Yerli Duçe çok konuşuyor…

Gerçek acı, ne kadar tarif etmeye, ne kadar anlatmaya çalışırsanız çalışın, asla yeterli gelmeyendir. Dişlerimizi, sıkılı yumruğumuza geçirmemizin bir anlamı var bu yüzden. Derler ki, her insanın yüreği yumruğu kadardır ve belki de içimize düşen her acıda önce yumruğumuzu ısırmamız, acıyı acı ile dişlememiz bundandır.

Kürt halkının sıkılı yumruğunu anlamak için önce yüreğini görmek gerekir, gördüğümüzü anlamak için ise dönüp kendi yumruğumuzu ısırmamız. Hiç sesiniz içinize doğru çöküp infilak etti mi ciğerlerinizde? Bu nasıl bir şeydir biliyor musunuz? Eğer bir sorgulama yapacaksak, buradan başlamalı hikayemiz.

Kürdün direnmesini bastırmak için ne kadar da çok konuşuyorlar. Ne kadar çok yazıyor ve ne kadar nefret kusuyorlar. Tank, top, tüfek yetmiyor. Sokak ortasında öldürmek, bir panzerin arkasında sürüklemek, kadın gerillayı çırılçıplak soyup önünde poz vermek yetmiyor onlara. Asla kâfi gelmiyor yaptıkları. Zulüm yaratıcılığında birbirleriyle yarışıyorlar yine vesselam.

Diğer yandan, iri, büyük, atraksiyonlu yazılarla, haberlerle, manşetlerle arkası kollanıyor iktidarın. “Demokrat tarafsızlık” ile Kürdün kanını akıtanların elleri temizleniyor. Suçlunun direnenler olduğuna dair kurulan kanırtmalı cümlelerin ardı arkası kesilmiyor. Sanıyorlar ki, Kürdün direnmesine karşı çıkarsam, mahkûm edersem, ne kadar hastalıklı olduklarını ispatlarsam, paçayı kurtarmam ve pembe panjurlu alanımı kotarmam o kadar kolay olur. Kotarırsınız belki! Belki kimse size ilişmez ve sizler bugün mahkûm ettiklerinize dair, yarın “birkaç insan hakları yazısı yazıp, kurtarırım durumu canım” iç konuşmasıyla, ‘yırtarım bu dönemden’ diyor olabilirsiniz lakin, unutulmuyor artık hiçbir söz ve zulme uğrayanın ısırdığı yumruğunda kalıyor bilesiniz.

Lam-sız, cim-siz kurun cümlelerinizi. Yazınızın, cümlelerinizin, sözlerinizin alnı açık değilse, anlamı yok var olmalarının. Anlam dediğimiz şey, değer üretendir insandan yana, direnen ve hakkını isteyenden yana çoğalmasıdır. Zulüm edenin elinde kör bir bıçak oluyorsa yazılarınız, sözleriniz, cümleleriniz, her ölen çocuğun katlinden siz de sorumlusunuz. Faşizm nedir diye sorup, verdiğiniz cevabı kendi duruşunuzla çarparsanız, görürsünüz gerçeğinizi.

Bir halkın üzerine tanklar yürütülüyor, evi, damı, ocağı bombalanıyor, çoluğu çocuğu öldürülüyor. Aç ve susuz bırakmak için kuşatılıyorsa yaşamı, neyin tarafsızlığına soyunuyorsunuz? Hendeği, barikatı tartışma nedeni yapıp, zulmün sırtını pehpehlemeksa tarafsızlık, siz tarafsız değil bilakis bir tarafısınız faşizmin.

Sessizlikten, faşist mutabakattan ve yanardöner “aydın” duruşundan cesaret üretiyor yerli Duçe-miz.

Sistemin bütün çıkmazını, çürümüşlüğünü, kokuşmuşluğunu ve en önemlisi korkularını, Kürtlere açtığı savaş ile bastırıyor, üstünü örtüyor. Her gün ama her gün daha çok yükseliyor sesi. Ota boka her şeye yükseliyor sesi.

Ve şimdi;

HDP’nin kapatılması ve vekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için göreve çağırıyor sallabaşlarını. Çok bağırıyor, daha çok konuşuyor, çok konuşuyor.

Ve Nazım’ın dizelerini hatırlatıyor;

Mussolini çok konuşuyor TARANTA – BABU!

Çok korktuğu için

Çok konuşuyor!..

_____________________

* Bu yazı ilk olarak Yeni Özgür Politika’da yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.