim vardı. Kadınlardan yakayı sıyırmış olmak da hikayeydi: ben kim kadınlardan uzak durmak kim. Birilerine kızıp tansiyonu şekeri oynatmazsam eski havamdayım. Bazı dostlarımız sesi titrek pimpiriklere döndü. Seksen yaşında adam tasarılar geliştirir mi diyeceksiniz. Ölümü düşünmezseniz geliştirirsiniz, neden geliştirmeyesiniz. Bir çalışmamız da yarım kalsın, ne olur ki. Ölüme kızmak ölüme gücenmek yok. Az daha bekleseydin şu kitabı da bitirmiş olurduk duygusallığına hiç gerek yok. Günü gelince gideceksin, doğanın çağrısına gönül rahatlığıyla uyacaksın. İyi yaşadıysan korkma. İyi yaşamamış olanlar ölmekten çok korkarlar. İyi yaşamak da gönlünce yaşamaktan başka bir şey mi?

Saza caza eğlenceye takılıp meyhanelerde dost aramak, gününü gün etmek, yalancı aşklarda oyalanmak, onunla bununla uğraşmak, birilerinin ayağına karpuz kabuğu koymak, birilerinin zayıflıklarıyla eğlenmek insana ölümden kurtulmanın yolunu açmıyor. Yaşamı kendim için ve insanlık için her adımda yeniden yaratarak ve hiçbir ahlak sorununa yol açmadan yaşadım diyebiliyorsak ne mutlu bize. Mutlu yaşam kendini insana adamışların yaşamıdır. Yaşamını pisliğe batırmış insanların iç dünyalarında kurduğu hapishaneler öldürücüdür.  Onlar bilinçlerini özgür kılıp yaşama göğsünü gere gere katılmak yerine farelere özenip delikten deliğe koşarak tükendiler. O yüzden dostlarım insan daha işin başında kolları sıvayıp kendini iyinin güzelin doğrunun toprağında yetiştirmezse yaşlılığın varlığını ensesinde duyduğunda ne yapacağını bilemez.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here