Yes be annem…

Cumartesi günü 13 sivil toplum örgütünün oluşturduğu Bağımsızlık İttifakı tarafından Lefkoşa’da T.C. Büyükelçiliği önünde bir basın toplantısı düzenlendi. Bu toplantıda Rumlara toprak verilmesini ve mülk iadesini öngören yasa tasarısının meclisten geri çekilmesi talep edildi ve şu basın açıklaması yapıldı:


“KKTC’de yaşayan herkesin bildiği gibi meclisimizce görüşülmekte olan bu tasarı, KKTC hükümetine T.C’ deki mevcut hükümet marifeti ile Avrupa Birliği tarafından dikte ettirilmiş ve onlar tarafından kaleme alınmış bir yasa tasarısıdır.
Bu tasarının yasallaşması halinde, maalesef , Kıbrıs Türkü ve onun yıllarca verdiği mücadele sonunda kurmuş olduğu KKTC devleti, açısından yok olma veya Rum tarafına entegre edilmek sureti ile Rumların yıllarca hayalini kurduğu Kıbrıs Türk halkının uzun soluklu asimilasyon süreci başlamış olacaktır. Dolayısıyla durum bu nedenle son derece vahim ve ciddidir.”


Kıbrıs’taki bu girişimler bazı nedenlerden dolayı Türk medyasında pek fazla yer almıyor. Bu tür haberler Kıbrıs medyasında ve bazı internet sitelerinde yer alıyor sadece.
 
Kıbrıs konusunda gelinen bu son nokta iç açıcı bir tablo değil. En azından Türk tarafı için iç açıcı değil. Rumlar için durum tam da istedikleri gibi…


Yıllardır Yunan ve Rum tarafı batı dünyasını arkasına alarak Türklerin Ada’da azınlık ve işgalci olduğunu iddia etti. Bu sebeple KKTC’yi asla kabul etmediler.


Türkler ise yıllardır Ada’da iki ayrı devlet, iki ayrı millet olduğu söylemiyle politikalarını devam ettirdi.


Rumlar iddialarından vaz geçmediler ama Türkiye’deki siyasal yetke politik söylemlerini değiştirmiş gözükmemekle beraber Kıbrıs politikasını değiştirmiş durumda.


Bu da net olarak AİHM’e başvurarak Türkiye’den faizleriyle birlikte 1 milyon 120 bin Euro tazminat alan Güney Kıbrıslı Louzidu davasıyla ortaya çıktı. Bu dava Kıbrıs politikasının önemli bir dönemeci sayılabilir. Bu tazminatı ödemekle bir anlamda Türkiye, işgalci olduğunu kabul etmiş oldu.


Fakat Türkiye’yi asıl endişelendiren bu davaların devamının geleceği gerçeğiydi. Yeni Louzidu’ların önünü kesmek için bu davaların muhatabı olarak KKTC’nin kabul edilmesi için yeni bir yasa tasarısı hazırlandı. Yasa tasarısının kabul edilmesi durumunda, Rumların kuzeyde kalan mallarıyla ilgili AİHM’de Türkiye aleyhinde açtığı ve açacağı davalar KKTC iç hukukuna yönlendirilmiş olacak ve Türkiye bu davalardan kurtulacak.


Bu düşünceyle KKTC hükümeti, Rumların mülk davalarına bakacak bir nevi mahkeme olarak da kabul edilecek bir komisyon kurdu.


Tayyip Erdoğan ve KKTC hükümetlerinin, KKTC Anayasası’nın mal-mülk ilişkilerini düzenleyen 159. maddesini değiştirmek istemeleri bu nedenledir. Anayasanın Rum malları üzerindeki yasakları belirleyen 159’uncu maddesi komisyona takas ve tazminat yetkisi tanıdı. Hatta bu maddeye “Rumlara mülkleri iade edilebilir” ifadesi de eklendi.


Ancak Kıbrıs halkı bu durumdan endişeli. Bu endişenin haklı bir nedeni de var. Bu da KKTC mülklerinin yüzde 80’inin 1974 öncesinde Rum tapulu olması. Her ne kadar KKTC hükümeti, “verdiğimiz tapuların arkasında dururuz” diyorsa da Kıbrıslılar mülklerinin ve topraklarının ellerinden gideceği korkusunu üzerinden atamıyor.


İşin bir başka boyutu da Annan planının yürürlüğe girmeden uygulanmaya konmuş olması. Bu durum Annan planının mülkler konusundaki önerilerinin yasallaşması anlamına da geliyor.


Tayyip Erdoğan hükümeti Kıbrıs sorunundan -bazılarına göre kamburundan- kurtularak AB müzakerelerine devam etmek istediği için AB’nin istediği tavizleri vermektedir.


Gerçek şudur ki, AKP hükümeti Kıbrıs konusunda AB karşısında tam bir teslimiyet içindedir.


Tayyip Erdoğan hükümeti Kıbrıs sorununu “ver kurtul” anlayışıyla değil, KKTC’yi batı dünyasına kabul ettirmenin yollarını arayarak çözmesi daha doğru olacaktı kuşkusuz.


Fakat ben bu duruma  gelinmesinin sorumlusu olarak biraz da Kıbrıslıları görüyorum. Onlar Annan referandumundan önce de AKP hükümetinin ulusalcı bir çözümden yana olmayacağını biliyorlardı. Türkiye’nin her anlamdaki desteğine rağmen Avrupa’ya entegre olmak adına o gün “yes be annem” diyenler şimdi evlerinden, yurtlarından olma korkusu taşıyor. Türkiye’nin salt Kıbrıs kalkınsın diye verdiği destekler nedense pek görülmüyor. Sözgelimi kendisi için de önemli bir gelir kaynağı olacağı halde, kumarı yasaklamasının ve kumar turizmini Kıbrıs’a kaydırmasının nedenini bu destek politikasının içinde aramak gerekir.


Rauf Denktaş ve Türkiyelilerin çırpınışlarına rağmen AB’nin ve Tayyip Erdoğan hükümetinin ekmeğine yağ sürenler o gün “yes be annem” diyenlerdir.


* Yazarın diğer çalışmaları için www.birsenaltiner.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.