Yıldızlar, hayaller, gerçekler…

Yıldızlar, hayaller, gerçekler…

0
PAYLAŞ

Mimarlıkta yıldız olma hayali gerçeklerle ne kadar örtüşüyor?

Gala gecelerinde limuzinlerden inip, önlerine serilen kırmızı halılardan yürümek.. Patlayan flaşlara, uzatılan mikrofonlara tebessümle karşılık veren bir ünlü olmak… Neden olmasın? Bu masum hayali anlamlı bulduğumu da belirtmeliyim.

Bir arzuhalci gibi, ömrü boyunca belediyeden proje geçirmek için çalışmanın hayalini kim kurar? Ürkütücü olan, izleyiciye kabul ettirilmeye çalışılan hayatın kendi gerçekleridir: İzleyici filmden çıktığında şu soruyla karşılaşır:

“Sen de kim oluyorsun? Aynaya bir baksana. Güzellik, yetenek, fırsatlar… Sende bunlar ne arar? Yıldız olmak demek, ilk önce sıradan insanlardan farklılaşan olağanüstü niteliklere sahip olmak demektir…”

Hayalperdesi bir taraftan yıldızla sıradan insan, gerçek hayat arasında bir köprü kurar. ( Hepimiz belki bir gün yıldız olabiliriz.) Ama diğer taraftan erişilmezlik demektir: Yıldız filmde hem izleyicisini oynar, hem de kendisini: İzleyici hem yıldızın gerçek hayatı (yani fakir bir insan iken yıldız olması) ile aynı anda (filmde oynadığı) kendi gerçeği tarafından kuşatılır. O yıldızla izleyiciyi geçici olarak özdeşleştirir.

Hayat ise her ikisini de başka yönlere savurur. ‘Son’ yazısı belirdiğinde geriye bir şey kalmaz. Hayalperdesi karardığında heyecan sona erer. Figüranlar kahvesinin kontenjanı da hep büyük yıldız olmayı hayal edenler tarafından doldurulmuştur. Hayalperdesi bir taraftan ilişkileri türdeşleştirirken profesyonelliğin hayatla ilişkisini koparır:

O her zaman hayatla iletişimi kolaylaştıran, ama erişilmez kılan kalın bir duvardır. Hayallerin gözümüzü kamaştırmaması için, yıldızlara biraz mesafeli bakmak gerekir. Örneğin gösterişli bir iş yapma kaygısıyla bir takım fazla akıllılara uyup, moda olan projeleri kopyalamaya çalışan kent yöneticilerinin, sermayedarların bu profesyonelleri başarılı kılan çabaları anlamaya çalışmaları beklenmemeli.

Benim çocukluğumda ‘yıldız’ dendi mi akla yalnızca sinema sanatçıları gelirdi. Bu nedenle İstanbul’da ünlülerle karşılaşma fırsatına atfedilen değerin profesyonel bir tartışma-yorumlama süzgecinden geçirilmeden anlaşılmasının çok zor olduğunu düşünüyorum. Profesyonelliği anlaması gereken bir başkası değil, profesyonelin kendisidir. Profesyonel kendi varlığı ile ilişkileri dönüştürür. Bu profesyonelleri yakından tanıma fırsatı bulanlar, ‘ne oldum delisi’, meşhur olmanın sarhoşluğuna kaptıracak kişiler olmadıklarını kolaylıkla görebilirler.

Bu mimarların ünlü olmalarını sağlayan yalnızca yaptıkları binaların güzelliği, olağanüstü mesleki kabiliyetlerinin olduğu da söylenemez. Onları ilginç kılan güncel mimarlığın bu dili sorgulayan bir üst dil olarak kullanmalarıdır.

Batı modernleşmesi, bir taraftan söylendiği gibi bir ‘Yıldızlar Takımı’ yaratırken, aynı zamanda da bugün çeşitli mesleki platformlarda dile getirildiği gibi bu büyük mimar (sanatçı) öznelerin ölümünü de kaçınılmaz hale getirmiştir. ‘Ölüm’ sözcüğünün buradaki kullanımının söylenmek isteneni tam olarak ifade etmediği söylenebilir. Hatta belki de öncelikle tersini ifade ettiğini dile getirmek gerekir.

Çünkü meşhur olma sürecinin sonuçta ‘özne’ olarak mimarı öldürmesi, bir ölümsüzleşme, hayatta kalma mücadelesidir aslında. Gerçekleşirken karşıtına dönüşen bu durum, varolma mücadelesi, yıldızın hayatta kalabilmek için kendisini feda etmesi, ilk bakışta kolay anlaşılmayan bir durum, başlı başına ele alınması gereken bir konudur. Bu varolma diyalektiğine, daha anlaşılır olması için Suhail Malik’in (1) deyişiyle bir ‘şehit’ olma mertebesi, kendi varlığını feda etme durumu olarak da bakabiliriz. Bir ‘yıldız’ iktidara, piyasaya yanaştığı anda söner, biter, yok olur. Bu nedenle profesyonelleşme sürecinde mimar kendisini sivil toplum aidiyetinden koparmakta, kendi özel çıkarlarından, inanışlarından, hatta amaçlarından bağımsızlaşmaktadır.

Bir profesyonelin bağımsız olması elbette ki ilişki kurmaması anlamına gelmez. Tam tersine. Bir bağımsızlık kalkanından söz edilebilir. Yıldızın sürekli parlamasını sağlayan farklı bir yerde durduğunu fark etmesi, kendi yarattığı hayali iktidardan bir kopuştur: Kendi konumunu paranteze almadan, kendi konumunu sorgulamadan bir profesyonel zaten hayatta kalamaz. Bir profesyonelin varolma koşulu budur.

Dünya Mimarlar Kongresi, bienaller, akademik buluşmalar gibi bilgi paylaşımını sağlayan profesyoneller arası girişimlerin başarısı ise bu ağlar içinde yer alan bilgiyi bir şekilde profesyonel dışı bağlamlara tercüme etmek ve kamuoyuna açmaktır. Aksi takdirde bu uzmanlaşmış ağlar içinde dönen bilgi ve yaratı ürünlerinin kamuya inişi mümkün olmaz.

Ürünler bu durumda profesyonelliğin dönüşümünde etkisiz kalan ve sorgulanması çok zor bitmiş ürünler olarak algılanır, kilişeler olarak yalnızca hayalleri süsler. Geçtiğimiz Temmuz ayı başında İstanbul’da yer alan Dünya Mimarlar Kongresi’nin tanıtım metninde ünlü mimarların ‘Yıldızlar Takımı’ olarak sunulması bana özellikle bu eski kullanım biçiminden bir şeyler çağrıştırıyor gibi geldi.

Mimarlıktan nasibini almamış bir kentte bir kongre dolayısı ile yıldız mimarlarla karşılaşma heyecanı olsa olsa ancak eski türk filmlerindeki fakir genç kızın rüyası olabilir. Çünkü yıldız filmde hem izleyicisini oynar, hem de kendisini. Böylece fakir genç kız bir taraftan onun gerçek hayatının kendisini (yani fakir bir insan iken yıldız olması ile zenginleşmesini) hayali ile aynı anda (yıldızın oynadığı) kendi gerçeği tarafından kuşatılır.

Bu nedenle kongre kurgusunun hedef kitlesinin mimarlar olmadığını, baştan çıkarılması gereken çok daha masum bir kitle, öğrenciler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

________________

1. Çağdaş Sanat Olarak Resim, Suhail Malik. (Organize İhtilaf başlıklı sergi ile eşzamanlı hazırlanan kitap içinde.)

Korhan Gümüş

BİR CEVAP BIRAK