Yaz ayları 1980 ve 2018

NİZAM SUCU – 38 yıl önceydi, 80 yılının Yaz ayları…Londra’da hem okuyor, hem de ülkemizde yaklaşmakta olan faşizmin ayak seslerini ulaşabildiğimiz herkese duyurup, nedenlerini anlatıp anti faşist harekete katkıda bulunmaya çalışıyorduk.

Kurduğumuz Demokratik Hakları Koruma Komitesi parlemento dahil her demokratik kuruluşta ses getiriyordu. Aklımıza gelen her türü olanağı kullanıyor, Türkiyeli kitleye de ulaşıp ülkemizin neden ‘Ya sosyalizm ya Barbarizm’ ikilemi ile karşı karşıya olduğunu rakamlarla, örneklerle anlatmaya çalışıyorduk.

Hiç unutmam, o zamanlar şimdiki teknolojik olanaklar, internet, hatta video oynatıcıları bile olmadığı için her Cumartesi gecesi Londra’da çeşitli bölgelerdeki sinemalarda, gece saat 11 den sonra gösterime giren Türkçe filmlere rağbet çok yoğun olurdu. Benimde bulunduğum grup saat 22.30 da Elephant & Castle daki sinema önünde yerimizi almış ve sinemaya gelenlere Türkiye’ye ordu eliyle gelebilecek açık şiddete dayalı faşist bir yönetim ıhtimalinden ve buna karşı hala bir sosyalist alternatif varlığından söz ediyorduk.

İnsanlar bildirilerimizi, gazetemizi alıyor hatta durup bizimle tartışanlarda oluyordu.

İçlerinden 20’lerinda bir delikanlı önce ‘Türk ordusu kurtuluş savaşı yapmıştır kutsaldır, kendi halkına karşı darbe yapmaz’ diyen gurupla birlikte konuşuyordu. Biz kısaca Demirel hükümetinin 21 Ocak kararlarıyla dayattığı ücretlerin dondurulması, grev yasakları, demokratik kuruluşların kapatılmaları ordunun sokağa çıkarılarak gösterileri acımasızca dağıtılması gibi örnekler veriyorduk. Ordunun artık Renault arabalarını üreten kuruluşa bile sahip olarak finans kapitalin bir parçası olduğunu anlatıyorduk.

Özetle, Emperyalizmin Zayıf Halkası olduğuna inandığımız Ülkemizde bir yol ayrımına gelindiğini, Ya meydanlarda ileri demokratik istemlerini haykıran emekçi yığınların desteklediği bir yönetim gelecek toplumcu çözümlere yürüyecektik, ya da Amerika ve iş birlikçileri Parlementoyu, anayasayı, sendika ve demokratik kitle kuruluşlarını lağv edip açık şiddete dayalı bir askeri yönetimle sömürülerini sürdüreceklerdi.

Bunları anlatmayı bitiriyorduk ki, o delikanlı tartışma ortamından yavaşça uzaklaşırken bana ‘Faşizm gelecek abi sen kendini kurtarmaya bak, çünkü yeteri kadar örgütlü değilsiniz’ dedi ve sinemaya ‘Tatlı Hayat’ filmini seyretmeye girdi. Artık o delikanlı kendini bir şekilde kurtardı mı? Tatlı bir hayat yaşadı mı? Bilemem tabi… Ama biz mücadeleye devam ettik, fakat 3 ay sonra tahmin ettiğimiz gibi ordu eliyle faşizm geldi. 17 yaşındaki Erdal Eren dahil 51 kişi idam edildi. Ekonomik yıkımın faturası halka  ve solculara vahşice kesildi. Bir kez daha kapitalizm krizini bizlere karş, olumsuzundan çözdü.

Ama bu sistemde, her bastırılan kriz, toplumları daha büyük krizlere gebe bırakıyor. İşte yine Yaz aylarındayız ve ülkemizde yine bir kapitalist yönetim var ve daha derin bir kriziçinde kıvranıyor. 500 milyar dolara yakın borcuyla, Erdogan yönetimi, baskın seçimle iktidarda kalıp kendini kurtarmaya, eldeki zavallı hale gelmiş bir anayasayı bile tanımayarak, meclisi işlevsiz hale getirip, sendika, grev ve örgütlenme haklarını olağan üstü hal yasalarıyla kaldırarak, dayatmaya başladığı baskıları dahada artırıp açık şiddete dayalı yönetimi, 80 lerde olduğu gibi 24 Haziran dan sonra getirerek, mali faturayı halka kesmeye çalışıyor. İyi örgütlenemeyen emekçi yığınlar için tarih tekerrür edebilir acılı bir dönem 80 deki gibi yaşanabilir.

Ha bir ihtimal daha var, Başka bir siyasi yönetim iktidara gelebilir. Tabiki 80 deki Yaz ın aksine, ileri demokratik yöntemlerle sosyalizme yürüyecek bir iktidarı konuşanlar şu sıralar pek yok. Ama Erdoganı geçip iktidara kim gelirse gelsin işi çoook zor. Kasa tam takır kuru bakır, sosyo ekonomik sorunlar dağ gibi. Muhalefette kalırsa rahat durmayacak Erdoğan’cı ekiplerin azgın kurtlar gibi davranacağı açık.

Kısacası Bu Yaz ayları sonrasında da Türkiye yi iyi günler beklemiyor. Kim ne derse desin Tüm pencerelerden sosyalist çözümler bakıyor ama tek tek kendini kurtarmaya alıştırılan yığınlar bunu görmüyor, göremiyor… Kendi başına hiç bir kimsenin kendini kurtaramayacağı açık. Herkes ya acı çekecek ya da çektirecek.

Bizce ‘Ya Sosyalizm Ya Barbarlık’ deyişi bugünde geçerli. Gerçekleşir mi? O hepimizin çok çalışmasına bağlı…

Nizam Sucu

8.6.18

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here