Zibidiegemen

PAYLAŞ

Kızımız “aktivist”miş ne demekse. Batılılar siyasette şiddete başvuranları böyle adlandırıyorlar yanılmıyorsam. Olsun, o da gerekir. “Aktivist” kızımız televizyonda bülbüller gibi şakıyor, erkeklerimizin son birkaç yıldır kadınları koyun boğazlar gibi boğazlamasını erkekegemenlikle açıklıyor. Erkeğin egemen olduğu bir toplumda yaşıyoruz demek ki. Oysa şöyle çevreye bir göz attığımızda erkeğin hiçbir şeye, kendine bile egemen olmadığını görüyoruz. Siz şöyle sağınıza solunuza baktığınızda kaç gerçek “erkek adam” belirleyebiliyorsunuz? Efendim? Egemen erkek kadınları mı boğazlar? Yarı aydınlarımız çok biliyorlar. Sorun erkekegemenlik sorunu değil, bu toplum insanının çok kötü hastalanmış olduğu sorunudur. Gazete haberleri, televizyon haberleri, ayrıca gazetelerin ve televizyonların kendileri bu durumu açık açık ortaya koyuyor.

İki delikanlı bir dükkana soygun yapmaya girdiler. Ekrandan izliyoruz. Biri kasayı soymaya başlarken öbürü arkadaşının cebinden cüzdanı çekti. Bunu biz gençliğimizde Toto’nun ya da Fernandel’in filmlerinde görmüş olsaydık katıla katıla gülerdik ve palavranın bu kadarı olmaz derdik. Bir aile otomobille İstanbul’dan Ankara yönüne gidiyor. O sırada bir trafik kazasına raslıyorlar. Enişte ya da kayınbirader, her neyse, ben inip şuna bir bakayım diyor. Nasıl oluyorsa bir süre sonra öbürleri gazlayıp gidiyorlar. Adam cep telefonuyla arıyor gidenleri. Biz diyorlar epeyce yol aldık, geri dönemeyiz, sen başının çaresine bak. Bunu da Toto’nun ya da Fernandel’in filmlerinde görmüş olsaydık karnımızı tuta tuta gülerdik ve olmaz böyle şey derdik. Adamın birini gözlem için akıl hastanesinde bir delinin yanına koyuyorlar, o deli adamın iki gözünü parmaklarıyla oyup çıkarıyor. Delidir yapar demeyin, ben de deliyim bilirim, deliliğin de bir ölçüsü vardır. Deli her şeyi yapabilen insan değildir. Bütün bunlar bu toplumda her gün görmeye ve işitmeye alıştığımız şeyler. Ve bütün bunlar toplumun hastalanmışlığına tanıklık ediyor.

Hangi sağlıklı erkek egemen olmak adına beş yıl önce ayrıldığı kadının namusunu konu edinir de o kadını bir tenhada kıstırıp kıtır kıtır keser? Bunun karşılığı da en azından hafifletici nedenlerle sekiz on yıl yatmak olduğu zaman hele? On tane üç yüz altmış beş günü kapalı kapılar ardında geçirdiğinizi düşünün bir. Görmek istemediğiniz pekçok insanla bir aradasınız ve görmek istediklerinizi göremiyorsunuz. Ülkü uğruna, siyaset adına ya da kafanıza göre insanlığa hizmet yolunda elli yıl da yatarsınız ama aklınız başınızdaysa bir kadını ya da herhangi bir insanı doğramış biri olarak on yılı hapishanede zor geçirirsiniz. Ne kadar duyarsız olursanız olun yaşamına en çirkin biçimlerde son verdiğiniz kişi ikide bir gözünüzün önüne gelecektir. Acaba?

Bir toplum hastalandıysa onu iyileştirmek toplumun önde gelenlerine, aklı başında insanlarına düşer. Bir toplumu iyileştirmek tıpkı bir insan bireyini iyileştirmek gibi çileli ve uzun zaman alacak bir iştir. Sorunu yalan yanlış kavramlara götürerek çözmeye kalkarsanız hiçbir sonuç elde edemezsiniz. Erkekegemenlikle ya da mahalle baskısıyla falan çözmeye kalktığınız sorun döner dolaşır gene sizi vurur. Sorunlu durumlara dosdoğru açıklamalar getirmek zorundasınız. Yoksa her kişi kendi kafasına göre bir çözüm yolu bulabilir. Bu çıkmaz yollarından giderek hiçbir şeyi çözemezsiniz. Söylesin bakalım “aktivist” kardeşimiz, nasıl çözecek bu erkekegemenlik sorununu? Başka toplumlarda, en ilkel toplumlarda bile erkekler bu anlamda “egemen” değilken, yamyam toplumlar bile artık insan eti yemekten utanırken nasıl oluyor da bizim toplumumuzda insanlar ruhlarını akıttıkları kanlarla beslemeye çalışıyorlar?

Ben toplumdaki bir aksamayı önce kendimde ararım. Toplum bir dönem tembelliklerle sarılmışsa kendimde tembellikler aramaya kalkarım. Ben de bilirim kalıp düşüncelerle yargılar ortaya koymayı ama bunun kimseye bir yararı olmayacağı kesindir. Ben kadıncılığa falan inanan biri de değilim. Ben insan olmaya inanırım, kadınlığın da erkekliğin de üstünde insan olmak diye bir şeyin olması gerektiğine inanırım. Eğer insan olmak kadın olmanın ve erkek olmanın altında kalmışsa vay bize! Bu yüzden dostlarım bugün bizim kendimize alıcı gözle bakmaya, kendi üzerimize çok ayrıntılı düşünmeye büyük bir gereksinimimiz var. Bunu yapamazsak iler tutar yeri olmayan bir takım açıklamalarla kendi kafamızı karıştırdığımız gibi başkalarının kafalarını da karıştırırız. Sapır sapır dökülen bir toplumda, tepeden tırnağa sorunlara bulanmış bir toplumda her şeyin son derece iyi olduğunu söylemek de olasıdır ama önemli olan doğru tanı ve etkili iyileştirmedir.

CEVAP VER