Yeni ekonomik çağ

Yeni ekonomik çağ

0
PAYLAŞ

İlk yazımda da bahsettiğim gibi, “bilgi”nin ekonomik aktörler arasına girmesinden sonra, toplumları diğer toplumların önüne geçiren, enerjisini sağlayan faktörler de değişti ya da konumları farklılaştı.

Endüstriyel sürecin başlamasıyla birlikte, her geçen gün etkisi biraz daha azalan nüfus faktörü, yeni çağla birlikte bambaşka bir önem kazanıyor. Çünkü eldeki eğitimsiz, nüfus endüstriyel çağda hala hafif bir avantaj verirken, bilgi çağında gittikçe büyüyen bir dezavantaja dönüşüyor. Kas gücüne duyulan ihtiyaç azaldıkça, eğitimsiz nüfus, devletlerin sırtındaki kambur haline geliyor.

Her geçen gün belirli bir işi gerçekleştirmek için gereken zamanın biraz daha azaldığını ve o işin daha az kişi tarafından yapılabilir hale geldiğini görüyoruz. Üstelik çok daha az malzemeyle.

Eskiden otobüslerde biletçiler vardı hatırlarsanız, vapur jetonunu biletçiler satardı vs. Fabrikalarda üretim, makine yardımıyla ama elle yapılırdı. Şimdi neredeyse “Ford Bandı”nda insan bulmanın imkanı yok. Ölçümden paketlemeye kadar her şey, robotlar tarafından yapılıyor. “El değmeden”. İlk önceleri insanların çok hoşuna giden bu deyim, gitgide kabusa dönüşüyor. Her gün insan hayatında daha fazla yer edinen robot teknolojisi, insanı üretim sektöründen siliyor.

Bundan 10 sene öncesine kadar gazetelerde pikaj montaj yapılır, sayfalar önce çizilir, sonra dizilir, sonra yerleştirilir, filmi alınır, baskı kalıpları çıkartılır ve matbaaya verilirdi. Şimdi hepsi dijital olarak hallediliyor. Yarısı kadar, hatta daha kısa bir zamanda ve hiç malzeme kullanılmadan. Bilgisayarda tasarlanıyor, doğrudan baskı makinesine gidiyor. Yakında baskı da yok olacak ve gazeteler ya da o zaman adları ne olacaksa onlar, sadece internette yer alacak.

Gazete örneğinde yok olanlara bir bakalım. Artık dijital teknoloji kullanıldığından, fotoğraf makinesinin içine konan film yok. O olmayınca iki sektör birden yok oluyor; film üretenler, banyo ve baskı malzemelerini üretenler. Tabi gazetelerin dev foto arşivleri ve bunların bakımından sorumlu olan insanlar da artık çalışmıyor. Ardından pikaj için en az 3 eleman gerekirken, gerekmez hale geliyor. Yan sektör olarak kullanılan malzemelerle birlikte, pikaj elemanları da ortadan kayboluyor. Sayfa sekreteri, bilgisayarda gazetenin grafiği hem tasarlayıp, hem gerçekleştirebiliyor. Yapılan sayfanın filmini alan ve onu kalıplara basan kişilere de ihtiyaç yok. Çünkü artık bilgisayardan direkt baskıya giriyor gazete.

Basılı gazete kalmayınca, kağıt üretene, kağıt taşıyana, baskı elemanlarına, hamala, dağıtımcıya, yerel dağıtımcıya ve bayiiye de gerek kalmayacak. Bu yok olduğunu ya da olacağını saydığımız iş kollarında çalışanların büyük çoğunluğu, 3 aylık bir eğitimle yeterli hale gelebilecek eğitimsiz personel. Yani yaklaşık toplumların % 70’lik kısmını oluşturan kesim. Standartlaşma, robotizasyon ve dijital iletişimin her gün biraz daha gelişmesi, bu kitlenin alanını biraz daha daraltıyor. Bu dev açmaz, her sektör için geçerli.

Eğitimsiz işgücünü azaltarak bilgi çağına hazırlanmak, yarının ülkesini bugünden tasarlamak için ülkeler, kendi stratejilerini kuruyorlar. Nüfusunu eğitimli, uzmanlaşmış, yaratıcı düşünceye açık hale getiren devletler, yeni çağın hakimleri olacak.

Uygulamaya konulan stratejilerin en uç örneklerinden birini uygulayan ülke Çin. Bilgi çağının yaklaşmasıyla çalışmalarını da hızlandıran Çin, insan yakarak ilerleyen bir lokomotif gibi. Bir yandan ekonomisini düzeltirken, diğer yandan atıl ve bilgi çağında kendisine yük olacak nüfusunu temizliyor. Niteliksiz, yarı nitelikli elemanların günde 14 saat çalıştırılması ve tek çocuk kısıtlaması, Çin’in gerçekleştirdiği en önemli eğitimsiz nüfusu azaltma metotları.

