İyimserlik, kötümserlik

PAYLAŞ

Çocukluğumdan beri iyimserimdir. Yaşamaktan korkmam, belki de iyimser oluşum bu yüzdendir. Ne kadar çok acı çekmiş olursam olayım, ne kadar çok ihanet görmüş olursam olayım kötümserliğe düşmem. Zaman zaman benim de kötümserliğin kıyısından döndüğüm olmuştur. Ama kötümserliğe düşüp kapıyı içerden kapadığım olmamıştır. Ben kendimi iyi tanıyorsam bu böyledir. İnançlı kişiler iyimserliğin Tanrı’dan kötümserliğin insandan geldiğini düşünürler. Bilemem. Ben o kadar derin görebilen biri değilim. Benim için metafizik düşünce hiçbir zaman ayakları yere basan tasarımların ötesine geçmez. Ben gökler metafiziğine değil yeryüzü metafiziğine inanırım. Düş görmeye inanırım, tasarlamaya inanırım, bulup çıkarmaya inanırım, olasılıkları sezmeye inanırım. Gerçekte tam anlamında iyimserlik de tam anlamında kötümserlik de bir bilinçsel tutarsızlığın ürünüdür. Ağzı ayrık bir iyimserliğin kapkara bir kötümserlikten daha yapıcı olduğunu kim söyleyebilir. Gözünü seveyim gerçekçiliğin. Kötünün kötüsü var duygusu da iyinin iyisi var duygusu da insanı olmadık yollara saptırır. Kaplanı yarattı diye kızma

Tanrı’ya, kaplanı kanatlı yaratmadı diye teşekkür et ona. Böyle düşünmüş eskiler. Gene de kanatsız kaplanın önünden kaçabilene ne mutlu!
,Kötümserlere şöyle bir öneride bulunabiliriz: “İçini ne zaman karanlıklar basarsa şöyle çevir gözlerini dünyaya, çocukların güzel yüzlerine bak, ağaçlara bak, çiçeklere bak, kuşlara bak. Geçmekte olan kışa gelmekte olan ilkyaza bak. O zaman nasıl bir dünyada yaşadığını, seni nelerin beklediğini daha iyi anlayacaksın.” Yalnız güzele değil çirkine bakarak da kötümserlikten kurtulabiliriz. Olumsuzdan olumluyu derlemektir bu. Şair bunun için sevgilisine Gazali’yi okumasını öneriyordu. Neden olmasın! Belki de en önemlisi şudur: neye bakarsak bakalım doğru görmeye çalışmalıyız, o zaman içimizi karanlıklar basmaz. İyisiyle kötüsüyle eşsiz bir dünyada yaşadığımıza inanmalıyız. Voltaire Leibniz’i doğru dürüst tanımamakla birlikte onun iyimserliğiyle kendine göre alay ediyordu ama dünya nimetlerine el uzatmakta Leibniz’den çok daha istekli, çok daha tutkuluydu.
,Kötümserliğin bir nedeni de olanı biteni kısa erimde değerlendirmek gibi bir yanlışa düşmektir. Aceleciyiz çoğumuz. Özellikle bilinç yetmezliği çekenler çocuklar gibidirler, hemen elde etmek isterler. Sevgiliyi elden kaçırmamak için onu çeşitli oyunlarla nikah dairesine sokmaya çalışanlar bir de bakarlar ki kuş uçup gitmiş. Ne acelen vardı kardeş, biraz bekleyemez miydin? “Devrim hemen şimdi…” gibi çocuklukları yakın geçmişte toplumca az yaşamadık. Zamana bırakmayı bilmiyoruz çoğumuz. Evet, bilincimizin yetersizliği ölçüsünde aceleciyiz. Zamanın her şeyi yerli yerine oturtacağına inanmayanlar en küçük bir sıkıntıda kötümserlik belirtileri gösterirler: yüzleri kararır, bakışları bulanır, omuzları düşer… Oysa bekleyin biraz, ne aceleniz var! Yalan söyleyerek, dolap çevirerek, onu bunu kandırarak, yakası açılmadık masallar uydurarak sizi üzen, ayağınıza karpuz kabuğu koyan kişinin zavallılığı kesinlikle bugün değil ama kesinlikle yarın ortaya çıkacaktır. “Ben bir şeyleri yitirdikten sonra çıksa ne olur çıkmasa ne olur!” mu diyorsunuz? Demeyin. Siz bir şey yitirmediniz. Siz bilginizle, onurunuzla, dürüstlüğünüzle, katlanmayı bilişinizle dimdik ayaktasınız. O çöküyor ama, her gün biraz daha tükeniyor. Tükenirken en yakınlarından başlayarak başka birilerini de tüketiyor. Kendisi çok küçük olduğu için kendi gözünde küçük düşmese de insanların gözünde hiçleşiyor. Bu defa onun için üzülüyorsunuz, insan nasıl olur da böyle küçülebilir diye.
Yalanlarla dolanlarla ayakta durmaya çalışanlar bir zaman sonra ellerinde avuçlarında insan olmak adına hiçbir şey olmadığını gördüklerinde kötümser olacaklardır dostlarım. Doğa yasaları üzerine kurulmuş olan insan olma yasaları üstünden atlayıp geçebileceğimiz şeyler değildir. İnsan olmak isteyen kişi insanın yani doğanın yasalarına uyacaktır. Kısa yollar vardır elbet ama onlar her zaman tehlikelerle doludur: kısa yoldan giderken önümüze bir canavar çıkabilir. İnsan olmanın yolları dar, uzun ve güvenlidir. Tilkiyle tilki olmaya kalkanlar insanla insan olmaya kalktıklarında ellerinin kollarının bağlandığını görürler. Önemli olan insan olmanın gereklerine uymaktır, ayakları yere basan bir iyimserlikte varlığını sürdürmenin tek yolu budur. Biz ne dersek diyelim kısa yol’cular bu yöntemlerini elden bırakmayacaklar ve her zaman kötümserlikle biten bir akışın öznesi olacaklar. Kötümserlik deyip geçmeyelim. Bir kere onun kapısından girdik mi bir daha kolay kolay geri dönemeyiz

CEVAP VER