Yoktan sorun üretmek

PAYLAŞ

Kültür dünyamız sorunsuzluğuyla belirgindir. Sorumsuzluğuyla mı dedin diyeceksiniz. Sorunsuzluğuyla dedim ama sorumsuzluğuyla da diyebilirdim. Dünya ve bu arada ülke sayılamayacak kadar çok sorunla dalgalanırken bilim dünyasının, felsefe dünyasının ve sanat dünyasının sorunsuzluk görünümleri çizmesi sorumsuzluğun sonucu değil midir? Yapmış olmak için yaptıkları garip kongrelerle kültür adamlarımız çok zaman kendilerini pek güzel ele veriyorlar. Bir yerlerden edinilmiş ama kesinlikle özümlenmemiş ve çoğu çoktan bilinen hatta bütün elkitaplarında yeri olan şeyleri papağan gibi yinelemekle yasak savdıklarında hiç huzursuz olmamaları biraz garip kaçıyor. İki terimi “ve” ile birleştirerek sorun yaratmaya çalışmak kimseye bir şey kazandırmıyor. Kent ve şiir, devlet ve sanat, felsefe ve siyaset, hamaset ve hamakat gibi düzmece sorunların kafa bulandırmaktan başka bir işe yaramayacağı kesindir. Zaman zaman arkadaşlarımıza bu tür karşılığı olmayan sorunları üretmemeleri gerektiğini söylüyorum, bunlar sorun değil diyorum, sorununuz yoksa var gibi göstermeniz size bir şey kazandırmaz diyorum ama beni dinlemiyorlar. Kentsel dönüşümlerin sanat alanında ve özellikle şiir üzerinde ne gibi etkileri olabilir? Devlet sanat koruyuculuğu gibi bir yükümlülüğü yerine getirmeli mi? Sanatın devlet üzerinde ne gibi dönüştürücü etkileri olabilir? Sorun bunlardır. Ama kimse bu anlamda soru sormayı düşünmüyor. Belki zorlasalar kendilerini sorun üretmede birkaç adım atabilecekler. Kimse kendini zorlamıyor.

Bu yüzden kongreler başladığı gibi bitiyor, kimseye bir yarar getirmeden sona eriveriyor. Meslektaşların bir araya gelip en azından akşam yemeklerinde bir iki kadeh atıp eğlenmeleri sanırım bu işin tek kazançlı yanı. Bunun dışında insana büyük yük yüklediği gibi kurumları da gereksiz yere harcamalara itiyor. Hele o son derece sevimsiz beş yıldızlı otellerde yapılan toplantılar yok mu, onlar düpedüz deli edebilir kendini bilen kişiyi. Birinde öyle bir tepem attı ki kendimi tutamayıp veryansın ettim. Sizi yarım saat bekleteceğiz, şurada lütfen istirahat buyurun. İstirahat buyuruyorsunuz ama arayıp soran yok. Akşama kadar orada otursanız bir görevli gelip hadi odan hazır demeyecek. Sonunda odanız hazırlanmış. Şimdi kolunuza şu sarı bandı takalım. Taktırmam dedim. Takarız dedi. Takamazsınız dedim. Buranın düzeni bu dedi. Bugüne kadar hiç kimse bana boynuzdan ve kelepçeden başka bir şey taktıramamıştır dedim. Ben baskın çıktım sonunda. Üç gün sarı bandı elimde dolaştırdım.

Evet, kongreler son derece verimsiz. Birinde bir üniversitede felsefe toplantısı vardı ve toplantıda felsefeden başka her şey vardı. Sabah saatlerinde ben konuşmamı yapıp bitirdim, tam eve kaçacakken öğleden sonraki oturumda değnekçilik yapmak zorunda olduğum aklıma geldi. Yemekten sonra oturumu ben açtım. Sağımda bir profesör solumda bir profesör, solumdaki profesörün solunda bir doçent… Sağımdaki profesör kardeş konuşmaya başlar başlamaz solumdaki profesör kardeş uyumaya başladı. O sıra salonun ön sıralarından bir horultu geldi. Neyse sağımdaki arkadaş konuşmasını bitirirken solumdaki nasıl olduysa birden uyandı ve konuşmaya başladı. Salondaki horultu hafifledi. Bu defa sağımdaki arkadaş uyumaya başladı. Neyse ki profesörler horlamadan uyumayı beceriyorlar. Önümüzdeki masa meğer iki parçalıymış, üstü örtülü olduğu için nasıl bir şeye dayandığımız belli değildi. Sağımdaki arkadaş uyudukça yayıldı, yayıldıkça yayıldı. Baktım masanın sağ yanı aldı başını gidiyor, sol yanımızda bir değişiklik yok. Rezil olacağız. Masanın sağ yanına, daha doğrusu sağdaki masaya var gücümle asıldım, uyuyan arkadaş onu ittikçe ben kendime doğru çektim ve kazasız belasız bitirdik görevimizi.

Ben böyle pek hoşa gitmeyecek saptamalarda bulundukça, buna göre birilerine zaman zaman acı eleştiriler yönelttikçe düşman kazandığımı biliyorum. Yalan söyleyerek dost kazanmaktansa doğruyu söyleyerek düşman kazanalım. Ama bu işe bir çare bulmak gerekir. Hangi işe mi? Bu sorunsuzluk işine, daha doğrusu sorunsuzluk ve sorumsuzluk işine. Gençler yetişiyor, onlar bazı şeyleri daha iyi yapacaklar diye boş umutlar ürettiğimiz oluyor. Ne var ki deneylerimiz bize gençlerin de yaşlılardan daha iyi olmadığını gösteriyor. Elbet onların azçok değişik bir görünüm ortaya koydukları kesin. Hiç değilse uyumadan durabiliyorlar ya da gerektiğinde gözü açık uyuyabiliyorlar. Sen hiç uyumuyor musun beyamca diyeceksiniz. Ben de uyuyorum, dinleyici sıralarında uyuyorum. Bakıyorum ki bir meslektaş elindeki yazıyı saatte yüz elli kilometre hızla gırgırlamaya başlamış, içim o an geçiveriyor. Geçenlerde Kastamonu’da böyle bir toplantıda dalmış gitmişim. Uyandım ki kızlar bana bakıp gülüyorlar. Onlara gülümseyerek bir selam verdim ve uyumamı sürdürdüm. İşte böyle!

CEVAP VER