İngiltere’nin kullandığı metot ise çok daha sessiz ama çok daha etkili. Zaten belirli bir ekonomik güce sahip olan İngiltere azalan ve yeni çağa uyumlu ama yaşlı nüfusunu, seçici dölleme ve klonlama metotlarıyla gençleştirirken, daha zeki hale getirmeye çalışıyor. http://diflek.com/742/yeni-nesil-efendiler-3/ Yani bilgi çağı için en uygun bireylere. Seçici üremenin devlet tarafından desteklenmesi ve klonlama için yapılan gizli çalışmalar, İngiltere’nin bilgi çağının efendisi olmak için attığı en önemli adımlar.

Amerika, bir çok metodu birlikte uygulamasına ve robotikte Japonlarla birlikte ön planda olmasına rağmen, ana hedefi, dijital bilgi havuzlarını elinde tutma ve bilgi yollarının denetimini sağlama. Yeni çağa girerken internet ve bilişim teknolojileri vasıtasıyla elde ettiği istatistik veriler, Amerika’nın elindeki en önemli kozlardan. Bir de Amerikan rüyası tabi ki. Geri kalmış ülkelerdeki üst düzey beyinleri çekmek için kullandığı bu yöntem, çağımızın “yedi harikası”nın en önemlisi.

Almanya, böyle bir çağa, endüstri çağına girildiğinden beri hazırlıklıydı ve zaten bilgi çağının en önemli ülkelerinden biri olacağını hep belli ediyordu. Kimya alanındaki önderliğini asla kaptırmayan ve daima bilgiye yatırım yapan Almanya, bugünkü yerini, yeni ekonomik çağda da kaptırmayacağa benziyor.

Hesapta olmayan, hiç görünmeyen ufak bir ülke de bu yarışın içinde. İsviçre. Bilgi birikiminde bir hayli zengin olan bu ufak ülke, mümkün olduğu kadar alçak sürünme yapıp, dikkat çekmemeye çalışıyor ama, tam bir çelik leblebi.

İsrail ise, demografik öğe açısından rakiplerine göre oldukça şanslı bir durumda. Kendi ülkesindeki profil diğer ülkelerden çok farklı olmasa da, dünyanın diğer taraflarında yaşayan demografik öğeleriyle, aktörlerden biri olacağını net olarak ortaya koyuyor.

Rusya soğuk savaş dönemini tam zamanında bitirip, sallantı dönemini geçirdi. Şimdi yeni çağa uygun demografisini, bu çağın gereklerine uyarlıyor. Eğitimin her zaman önemli olduğu ülkede, her türlü bilgi ve alternatif bilgi üretebilecek altyapı mevcut. Teorik olarak dağılmış eski cumhuriyetleri de, beyin göçü için en yakın ve ideal yer olarak orayı görüyor.

Diğerleri de karınca kararınca saf almaya çalışıyorlar. Örneğin Fransa, teknolojik bakımdan üstünlüğünü kaybettiği için işi sosyal tarafını güçlendirerek kapatmaya çalışıyor. Kültürel birikimini kullanarak kurduğu etki alanı sayesinde, eski yerinde olmasa bile, ortalarda bir yerlerde kendisine uygun bir pozisyon arıyor.

Türkiye’ye gelince, onun bir sürü kartı var ama hiçbirini tam oynayabilecek kabiliyette ya da kararlılıkta değil. En kötü ihtimalde, elli yıldır yaptığı “ne şart olursa olsun ben yaşarım” konseptini koruyabilecek ve dünya liginde ilk 20’nin altına düşmeyecek potansiyeli var. En büyük sorunu ise insan fazlası. Şu anda bile, doğal kaynaklarının sınırına gelmiş durumda. Bunun yanında çok yüksek, atıl duran bir potansiyeli var.

Bir önceki “Yeni Çağın İpuçları” yazımda her bitişte nasıl büyük savaşlar çıktığından bahsetmiştim çünkü dönemin egemenleri bir başka çağa geçerken kendi egemenliklerini güzellikle teslim etmek istemez, en azından rakiplerini güçsüz hale düşürerek yeni çağda, elindeki potansiyelle, onların önüne geçmeye çalışır. Bu diğer yazının konusu…..

Not. Bu yazı www.diflek.com da yayınlanmıştır.

BİR CEVAP BIRAK

two × 2 =